Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Hûd Sûresi, 79. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Hûd Sûresi, 79. Ayet

    قَالُوا لَقَدْ عَلِمْتَ مَا لَنَا ف۪ي بَنَاتِكَ مِنْ حَقٍّۚ وَاِنَّكَ لَتَعْلَمُ مَا نُر۪يدُ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Kâlû lekad ‘alimte mâ lenâ fî benâtike min hakkin ve-inneke leta’lemu mâ nurîd(u)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      Sen de biliyorsun ki bizim senin kızlannda gözümüz yok. Bizim ne istediğimizi pekala biliyorsun, dediler.

      Sen de biliyorsun ki bizim senin kızlarında gözümüz yok. Belirttiğimiz ilci yoruma göre buradaki hak kelimesi, nikah hakkı veya yararlanma hakkı anlamına gelir. Bazı yorumlarda hak kelimesine ihtiyaç manası verilmiştir. Buna göre bütün müfessirler bizim senin kızlarında gözümüz yok mealindeki ayette geçen hak kelimesine ihtiyacımız yok manasını verdiler. Bizim ne istediğimizi pekala biliyorsun. Bu sözle onlar misafirlere talip olduklarını söylüyorlardı.

      Bizim senin kızlarında gözümüz yok. En doğrusunu Allah bilir ya, bu beyanın yorumu şöyledir: Sen de biliyorsun ki, misafirlerinde hakkımız olmadığı gibi kızlarında da hakkımız yok; böyleyken kızlarını bize teklif ederek misafirlerini almamıza neden engel oluyorsun? Aynen misafirler gibi kızlarında da hakkımız yok. En doğrusunu Allah bilir.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Kâlu (قَالُوا)

        Kök: ke-ve-le. İbn Fâris, bu kökün temel anlamının sesleri ve harfleri bir araya getirerek bir manayı dışa vurmak, telaffuz etmek olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "kavl" kavramının zihindeki soyut düşüncelerin dil vasıtasıyla somutlaşması olduğunu ifade eder. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın diyalog yapısında "kâlu" fiilinin, muhatapların kendi iradelerini ve sapkın tercihlerini peygambere karşı bir "karar" olarak ilan ettikleri bir beyan dili olduğunu vurgular. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu ifadenin kavmin Lût’un az önceki meşru evlilik teklifini kesin bir dille reddettiğini ve kendi arzularını merkeze alan bir küstahlık taşıdığını belirtir.

        Alimte (عَلِمْتَ)

        Kök: ayn-le-me. İbn Fâris, bu kökün temel manasının "alamet ve iz bırakmak" olduğunu, bilginin de zihinde kalıcı bir iz bırakması sebebiyle bu ismi aldığını belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "ilm" kavramını bir şeyin hakikatini bizzat kavramak ve zihinsel kesinliğe ulaşmak olarak tanımlar. Toshihiko Izutsu, ayetteki "Zaten biliyorsun" (lekad alimte) vurgusunun, peygamberin kendi toplumunun sapkın karakterini ve değişmez tercihlerini çok iyi tanıdığına dair bir itiraf olduğunu ifade eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu kullanımın peygamber ile kavmi arasındaki "iletişimsizliğin" zirvesi olduğunu; onların "sen bizi biliyorsun, biz buyuz" diyerek kendi sapkınlıklarını meşrulaştırmaya çalışan küstahça bir epistemolojik kesinlik sergilediklerini analiz eder.

        Benâtike (بَنَاتِكَ)

        Kök: be-ne-ye. İbn Fâris, bu kökün temel manasının "inşa etmek ve bir asıldan dallanıp budaklanmak" olduğunu; çocukların da ebeveynin bir devamı ve inşası olduğu için bu ismi aldığını belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "bint" (kız evlat) kelimesinin burada peygamberin teklif ettiği meşru nikah imkanını veya manevi olarak toplumun kadınlarını ifade edebileceğini belirtir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kavmin "senin kızlarında bizim bir hakkımız/işimiz yok" demesinin, fıtri ve meşru olan karşı cinse duyulan arzuya dair her türlü kapıyı kasten kapattıklarını gösteren radikal bir reddediş dili olduğunu vurgular.

        Hakkin (حَقٍّ)

        Kök: ha-ka-ka. İbn Fâris, bu kökün temel manasının "bir şeyin yerli yerine oturması, sabit, gerçek ve sarsılmaz olması" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "hak" kavramını hem bir gerçeği ifade etmek hem de birinin üzerindeki meşru payı ve ilgiyi temsil etmek için kullanır. Toshihiko Izutsu, ayetteki "senin kızların üzerinde bir hakkımız/isteğimiz yok" ifadesinin, kavmin zihnindeki "arzulanır olan" (hak/değer) algısının tamamen saptığını gösteren bir kullanım olduğunu ifade eder. Prof. Dr. Sadık Kılıç, bu ifadeyi ontolojik bir "hakikat kayması" olarak tahlil eder; zira muhataplar fıtri ve hukuki bir birleşmeyi (evliliği) kendileri için bir "hak" veya "arzu nesnesi" olarak görmemektedirler.

        Nurîd (نُرِيدُ)

        Kök: ra-ve-de. İbn Fâris, bu kökün temel manasının "gelip gitmek ve bir şeyi aramak, talep etmek" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "irade" kavramını nefsin bir şeyi diğerine tercih edip ona güçlü bir şekilde yönelmesi olarak tanımlar. Toshihiko Izutsu, ayetin sonundaki "Sen bizim ne istediğimizi çok iyi biliyorsun" (mâ nurîd) vurgusunun, kavmin sapkın arzularını artık gizleme gereği duymayan, aksine bunu bir "kimlik tercihi" ve "şiddetli bir talep" olarak peygamberin yüzüne çarpan meydan okuyucu bir irade beyanı olduğunu belirtir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu fiilin kullanımının, muhatapların ahlaki sınırları tamamen yıktığını ve artık "ikna" edilmeye kapalı, sadece kendi süfli tutkularının peşinde koşan bir kitleye dönüştüklerini resmettiğini vurgular.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X