وَيَا قَوْمِ اَوْفُوا الْمِكْيَالَ وَالْم۪يزَانَ بِالْقِسْطِ وَلَا تَبْخَسُوا النَّاسَ اَشْيَٓاءَهُمْ وَلَا تَعْثَوْا فِي الْاَرْضِ مُفْسِد۪ينَ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Hûd Sûresi, 85. Ayet
Daralt
X
-
Etiketler: bozgunculuk, hud suresi 85. ayet, adalet, ölçü, hud 85, hud suresi, kavim, topluluk, halk, arz
-
Ey kavmim! Ölçüyü, tartıyı adaletle tam yapın; insanlann mallannın değerini düşürmeyin, yeryüzünde bozgunculuk yaparak kanşıklık çıkarmayın.
Ey kavmim! Ölçüyü, tartıyı adaletle tam yapın; insanların mallarının değerini düşürmeyin. Cenab-ı Hak bu ayette de özellikle ölçü ve tartı konusuna temas etmektedir, çünkü onlar ölçüde hile yapıyor, tartıyı da noksan tutuyorlardı, bu iki şeye düşkün idiler ve söylediğimiz gibi bu ikisinde faiz cereyan ediyordu.
İnsanların mallarının değerini düşürmeyin. Bu ayet, müşterinin teslim almasından önce de malın sahibi olduğuna işaret eder. Çünkü Cenab-ı Hak insanların mallarının değerini düşürmeyin buyurmakta, malları insanlara nispet etmektedir. Eğer o mala sahip olmamış olsalardı, onların malı sayılmaması, ancak satıcının malı olması gerekirdi ve satıcı ancak kendi malını eksiltmiş olurdu.
Yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın. Bu ayet başka bir yerde şu şekildedir: "Islah edilmesinden sonra yeryüzünde bozgunculuk yapmayın".
Yorumu Yorumla
-
Ve yâ kavmi (وَيَا قَوْمِ)
Sözcüğün kökeni ke-ve-me harflerine dayanır. İbn Fâris, bu kökün temel manasının "ayağa kalkmak, dikilmek ve bir şeyi ayakta tutmak" olduğunu belirtir. Bir grup insanın bir amaç veya lider etrafında toplanıp "ayaklanması" sonucu "kavm" kelimesi oluşmuştur. Râgıb el-İsfahânî, "kavm" kelimesinin başlangıçta sadece erkekler için kullanıldığını, ancak zamanla bir topluluğu oluşturan tüm bireyleri kapsayan sosyolojik bir terime dönüştüğünü ifade eder. Toshihiko Izutsu, bu hitabın Kur'an'ın "peygamber-toplum" diyaloglarında merkezi bir yer tuttuğunu; peygamberin kendi kabilevi bağlarını (asabiyet) kullanarak muhataplarına hem şefkatle hem de teolojik bir sorumlulukla seslendiğini belirtir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu hitabın Şuayb peygamberin kavmine karşı duyduğu "içsel yakınlığı" ve onların helakini istemeyen merhametli duruşunu simgeleyen edebi bir nida olduğunu vurgular.
Evfû (أَوْفُوا)
Sözcüğün kökeni ve-fe-ye köküne dayanır. İbn Fâris, bu kökün temel manasının "tamamlamak, noksansız hale getirmek ve bir şeyin bütünlüğünü korumak" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "vifa" kavramının bir sözü veya borcu noksansız yerine getirmek olduğunu; "ivfa"nın ise hakkı tam olarak vermek manasına geldiğini ifade eder. Prof. Dr. Sadık Kılıç, bu eylemi ontolojik bir "dürüstlük ve sadakat" ilkesi olarak tahlil eder. Kılıç'a göre "evfû" emri, insanın eşya ve diğer insanlarla olan ilişkisindeki "hakikat ölçüsünü" noksansız koruması gerektiğini vurgulayan varoluşsal bir yükümlülüktür. Toshihiko Izutsu, kelimenin Kur'an'ın etik yapısında "ahde vefa" ile olan bağına dikkat çekerek, ticari dürüstlüğün aslında ilahi sözleşmenin (misak) bir parçası olarak konumlandırıldığını belirtir.
El-Mikyâle (الْمِكْيَالَ)
Sözcüğün kökeni ke-ye-le harflerine dayanır. İbn Fâris, bu kökün temel manasının "hacimsel bir ölçü birimiyle bir şeyi takdir etmek" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "mikyâl" kelimesinin tahıl gibi kuru maddeleri ölçmek için kullanılan araç ve bu eylemin kendisi olduğunu ifade eder. Arthur Jeffery, kelimenin Arapça kökenli olduğunu ancak bölgedeki ticari dillerde de benzer kullanımların bulunduğunu belirtir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, mikyâl kelimesinin Medyen toplumundaki ekonomik düzenin ve toplumsal güvenin sembolü olduğunu; bu ölçünün bozulmasının sadece ticari bir hile değil, toplumsal bir çöküşün (anomi) başlangıcı olduğunu analiz eder.
El-Mîzâne (الْمِيزَانَ)
Sözcüğün kökeni ve-ze-ne köküne dayanır. İbn Fâris, bu kökün temel manasının "bir şeyin ağırlığını tespit etmek, dengelemek ve iki şeyi eşit tutmak" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "mizan" kelimesinin tartı aleti anlamına geldiğini ancak manevi bağlamda "adalet ve hakkaniyet" kavramlarını temsil ettiğini vurgular. Toshihiko Izutsu, mizanı Kur'an'ın "kozmik denge" tasavvuruyla ilişkilendirir. Izutsu'ya göre mizan, sadece bir ticaret aracı değil, Allah'ın kainata koyduğu "mutlak ölçü"nün yeryüzündeki sosyal ve hukuki izdüşümüdür. Prof. Dr. Sadık Kılıç, mizanı "insanın adaletle olan ontolojik bağı" olarak tanımlar; tartıda hile yapmak, bu büyük dengeden sapmak anlamına gelir.
Bil-Kıstı (بِالْقِسْطِ)
Sözcüğün kökeni ke-se-te harflerine dayanır. İbn Fâris, bu kökün temel manasının "adaletle bölüştürmek ve bir şeyden pay ayırmak" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "kıst" kavramını "cevr" (haksızlık) kelimesinin zıddı olarak tanımlar ve bunun "noksansız ve adil bir taksimat" olduğunu ifade eder. Arthur Jeffery, kelimenin kökenine dair yaptığı çalışmada, bu kelimenin Aramice "kısta" veya Grekçe "xestes" (bir ölçü birimi) kelimeleriyle semantik bir ilişkisi olabileceğini belirtir. Toshihiko Izutsu, kıst kelimesinin Kur'an'da adaletin somut ve uygulanabilir halini temsil ettiğini; soyut bir dürüstlükten ziyade, hakların fiilen teslim edilmesini (distributive justice) simgelediğini analiz eder.
Lâ Tebhasu (وَلَا تَبْخَسُوا)
Sözcüğün kökeni be-hı-se köküne dayanır. İbn Fâris, bu kökün temel manasının "bir şeyi olduğundan daha az göstermek, değerini düşürmek ve eksiltmek" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "bahs" eyleminin bir malın kalitesini veya miktarını kasten düşük göstererek muhatabı zarara uğratmak (haksız kazanç) olduğunu ifade eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu fiilin kullanımının sadece tartıda eksik vermek değil, aynı zamanda insanların emeklerini, haklarını ve sosyal statülerini "değersizleştirme" (exploitation) eylemini de kapsayan geniş bir ahlaki eleştiri olduğunu vurgular. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), kelimenin seçilmesinin Medyen toplumundaki ekonomik sömürü düzenini ve başkasının hakkına el koyma psikolojisini çok güçlü bir şekilde resmettiğini belirtir.
En-Nâse (النَّاسَ)
Sözcüğün kökeni ne-ve-se harflerine dayanır. İbn Fâris, bu kökün temel manasının "hareket etmek, dalgalanmak ve sarsılmak" olduğunu; insanın sosyal bir varlık olarak sürekli hareket halinde olması sebebiyle bu ismi aldığını belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "nas" kelimesinin insan topluluğunu ifade ettiğini ve beşeriyetin sosyal boyutuna işaret ettiğini vurgular. Toshihiko Izutsu, bu kelimenin ayette zikredilmesinin, yapılan haksızlığın sadece bireysel değil, "toplumsal bir muhatabı" (sosyal dokuyu) hedef aldığını gösterdiğini ifade eder. Prof. Dr. Sadık Kılıç, "nas" kavramını ontolojik bir "bir arada olma" hali olarak tahlil eder.
Eşyâehum (أَشْيَاءَهُمْ)
Sözcüğün kökeni şe-ye-e köküne dayanır. İbn Fâris, bu kökün temel manasının "istemek, irade etmek ve varetmek" olduğunu belirtir; "şey" (eşyanın tekili), irade edilen her türlü varlık ve nesne demektir. Râgıb el-İsfahânî, "eşya" kelimesinin burada sadece maddi malları değil, insanların sahip olduğu tüm maddi-manevi değerleri, hakları ve imkanları kapsadığını ifade eder. Prof. Dr. Sadık Kılıç, bu kelimeyi insanın varoluşsal "mülkiyeti" ve "kazanımları" olarak tahlil eder. Kılıç'a göre eşyaya yönelik her türlü "bahs" (eksiltme), insanın dünyadaki varlık alanına yönelik bir müdahaledir.
Lâ Ta’sev (وَلَا تَعْثَوْا)
Sözcüğün kökeni ayn-se-ye harflerine dayanır. İbn Fâris, bu kökün temel manasının "bozulmanın ve fesadın en şiddetli hali" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "asy" (veya asv) kelimesinin bir şeyin yapısını kökten bozmak ve toplumsal nizamı altüst etmek olduğunu; bunun "fesad" kelimesinden daha ileri bir aşamayı temsil ettiğini ifade eder. Toshihiko Izutsu, bu fiilin Medyen toplumunun içine düştüğü "anarşik" ve "kuralsız" tutumu nitelediğini; ekonomik hilenin bir süre sonra tüm toplumsal bağları çürüten bir "azgınlığa" dönüştüğünü vurgular. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu ifadenin muhatapların sadece ticari değil, ahlaki ve hukuki tüm sınırları pervasızca çiğnediklerini gösteren edebi bir uyarı olduğunu belirtir.
El-Ardı (الْأَرْضِ)
Sözcüğün kökeni e-re-de harflerine dayanır. İbn Fâris, bu kökün temel manasının "alt taraf, zemin ve her şeyin dayanağı olan yer" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "ard" kelimesinin insanın üzerinde yaşadığı yeryüzünü ve toplumsal hayatın geçtiği sahneyi ifade ettiğini vurgular. Prof. Dr. Sadık Kılıç, arzı "varoluşun imkan alanı" olarak tahlil eder. Kılıç'a göre yeryüzünde çıkarılan her türlü bozgunculuk, bu imkan alanının daraltılması ve ilahi nizamın tahrif edilmesidir. Toshihiko Izutsu, arz kavramının burada sosyal düzenin ve kozmik adaletin tecelli etmesi gereken "mekânsal zemin" olarak konumlandırıldığını belirtir.
Mufsidîn (مُفْسِدِينَ)
Sözcüğün kökeni fe-se-de köküne dayanır. İbn Fâris, bu kökün temel manasının "dengenin kaybolması, bir şeyin aslından uzaklaşarak bozulması ve kokuşması" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "fesad" kavramını bir şeyin itidali aşarak yararsız ve zararlı hale gelmesi olarak tanımlar; bu kelime "ıslah" (düzeltme) kelimesinin tam zıddıdır. Toshihiko Izutsu, "mufsidîn" nitelemesinin Medyen toplumu için bir "hal" (state) bildirimi olduğunu; onların artık iyileşme kabiliyetini yitirmiş, sistemli bir bozgunculuğu yaşam tarzı haline getirmiş bir kitle olduklarını ifade eder. Prof. Dr. Sadık Kılıç, fesadı ontolojik bir "kaos" ve "varlık daralması" olarak görür; mufsidîn ise bu kaosu besleyen, varlığın selametini tehdit eden öznelerdir.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla