فَلَمَّا رَآٰ اَيْدِيَهُمْ لَا تَصِلُ اِلَيْهِ نَكِرَهُمْ وَاَوْجَسَ مِنْهُمْ خ۪يفَةًۜ قَالُوا لَا تَخَفْ اِنَّٓا اُرْسِلْـنَٓا اِلٰى قَوْمِ لُوطٍۜ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Hûd Sûresi, 70. Ayet
Daralt
X
-
Ona el uzatmadıklannı görünce, onları yadırgadı ve onlardan dolayı içine bir korku düştü. 'Korkma! Biz Lut kavmine gönderildik' dediler.
Ona el uzatmadıklarını görünce, onları yadırgadı. Bazıları şöyle dedi: Burada geçen ve onları yadırgadı anlamına gelen "nekirahum" (نَكِرَهُمْ) sözcüklerindeki "nekira'' fiili if'al ve istif'al kalıplarında kullanılınca da aynı manaya gelir; inkar etti, anlamadı, yadırgadı demektir. Onların hırsız olduklarını sandı. Çünkü hırsızlar şayet birilerinden bir şey çalacaklarsa, onların yemeklerini almazlar, yanlarında da bir şey yemezlerdi. Denildi ki: Onların insan olmalarını yadırgadı.
Onlardan dolayı içine bir korku düştü. Denildi ki: Onlardan dolayı içinde korku duygusu uyandı. Bazıları şöyle dedi: Onların hırsız olduklarını zannettiği için korktu, çünkü kendilerine takdim ettiği yemeklerden yememişlerdi. Bazıları da dedi ki: "Hife" ( خِيفَةً) kelimesi yabancılık manasına gelir. Yani onlara ikram ettiği yemekleri yemediklerini görünce içinde yabancılık fikri uyandı. İşte o zaman onların insan olmadıklarını anladı. Çünkü Hz. İbrahim'in evi, meskun mahallin uzağında idi ve oraya ancak yemeğe ihtiyacı olan insanlar misafir olurdu. Bu gelenlerin, getirilen yemekten yemediklerini görünce, onların insan olmadıklarını ve büyük bir iş için, yani kavme azap etmek ve onları helak etmek için geldiklerini anladı, bundan dolayı korktu.
Korkma! Biz Lût kavmine gönderildik, dediler. Başka bir ayette şöyle denilmektedir: "Biz, günaha batmış bir topluluğa gönderildik; taşları Üzerlerine yağdırmak için". Burada da korkma! Biz Lût kavmine gönderildik buyurmaktadır. Bu konudaki diğer ayetler şöyledir: "Korkma, dediler ve ona derin bilgi sahibi olacak bir oğul müjdesi verdiler". Hz. İbrahim şöyle dedi: "Peki ey elçiler! Sizin asıl göreviniz nedir?" Bu ayet-i kerimede "Biz gönderildik'' mealindeki cümle, Hz. İbrahim'in sorusu üzerine beyan edilmiştir. Açıklamaya çalıştığımız ayette ise Hz. İbrahim'in sorusu yer almamaktadır. En doğrusunu Allah bilir ya, bunun anlamı şudur: Bu ayette Hz. İbrahim'in "Sizin asıl göreviniz nedir?" sorusuna cevap verilmektedir. Ancak açıklamaya çalıştığımız ayette, her ne kadar birbirinden ayrı düşmüşler ise de bu soru ile birleştirilerek meleklerin sözleri nakledilmektedir. Bu beyan başka bir yerde gerçek anlamda kullanılmıştır. Bu, Arap dilinde doğru görülen bir ifade tarzıdır. En doğrusunu Allah bilir.
Yorumu Yorumla
-
Raâ (رَأَىٰ)
Rı-hemze-ye köküne dayanır. İbn Fâris, bu kökün temel anlamının gözle görmek veya kalp ile idrak etmek olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "rü’yet" kavramını bazen fiziksel görme (basar), bazen de bir mesele hakkında kesin bilgi sahibi olma ve tefekkür etme (basiret) olarak tanımlar. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın semantik yapısında rü’yetin sadece biyolojik bir eylem olmadığını, bir durumun arkasındaki saklı gerçeği fark etmeyi sağlayan bir "epistemolojik algı" olduğunu ifade eder. Ayetteki kullanımıyla bu kelime, İbrahim’in misafirlerinin yemeğe el uzatmamaları karşısında hissettiği şüphenin, fiziksel bir gözlemden zihinsel bir kanaate dönüşme anını temsil eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, buradaki görme eyleminin, muhatapların niyetini sezmeye yönelik bir "sosyal okuma" olduğunu analiz eder.
Eydiyehum (أَيْدِيَهُمْ)
Ye-de-ye kökünden türemiş olan "yed" (el) kelimesinin çoğuludur. İbn Fâris, bu kökün asıl manasının bir organ olan "el" olmakla birlikte, mecazen güç, kuvvet, nimet ve sahiplik anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, Kur'an'da ellerin zikredilmesinin genellikle bir eylemin failini veya bir niyetin somutlaşmış halini temsil ettiğini vurgular. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kadim Ortadoğu ve Arap kültüründe misafirin yemeğe el uzatmasının bir "güvenlik ve dostluk mukavelesi" olduğunu belirtir. Öztürk'e göre ellerin (eydiyehum) yemeğe uzanmaması, dostluğun reddedildiği ve bir "tehdit" oluştuğu manasına gelen kültürel bir kodun dışavurumudur. Toshihiko Izutsu, elin burada insanın iradi eylemlerini temsil eden bir sembol olarak kullanıldığını ifade eder.
Tesilu (تَصِلُ)
Vav-sad-le köküne dayanır. İbn Fâris, bu kökün temel manasının iki şeyi birbirine bitişecek şekilde ulaştırmak ve birleştirmek olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "vusûl" kavramını bir nesnenin hedefine varması veya bir bağın kurulması olarak tanımlar. Ayetteki "lâ tesilu ileyhi" (yemeğe ulaşmıyor/uzanmıyor) ifadesini tahlil eden Prof. Dr. Sadık Kılıç, bunu sadece fiziksel bir ulaşamama değil, misafirler ile ev sahibi arasındaki o geleneksel "ikram bağı"nın (ontolojik bağlantı) kurulamaması olarak tahlil eder. Kılıç'a göre bu kelime, misafirlerin dünyevi ihtiyaçlardan münezzeh (melekut alemine ait) varlıklar olduğunu ve beşerî sofra ile aralarına mesafe koyduklarını simgeleyen bir "kopukluk" ifadesidir.
Nekirahum (نَكِرَهُمْ)
Nun-kef-re köküne dayanır. İbn Fâris, bu kökün temel manasının bir şeyi tanımamak, tuhaf bulmak ve alışılmışın (maruf) dışında görmek olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "nükr" kavramını kalbin bir şeyi kabul etmemesi, ondan ürkmesi ve onu yadırgaması olarak tanımlar. Toshihiko Izutsu, bu kelimenin Kur'an'ın etik yapısında "maruf"un (bilinen/iyilik) zıddı olan "münker" ile aynı kökten geldiğine dikkat çeker. Izutsu'ya göre "nekira", İbrahim'in misafirlerin davranışını normal sosyal düzenin dışında (yabancı ve tehdit edici) algıladığı o "yabancılaşma" (estrangement) anını temsil eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu fiilin İbrahim'in yaşadığı ani psikolojik mesafeyi ve muhataplarını "güvenilmez" kategorisine yerleştirdiği o savunma refleksini yansıttığını analiz eder.
Evcese (أَوْجَسَ)
Vav-cim-se kökünden türemiştir. İbn Fâris, bu kökün temel anlamının gizli ve hafif bir ses, ya da kalbe düşen ani bir duygu olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "ivcas" kavramını bir tehlikenin hissedilmesi sonucu kalpte oluşan hafif ve derin sarsıntı olarak tanımlar. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), bu kelimenin edebi derinliğini tahlil ederek; "evcese"nin korkunun dışa vurulan şiddetli halini değil, kişinin iç dünyasında aniden uyanan, gizli ve kontrol edilemez o "tekinsizlik" hissini kusursuzca resmettiğini ifade eder. Prof. Dr. Sadık Kılıç, bu kelimeyi peygamberin beşerî doğasının bir tezahürü olarak görür; bilinmezlik karşısında duyulan o saf insani kaygının (ontolojik endişe) en latif ifadesidir.
Hîfeten (خِيفَةً)
Hı-vav-fe köküne dayanır. İbn Fâris, bu kökün temel manasının beklenen bir zarardan dolayı duyulan korku olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "havf" kavramını insanın başına gelmesinden çekindiği bir kötülük karşısında yaşadığı ruhsal daralma olarak tanımlar. Toshihiko Izutsu, Kur'an'da korkunun (havf) bazen saygı dolu bir çekinme (takva), bazen de burada olduğu gibi somut bir tehlike karşısında duyulan "varoluşsal dehşet" anlamına geldiğini belirtir. Izutsu'ya göre "hîfeten" nitelemesi, İbrahim'in yaşadığı kaygının artık bir "korku türüne" dönüştüğünü ve muhataplarının mahiyetine dair duyduğu derin şüpheyi simgeler.
Ürsilnâ (أُرْسِلْنَا)
Rı-se-le köküne dayanır. İbn Fâris, bu kökün temel anlamının göndermek ve serbest bırakmak olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "irsal" kavramını birinin belli bir görev veya mesajla bir yere yönlendirilmesi olarak tanımlar. Arthur Jeffery, kelimenin teknik dini manasının (elçilik/resullük) kadim Ortadoğu geleneklerindeki "görevlendirilmiş elçi" tasavvuruyla paralel geliştiğini belirtir. Angelika Neuwirth, elçilerin "biz gönderildik" demesini, korku atmosferini dağıtan teolojik bir "kimlik beyanı" olarak tahlil eder. Neuwirth'e göre bu ifade, misafirlerin artık bir tehdit değil, ilahi iradenin memurları (operasyonel güçler) olduğunu ilan ederek anlatıyı insani kaygıdan ilahi takdire taşır.
Lût (لُوطٍ)
Lut peygamberin özel ismidir. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin Arapça kökeninde (l-v-t) "bir şeye kalpten bağlanmak" veya "sıvanmak/yapışmak" manası taşıdığını belirtmekle birlikte, Kur'an'da bir özel isim olarak yer aldığını ifade eder. Arthur Jeffery, Lût isminin İbranice "Lot" (örtü/peçe) kökenli yabancı bir isim olduğunu ve Kur'an'ın bu ismi bölgedeki köklü peygamberlik silsilesinin bir parçası olarak kullandığını belirtir. Angelika Neuwirth, bu ismin zikredilmesinin anlatıda bir "coğrafi ve teolojik hedef" belirlediğine dikkat çeker. Neuwirth'e göre elçilerin Lût kavmine gönderildiklerini beyan etmeleri, İbrahim’e yönelik tehdit algısını bitirip asıl azap odağının kim olduğunu gösteren bir anlatı kırılmasıdır. Gabriel Said Reynolds, Lut figürünün Kur'an'da İbrahim anlatısıyla iç içe geçirilmesinin, ilahi adaletin farklı coğrafyalarda eş zamanlı işleyişini gösteren metinlerarası bir bağ olduğunu ifade eder.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla