Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Hûd Sûresi, 69. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Hûd Sûresi, 69. Ayet

    وَلَقَدْ جَٓاءَتْ رُسُلُنَٓا اِبْرٰه۪يمَ بِالْبُشْرٰى قَالُوا سَلَاماًۜ قَالَ سَلَامٌۚ فَمَا لَبِثَ اَنْ جَٓاءَ بِعِجْلٍ حَن۪يذٍ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Velekad câet rusulunâ ibrâhîme bilbuşrâ kâlû selâmâ(en)(s) kâle selâm(un)(s) femâ lebiśe en câe bi’iclin hanîż(in)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      Elçilerimiz lbrahim'e müjdeyi getirip selam vermişlerdi. O da 'selam' dedi, çok geçmeden (konuklarına) kızartılmış bir buzağı getirdi.

      Hz. İbrahim'e Gelen Müjdeci Melekler

      Elçilerimiz İbrahim'e müjdeyi getirmişlerdi. Bu müjdenin ne olduğu konusunda ihtilaf edilmiştir. Bazıları şöyle dedi: Elçiler ona İshak'ı ve torunlarını müjdelemişlerdi. Cenab-ı Hak bu hususu şu ayette ifade buyuruyor: "Ona İshak'ı, İshak'ın ardından da Yakub'u müjdeledik.". Bazıları da şöyle dedi: Elçiler ona Lut'un kavminin helak olacağı, Lut ve ailesinin ise kurtulacağı müjdesini getirmişlerdi. Denildi ki: Lut, Hz. İbrahim'in kardeşinin oğlu idi. Lut aleyhisselam, kavminin kötülüklerinden ve yaptıkları (sapık) fiilden Allah'a sığınmış ve onlardan kurtulmak için dua etmişti. Şöyle demişti: "Doğrusu ben bu yaptığınızdan dolayı sizden nefret ediyorum.". Bazı rivayetlerde belirtildiğine göre Sare, Hz. İbrahiın'e şöyle demiş: Kardeşinin oğlunu yanına al, çünkü kavmi ona işkence edecek. Sare sanki, onların yaptığı kötülükleri Cenab-ı Hakk'ın cezasız bırakmayacağını anlamıştı. Bazıları da şöyle söyledi: Elçiler ona her iki müjdeyi de getirmişlerdi; yani hem çocuk ve torun müjdesini, hem de Lut'un kavminin helak olacağı, Lut ve ailesinin ise kurtulacağı müjdesini. Bazı müfessirler bu görüşü benimser.

      Selamlaşma

      Elçiler İbrahim'e selam vermişlerdi. O da 'selam' dedi. Bu ayet, selamın dünya ve ahirette nebilerin, resullerin ve meleklerin sünneti olduğuna işaret eder. Selam sadece bu ümmete mahsus değildir, aksine geçmiş peygamberlerin ve ümmetlerin de sünnetidir. Aynı zamanda cennet ehlinin de selamlaşma şeklidir: "Selam size! Hoş geldiniz!" Dolayısıyla söylediğimiz gibi ayet de buna işaret etmektedir. Sonra "selam" kelimesinin nasbedilmesi ve ikincisinin ötre okunmasına gelince, ilki "söz söyledi" (قَالَ قَوْلًا) cümlesinde olduğu gibi söylenen şey olduğundan mansup, ikincisi ise onların sözü olarak nakledildiğinden merfıl gelmiştir.

      Misafirlere İkram Adabı

      Çok geçmeden (konuklarına) kızartılmış bir buzağı getirdi. Bu cümledeki çok geçmeden getirdi mealindeki ifade onların yanında kalmadı ta ki onlara bir şeyler ikram etmekle uğraşmaya başladı demektir. Yoksa buzağıyı kesmek ve kızartmak zaman alır, ancak buzağı kızartılmış olmalıdır. Eğer kızartılmamış idiyse, o zaman bu beyan söylediğimiz gibi şöyle açıklanır: Gelen misafirlerle yapıldığı gibi İbrahim de, sözü edilen yiyecekler gelinceye kadar bir müddet onlarla sohbete ve konuşmaya devam etti. Burada belirttiğimiz misafirlere yapılacak olan ilgilenme adabı vardır. Bu ayet, gelen misafirleri nereden gelip nereye gittiği ve neye ihtiyacı olduğu gibi şahsi sorularla meşgul etmemek, ancak ona ikram edilmesi icabeden ikramları yapmak ve ihtiyaçlarını karşılamak gerektiğine de işaret etmektedir. Çünkü İbrahim aleyhisselam ancak onlara ikramda bulunmakla uğraşmış, şahsi halleri ile ilgili sorularla meşgul olmamıştı; söylediğimiz işleri yapmış ve onlara kızartılmış buzağı getirmişti. Bu, misafirler hakkında dikkat edilmesi gereken bir ahlak kuralı idi. Görmez misin ki, şayet Hz. İbrahim gelenlerin durumlarına dair sorular sormuş olsaydı, onların melek olduklarını anlardı ve sözü edilen yemek ikramıyla uğraşmazdı, çünkü onların melek olduklarını anlardı, çünkü meleklerin yemek ihtiyacı olmadığını biliyordu.

      Kızartılmış buzağı. Bazıları "haniz" (حَنِيذٍ) kelimesine besili anlamı verdi. Başka bir ayette de besili anlamına gelen "semin''(سَمِينٍ) kelimesi kullanılmaktadır: "Besili bir buzağı getirdi". Bazıları şöyle dedi: "Haniz': yerde bir çukur açılarak orada kızgın taşlarla kızartılan ettir. Bazıları da şöyle söyledi: "Haniz': suyu akıncaya kadar kızartılan ettir. İbn Abbas dedi ki: O, pişirmek demektir, "haniz" pişirilmiş ettir.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Câet (جَاءَتْ)

        Bu fiil, cim-ye-hemze köküne dayanır. İbn Fâris, bu kökün temel manasının bir şeyin bir yere ulaşması, vuku bulması ve gerçekleşmesi olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "cey'" kavramını hem fiziksel bir varış hem de ilahi bir emrin veya elçilerin gönderilme anını ifade eden teknik bir terim olarak tanımlar. Angelika Neuwirth, bu kelimenin seçilmesini, önceki ayetlerdeki helak sahnelerinin (Âd ve Semûd) ardından gelen ve "müjde" ile başlayan yeni bir anlatı evresinin kurucu eylemi olarak tahlil eder. Ona göre bu "geliş", ilahi rahmetin tarihe yeniden müdahale edişini simgeleyen bir dönüm noktasıdır.

        Rusulunâ (رُسُلُنَا)

        Sözcük ra-se-le kökünden türemiştir. İbn Fâris, bu kökün temel anlamının bir şeyi göndermek, serbest bırakmak ve süreklilik olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "resul" kavramını ilahi bir mesajı ulaştırmakla görevli melekler veya insanlar olarak tanımlar; ayetteki "nâ" (bizim) zamiriyle olan tamlama, bu elçilerin doğrudan ilahi otoritenin temsilcileri olduğunu vurgular. Arthur Jeffery, kelimenin teknik kullanımının Yakın Doğu dini terminolojisinde köklü bir geçmişi olduğunu ve ilahi iradenin beşerî aleme taşınmasını ifade ettiğini belirtir. Toshihiko Izutsu, bu kelimenin Kur'an'ın iletişim yapısındaki anahtar rollerden birini temsil ettiğini ve "elçi" figürünün ilahi kelamın somutlaşmış bir vasıtası olduğunu analiz eder.

        İbrâhîme (إِبْرَاهِيمَ)

        Özel bir isimdir. Arthur Jeffery, bu ismin İbranice "Avraham" kökenli olduğunu ve Kur'an'ın bu yabancı (a'jamî) ismi monoteist geleneğin merkezine yerleştirerek Arapçalaştırdığını belirtir. El-Cevâlîkî, bu ismin Arapça olmadığını (mu'arreb), Süryanice veya İbranice kökenli olduğunu vurgulayan dilcilerin görüşlerine yer verir. Celaleddin el-Suyuti, "el-İtkan" adlı eserinde bu ismi yabancı kökenli Kur'an kelimeleri arasında zikreder. Gabriel Said Reynolds, İbrahim figürünün ve ona gelen elçilerin anlatısının Kitab-ı Mukaddes'teki (Tekvin 18) misafirlik anlatısıyla olan metinlerarası (intertextual) bağlarına dikkat çekerek, Kur'an'ın bu ismi tarihsel bir süreklilik içinde kullandığını tahlil eder.

        El-Buşrâ (الْبُشْرَىٰ)

        Kökü be-şe-re'dir. İbn Fâris, bu kökün temel manasının "sevinç, güzellik ve cildin (beşere) dış yüzü" olduğunu belirtir; müjde kişinin yüzünde ve cildinde sevinç belirtisi yarattığı için bu ismi almıştır. Râgıb el-İsfahânî, "buşrâ"yı kişiyi kederden kurtarıp sevindiren, onun dış görünüşünü değiştiren "iyi haber" olarak tanımlar. Toshihiko Izutsu, bu kavramı "iman" ve "vaat" sistemi içinde değerlendirerek, bunun sadece bir haber değil, ilahi bir lütfun (seçilmişliğin) ilanı olduğunu ifade eder. Angelika Neuwirth, müjdenin anlatıda bir dönüm noktası olduğunu, korkunç helak sahnelerinden sonra anlatıya "umut" ve "gelecek" unsurunu dahil ettiğini savunur.

        Selâmâ (سَلَامًا) - Selâmun (سَلَامٌ)

        Sözcüğün kökeni se-le-me'dir. İbn Fâris, bu kökün temel manasının "esenlik, her türlü kusur ve korkudan uzak olmak" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, selâmı hem bir güvenlik garantisi hem de bir dua (esenlik dileği) olarak tanımlar. Arthur Jeffery, kelimenin Süryanicedeki "shlama" ve İbranicedeki "shalom" kavramlarıyla tarihsel ve semantik paralelliğine dikkat çeker. Gabriel Said Reynolds, elçilerin ve İbrahim'in karşılıklı "selam"laşmasını, kadim Yakın Doğu misafirlik hukukunun ve ilahi elçiliğin diplomatik bir dili olarak tahlil eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, misafirlerin "selâmâ" (mensub) demesi ile İbrahim'in "selâmun" (merfu) şeklinde karşılık vermesi arasındaki dilsel farkı; İbrahim'in selamı daha kuvvetli ve kalıcı bir cümle yapısıyla karşılayarak üstün bir nezaket ve güvenlik vaadi sergilediği şeklinde analiz eder.

        Lebise (لَبِثَ)

        Kökü le-be-se'dir. İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "durmak, beklemek ve gecikmek" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "lebise" fiilinin bir yerde ikamet etmeyi veya bir eylemi yapmadan önce beklemeyi ifade ettiğini aktarır. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, ayetteki "fe mâ lebise" (beklemedi/gecikmedi) ifadesinin, İbrahim peygamberin misafirperverlikteki süratini ve onlara ikramda bulunma konusundaki yüksek iştiyakını vurgulayan edebi bir vurgu olduğunu belirtir. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), buradaki "fe" harfinin eylemin anındalığını pekiştirdiğini, İbrahim'in hiçbir tereddüt yaşamadan ikrama yöneldiğini resmettiğini tahlil eder.

        İclin (عِجْلٍ)

        Kökü ayn-ce-le'dir. İbn Fâris, bu kökün temel manasının "dana, genç sığır" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "icl" kelimesini sığırın yavrusu ve genç olanı için kullanılan bir isim olarak tanımlar. Gabriel Said Reynolds, bu kelimenin kullanımını Kitab-ı Mukaddes geleneklerindeki "besili buzağı" motifiyle ilişkilendirerek, misafire sunulan en kıymetli ikramın sembolü olduğunu ifade eder. Angelika Neuwirth, İbrahim'in sunduğu bu ikramın, onun cömertliğini ve misafirlerinin yüce makamına duyduğu derin hürmeti simgeleyen bir anlatı unsuru olduğunu belirtir.

        Hanîz (حَنِيذٍ)

        Kökü he-ne-ze'dir. İbn Fâris, bu kökün temel manasının "eti kızgın taşlar üzerinde pişirmek ve yağının akmasını sağlamak" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "hanîz" kavramını ateşte pişirilmiş, yağı süzülmüş ve lezzeti içine hapsolmuş et olarak tanımlar. El-Cevâlîkî, bu kelimenin kadim Arap mutfağına ait teknik bir pişirme yöntemini ifade ettiğini belirtir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu nitelemenin sunulan ikramın sıradan bir yemek olmadığını, misafirler için özel olarak hazırlanmış, taze ve mükellef bir ziyafet olduğunu vurguladığını analiz eder. Prof. Dr. Sadık Kılıç, bu detaylı tasvirin, İbrahim'in varoluşsal cömertliğini ve misafir kavramına yüklediği kutsal anlamı somutlaştıran ontolojik bir işaret olduğunu ifade eder.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X