Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Hûd Sûresi, 81. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Hûd Sûresi, 81. Ayet

    قَالُوا يَا لُوطُ اِنَّا رُسُلُ رَبِّكَ لَنْ يَصِلُٓوا اِلَيْكَ فَاَسْرِ بِاَهْلِكَ بِقِطْعٍ مِنَ الَّيْلِ وَلَا يَلْتَفِتْ مِنْكُمْ اَحَدٌ اِلَّا امْرَاَتَكَۜ اِنَّهُ مُص۪يبُهَا مَٓا اَصَابَهُمْۜ اِنَّ مَوْعِدَهُمُ الصُّبْحُۜ اَلَيْسَ الصُّبْحُ بِقَر۪يبٍ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Kâlû yâ lûtu innâ rusulu rabbike len yasilû ileyk(e)(s) feesri bi-ehlike bikit’in mine-lleyli velâ yeltefit minkum ehadun illâ imraetek(e)(s) innehu musîbuhâ mâ esâbehum(c) inne mev’idehumu-ssubh(u)(c) eleyse-ssubhu bikarîb(in)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      Elçiler 'Ey Lut! Biz Rabb'inin elçileriyiz. Onlar sana asla dokunamayacaklar. Sen gecenin bir vaktinde ailenle birlikte yola çık. Eşin hariç, sizden hiç kimse geride kalmasın. Çünkü onlann başına gelecek olan, şüphesiz onun başına da gelecektir. Onlar için belirlenen zaman, sabah vaktidir. Sabah da yakın, değil mi?' dediler.

      Elçiler dediler ki: Ey Lôt! Biz Rabb'inin elçileriyiz. Onlar sana asla dokunaınayacaklar. Denildi ki: Buradaki onlar sana asla dokunamayacaklar, sözünü melekler Lut'a, adamların gözlerini silme kör ettiklerinde söylemişlerdi. Nitekim başka bir ayette Cenab-ı Hak şöyle buyurur: "Üstelik onun misafirleriyle ilgili çirkin bir talepte bulundular. Biz de gözlerini silme kör ediverdik; tadın bakalım azabımı ve uyardığım sonuçları!". Bazıları şöyle dedi: Melekler bu sözü Lut'a, adamların gözlerini dümdüz ettiklerinde onların, 'misafirlerin gözlerimize büyü yaptılar, sen ve ailen yarın başınıza neler gelecek göreceksiniz' diyerek Lut'u korkuttuklarında söylemişlerdi. İşte o sırada melekler, onlar yarın sana asla dokunamayacaklar, çünkü helak edilecekler, demişlerdi. "Keşke benim size karşı koyacak bir gücüm olsaydı veya güçlü bir desteğe dayanabilseydim" mealindeki ayet-i kerime, onların Lut'a kastetmek istediklerinde ve onu korkuttuklarında söylediğine işaret eder. Görmez misin ki melekler Lut'a, onlar sana asla dokunamayacaklar, demişlerdi. Dolayısıyla bu husus, bizim söylediğimiz gibidir.

      Sen gecenin bir vaktinde ailenle birlikte yola çık. Buradaki gecenin bir vakti mealindeki beyanla gecenin sonunun, yani seher vaktinin kastedildiği söylenmiştir. Buna, gecenin son üçte biri veya dörtte biri kaldığında diye de mana verilmiştir. Bunların hepsi aynı manaya gelir. En doğrusunu Allah bilir.

      Eşin hariç, sizden hiç kimse geride kalmasın. Denildi ki: Eşinden başka hiç kimse sizden geri kalmasın, çünkü eşi geride kalmış ve insanların başına gelen onun da başına gelmişti. Bazıları, geride kalmasın anlamındaki "ve la yeltefıt" (وَلَا يَلْتَفِتْ), geride kalmak ve olan bitene bakmak manasına geldiğini söyler. Şöyle de söylendi: Eşin hariç, kimse sana tabi olmayı sakın bırakmasın, çünkü eşin sana tabi olmayacak ve insanların başına gelen onun da başına gelecek. Eşin hariç, sizden hiç kimse geride kalmasın mealindeki ayet muhtemelen geri kalmayı yasaklamak anlamındadır; yani kimse geri durmasın, demektir. Haber anlamına gelmesi de muhtemeldir; yani sözü edilen kişi, yani eşin hariç kimse geri kalmayacak, demektir. Bu, eşinin Lut'a muhalif olduğunun alametidir.

      Onlar için belirlenen zaman, sabah vaktidir. Dediler ki: Sabah yakın değil mi? Lut aleyhisselam onların azap edileceği zaman dilimi olduğu için sanki sabahı geciktirmek istiyordu. Yine dediler ki: Sabah yakın değil mi? Bu, Lut tarafından söylenmiş idi. Hz. Lut insanların içinde iken ve misafirlerinin beldenin altını üstüne getireceklerini bildiği halde böyle bir söz söylemesi ihtimali yoktur. En doğrusunu Allah bilir ya, bunu kendisini ve ailesini oradan çıkardıktan sonra söylemiş olmalıdır. İşte o zaman söyleyeceğini söyledi ve onlara azabın gecikmesini istedi. En doğrusunu Allah bilir.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Kâlu (قَالُوا)

        Sözcüğün kökeni ke-ve-le köküne dayanır. İbn Fâris, bu kökün temel anlamının sesleri ve harfleri bir araya getirerek bir manayı dışa vurmak ve telaffuz etmek olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "kavl" kavramının zihindeki soyut düşüncelerin dil vasıtasıyla somutlaşması olduğunu ifade eder. Toshihiko Izutsu, ayetteki bu fiilin, elçilerin (meleklerin) Lût peygamberin çaresizliğini sona erdiren ve onun üzerindeki beşerî korkuyu teolojik bir güvene dönüştüren bir "kimlik beyanı" olduğunu belirtir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu ifadenin anlatıda "insani kriz" aşamasından "ilahi müdahale" aşamasına geçişi sağlayan anahtar kelime olduğunu analiz eder.

        Yâ Lûtu (يَا لُوطُ)

        Özel bir isimdir. El-Cevâlîkî ve Celaleddin el-Suyuti, bu ismin Arapça olmadığını, yabancı (a'cemî) kökenli bir isim olduğunu belirtirler. Arthur Jeffery, Lût isminin İbranice Lot (örtü/peçe) kökenli olduğunu ve Kur'an'ın bu ismi bölgedeki köklü peygamberlik silsilesinin bir parçası olarak kullandığını ifade eder. Angelika Neuwirth, bu nida ile hitap edilmesinin, Lût peygamberin o ana kadar yaşadığı "mağlubiyet" hissini dağıtan ve onu ilahi operasyonun merkezi aktörü haline getiren bir "seçilmişlik" vurgusu taşıdığını belirtir.

        Rusulu Rabbike (رُسُلُ رَبِّكَ)

        Re-se-le ve ra-be-be köklerinden oluşur. İbn Fâris, re-se-le kökünün temel manasının "göndermek, serbest bırakmak ve birinin ardından diğerini eklemek" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "resul" kelimesini ilahi bir mesajı veya görevi ulaştırmak için gönderilen melekler veya insanlar olarak tanımlar. Arthur Jeffery, kelimenin teknik kullanımının Yakın Doğu monoteist geleneklerindeki "gönderilmiş" (apostle) kavramıyla semantik bir bütünlük içinde olduğunu belirtir. Toshihiko Izutsu, "Rabbike" (Senin Rabbin) tamlamasının, elçilerin sunduğu bu yardımın doğrudan Lût’un bağlı olduğu ilahi otoriteden (Rabb) geldiğini tescilleyen bir "meşruiyet ve güç" beyanı olduğunu ifade eder.

        Len Yesilû (لَنْ يَصِلُوا)

        Sözcüğün kökeni vav-sad-le köküne dayanır. İbn Fâris, bu kökün temel manasının "iki şeyi birbirine bitişecek şekilde ulaştırmak ve birleştirmek" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "vusul" kavramının burada bir nesnenin hedefine varması manasında kullanıldığını, "len" edatıyla birlikte ise bu varışın mutlak olarak engellendiğini ifade eder. Prof. Dr. Sadık Kılıç, bu ifadeyi ontolojik bir "dokunulmazlık" ilanı olarak tahlil eder. Kılıç'a göre bu kelime, saldırganların fiziksel gücü ile elçilerin ilahi mahiyeti arasında aşılması imkansız bir "varlık boşluğu" (hijâb) oluşturulduğunu simgeler.

        Fe-esri (فأَسْرِ)

        Sözcüğün kökeni se-ra-ye köküne dayanır. İbn Fâris, bu kökün temel manasının "gece yolculuğu yapmak" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "esrâ" fiilinin birini geceleyin bir yerden bir yere gizlice götürmek veya yola çıkarmak anlamına geldiğini vurgular. Arthur Jeffery, kelimenin Aramice sh'ra (serbest bırakmak/yola çıkmak) köküyle semantik bir paralellik taşıdığını belirtir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu emrin Lût ve müminler için "felaketten kaçış" değil, ilahi bir plan dahilinde gerçekleştirilen "stratejik bir hicret" olduğunu; eylemin geceye tahsis edilmesinin ise gizliliği ve güvenliği pekiştirdiğini ifade eder.

        Bi-kıt'ın mine'l-leyli (بِقِطْعٍ مِّنَ اللَّيْلِ)

        Kaf-tı-ayn ve lam-ye-lam köklerinden oluşur. İbn Fâris, kaf-tı-ayn kökünün temel manasının "kesmek ve parçalara ayırmak" olduğunu; gecenin bir "kıtası" (parçası) ifadesinin de vaktin ilerlemiş, zifiri karanlık bir dilimini temsil ettiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "kıt'un mine'l-leyl" tabirinin, gecenin ortasından sabaha kadar olan en derin ve karanlık kısmını ifade ettiğini vurgular. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), bu nitelemenin, kurtuluş operasyonunun sessizlik ve mutlak bir örtü altında yapılmasını zorunlu kılan o "atmosferik derinliği" kusursuzca resmettiğini belirtir.

        Lâ yeltefit (وَلَا يَلْتَفِتْ)

        Sözcüğün kökeni le-fe-te köküne dayanır. İbn Fâris, bu kökün temel manasının "çevirmek, bükmek ve yüzünü bir yönden başka yöne döndürmek" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "iltifat" eyleminin zihnin veya bedenin geride kalan bir şeye yönelmesi olduğunu ifade eder. Toshihiko Izutsu, bu yasağın semantik bir "kopuş" anlamına geldiğini belirtir. Izutsu'ya göre "bakmama" emri, kurtulanların helak olan toplumla, onların geçmişiyle ve acılarıyla tüm duygusal ve varoluşsal bağlarını kesin olarak koparmaları gerektiğini temsil eden teolojik bir sınırdır.

        İmreeteke (امْرَأَتَكَ)

        Kökü me-re-e harflerine dayanır. İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "insan, erlik ve bir şeyin mahiyeti" ile ilişkili olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "imreet" kelimesinin burada özellikle Hz. Lût'un eşine işaret ettiğini ve istisna edatıyla (illâ) birlikte zikredilmesinin, onun helak edileceklerin kaderine dahil edildiğini gösterdiğini vurgular. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu isimlendirmenin onun sadakat ve inanç birliği ekseninde "zevce" (eş) olma vasfını yitirdiğini, sadece biyolojik/hukuki bir "kadın" (imreet) olarak helak çemberinde kaldığını analiz eder.

        Musîbuhâ (مُصِيبُهَا) / Asâbehum (أَصَابَهُمْ)

        Sözcüğün kökeni sad-vav-be köküne dayanır. İbn Fâris, bu kökün temel manasının "bir hedefe isabet etmek" ve "yukarıdan aşağıya inmek" (yağmur gibi) olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "musibet" kavramının insana isabet eden ve kaçınılması imkansız olan olaylar için kullanıldığını ifade eder. Prof. Dr. Sadık Kılıç, bu kelimenin seçilmesini, azabın rastgele bir felaket değil, suçluların (ve Lût'un eşinin) üzerine tam isabet eden "ilahi bir hedefleme" ve ontolojik bir karşılık (ceza) olduğunu tahlil eder.

        Mev'idehumu's-subhu (مَوْعِدَهُمُ الصُّبْحُ)

        Vav-ayn-dal ve sad-be-ha köklerinden oluşur. İbn Fâris, vav-ayn-dal'ın "kesin söz ve belirlenmiş vakit", sad-be-ha'nın ise "ışığın ve sabahın belirmesi" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "mev'id" kelimesinin burada azabın infaz edileceği "randevu vakti" olduğunu ifade eder. Toshihiko Izutsu, sabahın (subh) Kur'an'ın semantik dünyasında normalde "aydınlık ve umut" anlamına geldiğini, ancak burada zalimlerin helaki için bir "mühlet sınırı" (deadline) olarak konumlandırılarak dramatik bir ironi oluşturduğunu belirtir.

        Karîb (بِقَرِيبٍ)

        Sözcüğün kökeni ke-re-be köküne dayanır. İbn Fâris, bu kökün temel manasının "mesafenin kısalığı ve bir şeye çok yaklaşmak" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "kurb" kavramının hem mekânsal hem de zaman açısından kaçınılmazlığı ifade ettiğini vurgular. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, "Sabah yakın değil mi?" sorusunun, bir yandan Lût peygamberin sabırsızlığına bir teselli, diğer yandan zalimlerin geri sayımının bitmek üzere olduğunu haber veren sarsıcı bir teolojik kesinlik olduğunu analiz eder.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X