Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Hûd Sûresi, 78. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Hûd Sûresi, 78. Ayet

    وَجَٓاءَهُ قَوْمُهُ يُهْرَعُونَ اِلَيْهِ وَمِنْ قَبْلُ كَانُوا يَعْمَلُونَ السَّيِّـَٔاتِۜ قَالَ يَا قَوْمِ هٰٓؤُ۬لَٓاءِ بَنَات۪ي هُنَّ اَطْهَرُ لَكُمْ فَاتَّقُوا اللّٰهَ وَلَا تُخْزُونِ ف۪ي ضَيْف۪يۜ اَلَيْسَ مِنْكُمْ رَجُلٌ رَش۪يدٌ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Vecâehu kavmuhu yuhra’ûne ileyhi vemin kablu kânû ya’melûne-sseyyi-ât(i)(c) kâle yâ kavmi hâulâ-i benâtî hunne atheru lekum(s) fettekû(A)llâhe velâ tuḣzûni fî dayfî(s) eleyse minkum raculun raşîd(un)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      Lut'un kavmi koşarak ona geldi. Daha önce de o çirkin işleri yapıyorlardı. Lut, 'Ey kavmim! Şunlar kızlanm; sizin için en nezih olanı onlarla evlenmektir. Allah'tan korkun ve misafirlerimin önünde beni rezil etmeyin! içinizde aklı başında bir adam yok mu!' dedi.

      Ltit'un kavmi koşarak ona geldi. Bu ayette geçen "yuhra'ıln'' (يُهْرَعُونَ) kelimesine bazıları koşarak anlamı, bazıları da hızlı yürüyerek geldi manası verdi. O, koşmakla yürümek arası bir haldir, yarısı koşmak, yarısı yürümek gibi bir gidiştir. Bazıları da korkutmak diye mana verdi, yani onu korkutacak halde geliyorlardı. En doğrusunu Allah bilir.

      Daha önce de o çirkin işleri yapıyorlardı. Bu cümle iki şekilde açıklanabilir. Biri, daha önce, yani Lılt henüz onlara peygamber olarak gönderilmeden önce o çirkin işleri yapıyorlardı, anlamına gelebilir. Diğeri, daha önce, yani misafirler Lılt'a gelmeden önce o çirkin işleri yapıyorlardı, manasına gelebilir. Buradaki çirkin işten maksat, muhtemelen şirk ve onların işledikleri ahlaksızlıktır. En doğrusunu Allah bilir.

      Hz. Lut'un Kızları

      Lut, ey kavmim! Şunlar kızlarım; sizin için en nezih olanı onlarla evlenmektir, dedi. Lut aleyhisselarnın söylediği, şunlar kızlanın; sizin için en nezih olan onlardır, mealindeki beyanın işaret ettiği anlam hakkında ihtilaf edilmiştir. Bazıları şöyle dedi: Hz. Lut burada kavminin kızlarını kastetmişti; çünkü peygamberler kavminin babası hükmündedir, dolayısıyla kavminin çocukları onlara nispet edilirler. Cenab-ı Hakk'ın şu ayetine bakmaz mısın: "Peygamber müminlere kendilerinden daha yakındır, eşleri de onların anneleridir". İbn Mesud'un (r.a.) mushafında şu cümle de yer almaktadır: Peygamber de onların babalarıdır. Resôlullah'ın (s.a.) zevceleri onların anneleri ise, Hz. Peygamber (s.a.) de onların babalarıdır. İşte buna göre Lut aleyhisselarnın şunlar kızlanın sözü ile kavminin kızlarını kastetmiştir. Söylediğimiz gibi kendisinin kavminin babası hükmünde olduğundan dolayı onların kızlarını kendisine nispet etmişti. Sonra Hz. Peygamber'in (s.a.), kavminin babası, zevcelerinin de anneleri gibi addedilmesinin manası iki şekilde açıklanabilir. Birincisi, kavmine olan şefkatinden dolayı ona nispet edilmişlerdi, çünkü Hz. Peygamber halka kendi analarından ve babalarından daha şefkatli idi. Yahut tıpkı babaları gibi halkı eğitip yetiştirdiği için bu niteliğe sahipti. İşte bu iki cihetten dolayı Resôlullah (s.a.) onlara kendi canlarından daha yakındı.

