Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Hûd Sûresi, 71. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Hûd Sûresi, 71. Ayet

    وَامْرَاَتُهُ قَٓائِمَةٌ فَضَحِكَتْ فَبَشَّرْنَاهَا بِاِسْحٰقَۙ وَمِنْ وَرَٓاءِ اِسْحٰقَ يَعْقُوبَ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Vemraetuhu kâ-imetun fedahiket febeşşernâhâ bi-ishâka vemin verâ-i ishâka ya’kûb(e)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      Ayakta bekleyen kansı rahatlayıp güldü, hemen ona İshak'ı, İshak'ın ardından da Yakub'u müjdeledik.

      Hz. İbrahim'in İhtiyarlığında Çocukla Müjdelenmesi

      Ayakta bekleyen kansı rahatlayıp güldü. Bazıları şöyle dedi: Ayakta bekleyen. Yani misafirlerin başında bekleyen demektir. Çünkü o yaşlı idi, yaşlı bir kadının yabancı erkeklerin yanına gitmesinde beis yoktur. Görmez misin ki Cenab-ı Hak "Evlenmekten umudunu kesmiş yaşlı kadınlar" buyurmaktadır. Bazıları da ayakta bekleyen mealindeki ifadeye, kapının arkasında ayakta bekleyen diye anlam verdi. Ancak bunun nasıl olduğunu bilmiyoruz.

      Bu surede Cenab-ı Hak, ayakta bekleyen kansı rahatlayıp güldü buyurmakta, başka bir yerde de şöyle demektedir: "Karısı heyecanla bağırarak alnına vurdu". Eğer İbrahim'in karısı kapının arkasında ayakta bekliyordu diyenlerin görüşü doğru ise, o zaman bu ayette onun heyecanla gelmesinden bahsedilmesi, misafirlerin yanına çıkması anlamına gelir. Şayet misafirlerin başında duruyor idiyse, o zaman bu ayetteki kadının heyecanla gelmesi mealindeki ifade, onun alnına ve yanağına vurmaya yönelmesi anlamına gelir. Yani burada gerçek anlamda bir gelmek söz konusu değil, ayette bildirilen fiili yapmaya, yani alnına vurmaya yönelmesi bahis konusudur. En doğrusunu Allah bilir.

      Kansı güldü. Bazıları şöyle dedi: İbrahim'in onları hırsız sanıp korkmasına şaşırıp güldü. Onlar üç veya dört kişi idiler, yani on kişiden daha az idiler. Rivayetlerde belirtildiğine göre Hz. İbrahim'in hizmetçilerinin sayısı üç yüze ulaşıyordu. İşte Hz. İbrahim'in karısı, hizmetçilerin sayısı bu miktara ulaşmışken, sayıları on kişiye bile varmayan birkaç insandan nasıl korktuğuna şaşırıp güldü. Bazıları da dedi ki: Hz. İbrahim'in karısı yaşı itibariyle ihtiyarlamış olduğu halde çocuğu olacağı müjdesine şaşırıp güldü. Bu doğrudur, kadın şöyle demişti: Yaşım şu kadara ulaşmışken benim çocuk sahibi olacağım gerçek midir? Bazıları ise şöyle dedi: "Dahiket" ( ضَحِكَتْ) kelimesi, adet gördü demektir, zira, "tavşan hayız gördü" anlamında (ضَحِكَتِ الْأَرْنَبُ) denir. Bu, İbn Abbas'ın (r.a.) ve İkrime'nin sözüdür. Ferra şöyle dedi: "Dahiket" (ضَحِكَتْ) kelimesinin hayız gördü manasına geldiği işitilmemiş ve hiç bilinmemektedir. Çocukla müjdelendiği için hayret ederek güldü diyenlerin yorumuna göre, burada takdim tehir var demektir, sanki şöyle olmalı idi: Ona İshak:'ı, İshak:'m ardından da Yakub'u müjdeledik, o da güldü. Bazıları dedi ki: Gelenlerin kötülüklerinden emin olunca sevinçten güldü, çünkü Hz. İbrahim ve kansı onlardan korkmuşlardı.

      İshak:'ın ardından da Yakub'u müjdeledik. Burada açık olarak görülmektedir ki, o önce İshak ile İshak'ın doğumunun arkasından Yakub'un doğumuyla müjdelenmişti. Ancak Yakup, Hz. İbrahim'in değil İshak'ın oğlu idi, Hz. İbrahim'in torunu ve İshak'ın oğlu idi. Buna göre ayetteki İshak'ın ardından sözü, torunu Yakub'u müjdeledik anlamına gelir. Buradaki müjdeleme, çocuk ve torun ile gerçekleşmiştir. Nitekim Cenab-ı Hak şöyle buyurmaktadır: "ibrahim'e İshak'ı ve fazladan bir armağan olarak Yakub'u lütfettik".​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Vemraetuhu (Vemraetuhu / وَامْرَأَتُهُ)

        Kök: m-r-e. İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "insan, erlik ve bir şeyin yenilip içilmesindeki kolaylık/lezzet" ile ilişkili olduğunu belirtir. Erkeğe "imru", kadına ise "imreetün" denilmesi, onların insanlık mahiyetindeki ortaklıklarına işaret eder. Râgıb el-İsfahânî, "imreetün" kelimesinin özellikle bir erkeğin eşi (zevce) anlamında kullanıldığını, burada Hz. İbrahim'un eşi Sare'ye işaret ettiğini vurgular. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın "imreet" ve "zevce" kelimelerini farklı bağlamlarda kullandığına dikkat çeker; "imreet" kullanımının bazen sadece biyolojik veya hukuki bir bağı, bazen de inanç birliği eksenindeki bir ortaklığı temsil ettiğini belirtir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu kelimenin burada Hz. İbrahim'un aile yapısı içindeki eşini nitelediğini ve anlatıya Sare'nin tanıklığını dahil eden sosyolojik bir unsur olduğunu ifade eder.

        Kâimetun (Kâimetun / قَائِمَةٌ)

        Kök: k-v-m. İbn Fâris, bu kökün temel manasının "bir şeyin üzerinde dikilmek, ayakta durmak ve bir işi üstlenmek" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "kâime" kelimesinin burada hem fiziksel olarak ayakta durmayı (hizmet etmek veya şaşkınlıkla ayağa fırlamak) hem de bir durumu gözetlemeyi ifade ettiğini belirtir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, Sare'nin "kâime" (ayakta) oluşunun, o dönemdeki misafir ağırlama kültüründe ev sahibesinin hizmetteki aktif rolünü veya meleklerin getirdiği haber karşısındaki hazır bulunuşluğunu simgelediğini tahlil eder. Angelika Neuwirth, bu kelimenin anlatıda Sare'yi sahnenin aktif bir gözlemcisi konumuna getirdiğini, onun varlığını ve tepkisini vurgulayan edebi bir "pozisyon" bildirimi olduğunu ifade eder.

        Fedahiket (Fedahiket / فَضَحِكَتْ)

        Kök: d-h-k. İbn Fâris, bu kökün temel manasının "dişlerin görünecek şekilde açılması ve sevinçle gülmek" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "dahik" kelimesinin sevinçten dolayı gülmek manasının yanı sıra, mecazi olarak "hayız görmek" (menstruate) anlamına da gelebileceğine dair dilsel bir ihtimale işaret eder, ancak burada Sare'nin meleklerin müjdesine veya önceki konuşmalara olan şaşkınlık dolu tepkisini (gülümsemesini) temsil ettiğini vurgular. Arthur Jeffery, kelimenin "gülmek" anlamının tüm Sami dillerinde ortak olduğunu belirtir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, buradaki gülme eyleminin, meleklerin Lût kavmine dair verdiği haber üzerine bir "rahatlama" veya kendi yaşlılığına rağmen çocuk müjdesine karşı bir "hayret" gülümsemesi olduğunu analiz eder. Christoph Luxenberg, bu kelimenin Süryanice "dahik" (şaşırmak/hayrete düşmek) anlamıyla ilişkili olabileceğini iddia eder.

        Febeşşernâhâ (Febeşşernâhâ / فَبَشَّرْنَاهَا)

        Kök: b-ş-r. İbn Fâris, bu kökün asıl manasının "bir haberin etkisiyle yüz derisinin (beşere) değişmesi, sevinçten dolayı parlaması" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "tebşir" kavramını kişiyi kederden kurtarıp sevindiren "ilk hayırlı haber" olarak tanımlar. Toshihiko Izutsu, bu kelimenin Kur'an'ın "vaat" dilinde merkezi bir yer tuttuğunu; imkansız gibi görünen ilahi lütufların insana ulaştırılmasındaki teolojik coşkuyu temsil ettiğini belirtir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, "müjdeledik" fiilinin burada ilahi bir planın Sare üzerinden hayata geçişini ilan eden hukuki ve rahmani bir bildirim olduğunu vurgular.

        İshâka (İshâka / بِإِسْحَاقَ)

        Özel isim. Arthur Jeffery, İshak isminin İbranice "Yitshak" (gülen/gülecek olan) kökeninden geldiğini ve Kur'an'ın bu yabancı ismi kendi peygamberlik silsilesi içine dahil ettiğini belirtir. Celaleddin el-Suyuti, "el-İtkan"da bu ismin Arapça olmadığını (a'jamî) ifade eder. Angelika Neuwirth, İshak isminin zikredilmesinin, İbrahim anlatısındaki "soyun devamlılığı" ve "ilahi seçilmişlik" temasını pekiştiren teolojik bir odak noktası olduğunu tahlil eder. Gabriel Said Reynolds, "İshak" isminin etimolojik olarak "gülmek" (dahik) fiiliyle olan kökensel bağına (Sare'nin gülmesi üzerine bu ismin verilmesi geleneğine) dikkat çekerek metinlerarası bir analiz sunar.

        Verâi (Verâi / وَرَاءَ)

        Kök: v-r-e. İbn Fâris, bu kökün "arka, geri taraf" manasına geldiği gibi bazen "ön, ileri taraf" manasında da kullanılabilen bir kelime olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "verâ" kelimesinin burada İshak'tan "sonra" gelecek olana, yani soyun devamına işaret eden bir "zaman ve nesil mesafesi" ifade ettiğini belirtir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, buradaki kullanımın sadece fiziksel bir "arka" değil, kronolojik bir "ardıllık" ve bereketli bir neslin habercisi olduğunu vurgular.

        Ya'kûb (Ya'kûb / يَعْقُوبَ)

        Özel isim. İbn Fâris, ayın-kaf-be kökünün "topuk" ve "birinin ardından gelmek/takip etmek" manasına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, Hz. Yakub'un bu ismi, Hz. İshak'ın ardından gelmesi veya "akîb" (halef) olması sebebiyle aldığını ifade eden görüşleri aktarır. Arthur Jeffery, Ya'kub isminin İbranice "Yaakov" kökenli olduğunu ve Kur'an'da "topuk tutan" veya "takip eden" manasındaki Süryanice/İbranice köklerle ilişkili bir özel isim olarak yer aldığını belirtir. Prof. Dr. Sadık Kılıç, bu ismin müjdeye dahil edilmesinin, ilahi lütfun tek bir kişiyle sınırlı kalmayıp gelecek kuşakları da kapsayan bir "ontolojik süreklilik" vaadi taşıdığını analiz eder.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X