      Bazıları şöyle dedi: Lut aleyhisselarn kendi kızlarını kastetmişti. Bu durumda o sözün ne anlama geldiği konusunda ihtilaf edilmiştir. Bazıları dedi ki: Bu söz, kızlarını nikahlayarak almaları konusunda yapılan bir göndermedir. Şunlar kızlarım; sizin için en nezih olan onlardır, yani eğer imanı kabul ederseniz nikah kıyarak onlarla evlenebilirsiniz demek istemişti.

      Şöyle diyenler de vardır: Bu, onun, kavmi nezdinde zina ettiğine dair yaptığı bir gönderme idi, yoksa kendi nezdinde zani olduğuna dair yaptığı bir gönderme değildi. Nitekim şöyle derler: Muhammed aleyhisselarna sövmeye zorlanan birinin, başka bir Muhammed'i kastederek sövmesinde beis yoktur, ona sövmesi kendisine helaldir. Eğer zorlayan kişi de yanında ise, söven kişi zihninde başkasını canlandırarak Resôlullah'a (s.a.) sövebilir. Aynı şekilde insan Allah'a sövmeye zorlandığında, kalbinden putperestlerin tanrılarına niyetlenerek sövebilir, şayet sövmeye zorlayanlar nezdinde taptığı Allah'a sövdüğü zannedilirse. Buna göre Lut aleyhisselarnın sizin için en nezih olan onlardır sözü, her ne kadar Lut'un nazarında zina kastı yok idiyse de, onların nazarında zinaya yapılan bit gönderme idi. Bazıları şöyle dediler: Lut aleyhisselamın bu sözü, misafirlerine karşı onların yapmaya niyetlendikleri fiilin çirkinliğini kendilerine göstermek için söylemişti. Çünkü zina onlarda da haramdı, bu yüzden o fiilin çirkinliğini anlamaları ve o işten vazgeçmeleri için kızlarını ileri sürmüştü; kızları hakkında söz etmeye kalbi dayanıyor, ama misafirleri hakkında söz etmeye dayanmıyordu. Yahut onların her ikisi de helal değil idiyse de, biri diğerinden daha hafif olduğu için o sözü söylemişti. İki kötülüğün bir arada belirtilmesi de caizdir, o zaman şöyle denilir: Her ne kadar o fiillerin ikisi de kötü ise de, bu öbüründen daha temiz ve daha helaldir, bu öbüründen daha hafif ve daha ehvendir. Zina fiili haram ise de, nikah yoluyla kadınlarla ilişkide bulunulabiliyordu, ancak erkeğin erkekle ilişkisi hiçbir halde helal değildi. Bazıları da şöyle söylediler: Onlar Lılt'un kızlarına talip olmuşlardı, ancak Lılt aleyhisselam denk olmadıkları için kızlarını onlara vermemişti. Fakat misafirlerine yapmaya niyetlendikleri fiilin çirkinliğini anlamaları için, o sırada onlara kızlarını kendilerine nikahlayabileceğini söylemişti. Buna benzer daha farklı değerlendirmeler de yapılabilir. En doğrusunu Allah bilir.

      Allah'tan korkun ve misafirlerimin önünde beni rezil etmeyin! Başka bir yerde de şöyle dediği belirtilir: "Bunlar benim misafirlerim, sakın beni utandıracak bir şey yapmayın". Bu iki farklı ifade, rezil etmenin utandırmakla aynı şey olduğunun bilinmesi içindir. Bu aynı zamanda rezil etmekten maksadın, kendisine misafir gelen kişiyi utandırmak olduğuna işaret eder.

      İçinizde aklı başında bir adam yok mu? Bazıları dedi ki: Lılt aleyhisselam kızlarından birini kendi aklıyla hareket edebilen biriyle evlendirirse, o da diğerlerini başlarından savar diye düşündü. Sanki şöyle diyordu: İçinizde aklı başında ve kendi aklıyla hareket edebilen kimse yok mu? Denildi ki: İçinizde aklı başında bir adam yok mu? Yani içinizde öğüt kabul edecek, sonra size yol gösterecek ve nasihat edecek biri yok mu? Yahut bu cümle soru cümlesi olarak değil, olumsuz bir cümle kabul edilerek şöyle denilir: İçinizde aklı başında bir adam yok ki, onların yapmak istediklerine engel olsun!​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Câehu (جَاءَهُ)

        Bu fiil cim-ye-hemze köküne dayanır. İbn Fâris, bu kökün temel manasının bir şeyin bir yere ulaşması, varması ve bir durumun fiilen vuku bulması olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "cey" kavramının hem fiziksel bir varışı hem de bir olayın veya hükmün gerçekleşme anını ifade ettiğini vurgular. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu ayetteki gelişin (câehu) sıradan bir varış değil, Lût peygamberin evine yönelik organize ve saldırgan bir akın olduğunu; fiilin zamirle birleşerek bizzat peygamberin şahsına ve mahremiyetine yönelik bir yönelişi simgelediğini ifade eder.

        Yühraûne (يُهْرَعُونَ)

        Sözcüğün kökeni he-re-ayn köküne dayanır. İbn Fâris, bu kökün temel manasının "itilmek, bir baskı altında hızla yürümek veya titreyerek koşmak" olduğunu belirtir; rüzgarın şiddetle esmesine de bu kökten isim verilir. Râgıb el-İsfahânî, "ihrâ" kavramını kişinin kendi içgüdüleri veya dışsal bir zorlama sebebiyle kontrolsüzce, sarsılarak ve telaşla koşması olarak tanımlar. Toshihiko Izutsu, bu kelimenin Kur'an'ın psikolojik tasvir gücünü yansıttığını; kavmin Lût’un evine doğru olan hareketinin sadece fiziksel bir hız değil, bastırılamaz bir tutku ve şehvetle (impulses) güdülen toplu bir "savrulma" olduğunu tahlil eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu fiilin edilgen (meçhul) yapıda olmasının, onların sanki bir güç tarafından o günaha doğru sürükleniyormuşçasına iradesizce ve azgınca koştuklarını betimlediğini vurgular.

        Es-Seyyiât (السَّيِّئَاتِ)

        Kelimenin kökeni sin-vav-e köküne dayanır. İbn Fâris, bu kökün temel manasının "hoşlanılmayan, çirkin bulunan ve zarar veren her şey" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "seyyie" kavramını hem failin hem de muhatabın ruhunda darlık ve üzüntü yaratan, fıtrata aykırı çirkin ameller olarak tanımlar. Mustafa Öztürk, ayetteki "önceden beri o çirkin işleri yapıyorlardı" vurgusunun, bu ahlaki bozulmanın toplumsal bir alışkanlığa dönüştüğünü ve vicdani bir eşiğin çoktan aşıldığını gösterdiğini ifade eder. Prof. Dr. Sadık Kılıç, bu kavramı ontolojik bir "çirkinleşme" olarak tahlil eder; zira yapılan işler varlığın asaletini ve saflığını bozan bir nitelik taşımaktadır.

        Benâtî (بَنَاتِي)

        Kökü be-ne-ye harflerine dayanır. İbn Fâris, bu kökün temel manasının "inşa etmek ve bir asıldan dallanıp budaklanmak" olduğunu; çocukların da ebeveynin bir devamı (inşası) olduğu için bu ismi aldığını belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "bint" (kız evlat) kelimesinin burada peygamberin kendi biyolojik kızlarını ifade edebileceği gibi, bir peygamberin tüm kavminin babası konumunda olması hasebiyle kavmindeki tüm kadınları (manevi kızlarını) da kapsayabileceğini belirtir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, Lût peygamberin bu teklifinin, kavminin ahlaksız yönelimini meşru ve fıtri olan evlilik kurumuna yönlendirme çabası olduğunu; "kızlarım" ifadesinin ise toplumsal bir ıslah dili olarak "ümmetin kadınları" manasında kullanılmasının daha makul bir yorum olduğunu analiz eder.

        Atharu (أَطْهَرُ)

        Sözcüğün kökeni tı-he-ra köküne dayanır. İbn Fâris, bu kökün temel manasının "temizlik, saflık ve kirden arınmışlık" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "tahâret" kavramını hem fiziksel temizlik hem de ahlaki ve manevi yücelik (günah kirinden uzaklık) olarak tanımlar. Mustafa Öztürk, "Onlar sizin için daha temizdir" (atharu leküm) ifadesinin, gayrimeşru ve fıtrata aykırı ilişkilerin yarattığı ahlaki kirliliğe karşı, evliliğin getirdiği nezih ve hukuki hayatı öneren teolojik bir kıyas olduğunu vurgular. Toshihiko Izutsu, bu kelimenin Kur'an'ın etik yapısında "helal" ile "pak" olanı birleştiren bir değer yargısı (value-judgment) olduğunu belirtir.

        Tuhzûni (تُخْزُونِ)

        Kökü hı-ze-ye harflerine dayanır. İbn Fâris, bu kökün asıl manasının "zillet, rüsvaylık ve utanç duyulacak duruma düşmek" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "hızy" kavramını birinin itibarının sarsılması ve toplumsal olarak aşağılanması sonucu duyduğu ağır utanç olarak tanımlar. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, Lût peygamberin "Misafirlerime karşı beni rezil etmeyin" feryadının, kadim Ortadoğu kültüründeki "misafir namusu" ve "ev sahibi onuru" üzerinden şekillenen en derin sosyal kaygıyı yansıttığını belirtir. Prof. Dr. Sadık Kılıç, bu kelimeyi ontolojik bir "itibar sarsılması" olarak görür; zira peygamber, himayesindeki elçilerin (misafirlerin) saldırıya uğramasını kendi varoluşsal onuruna yönelik bir yıkım olarak algılamaktadır.

        Dayfî (ضَيْفِي)

        Kelimenin kökeni dad-ye-fe köküne dayanır. İbn Fâris, bu kökün temel manasının "bir şeye meyletmek, bir yana yaslanmak ve birinin himayesine girmek" olduğunu; misafirin de ev sahibine sığındığı için "dayf" adını aldığını belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "dayf" kavramının konuk olan kişinin ev sahibi üzerindeki hakkını ve onun koruması altındaki dokunulmazlığını ifade ettiğini vurgular. Mustafa Öztürk, bu kelimenin tekil olmasına rağmen tüm misafir grubunu temsil ettiğini ve Lût’un dilinde "himayemdeki kutsal emanetler" manasında bir ağırlık taşıdığını analiz eder. Angelika Neuwirth, misafir (dayf) kavramının kadim Yakın Doğu geleneklerinde "kutsal bir sığınma" (asylum) hakkını temsil ettiğini, kavmin bu hakkı ihlal etmeye çalışmasının en büyük sosyal suç sayıldığını belirtir.

        Raşîd (رَشِيدٌ)

        Sözcüğün kökeni ra-şe-de köküne dayanır. İbn Fâris, bu kökün temel manasının "doğru yolu bulmak, istikamet üzerinde olmak ve yanılmamak" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "rüşd" kavramını bir kimsenin dini ve dünyevi işlerinde en doğru ve menfaatine olan yolu seçebilecek akli ve ahlaki olgunluğa ulaşması olarak tanımlar. Toshihiko Izutsu, "raşîd" nitelemesinin Kur'an'da "ğay" (sapıklık) ve "sefeh" (beyinsizlik) kavramlarının zıddı olarak konumlandırıldığını; Lût’un "Aranızda aklı başında/sağduyulu bir adam yok mu?" sorusunun, o toplumun kolektif olarak akıl ve vicdan dengesini yitirdiğini tescilleyen sarsıcı bir tespit olduğunu belirtir. Mustafa Öztürk, bu kelimenin sağduyulu, tutarlı ve insani değerleri savunacak bir "vicdan temsilcisi" arayışını simgelediğini ifade eder.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X