Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Hûd Sûresi, 68. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Hûd Sûresi, 68. Ayet

    كَاَنْ لَمْ يَغْنَوْا ف۪يهَاۜ اَلَٓا اِنَّ ثَمُودَا۬ كَفَرُوا رَبَّهُمْۜ اَلَا بُعْداً لِثَمُودَ۟​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Keen lem yaġnev fîhâ(k) elâ inne śemûde keferû rabbehum(k) elâ bu’den liśemûd(e)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      Sanki orada hiç oturmamışlardı. İşte böyle, Semud kavmi Rab'lerini inkar etti. Vay Semud'un haline!

      Sanlci orada hiç oturmamışlardı. Bu beyana sanki orada hiç yaşamamışlardı, sanki orada hiç yerleşmemişlerdi ve sanki orayı hiç imar etmemişlerdi diye de mana verilmiştir. İşin aslı şudur: Onlar helake uğradıktan sonra kendilerinden hiç söz edilmediği için sanki orada hiç yokmuşlar gibi oldu, hiç anılmadıkları için sanki orada hiç var olmamışlardı. Hayırlı ve iyi insanlara gelince, ölseler ve bedenlerinin hiçbir izi kalmasa bile onlar ölümlerinden sonra hatırlandıkça sanki yaşıyor gibidirler.

      İşte böyle, Semûd kavmi Rab'lerini inkar etti. Denildi ki: Onlar Rab'lerinin nimetlerini inkar ettiler, yahut Rab'lerinin ayetlerini inkar ettiler. Bundan dolayı hepsi Allah'ı inkar etmiş sayıldı.

      Vay Semûd'un haline! Yani Allah'ın rahmetinden uzak olan Semud'un vay başına geleceklere!​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Yağnev (يَغْنَوْا)

        Kökü gayn-nun-ye'dir. İbn Fâris, bu kökün iki temel aslı olduğunu belirtir; biri "bir şeyden müstağni olmak/ihtiyaç duymamak" (zenginlik), diğeri ise "bir yerde ikamet etmek, eğleşmek ve orada uzun süre kalmak" anlamıdır. Râgıb el-İsfahânî, "yağnev" fiilinin buradaki bağlamda bir topluluğun yerleşik hayata geçmesini, orada refah ve güven içinde ikamet etmesini ifade ettiğini açıklar. İsfahânî'ye göre bu kullanım, kavmin azapla bir anda yok edilmesinin ardından sanki o topraklarda hiç "gün görmemişler", hiç "yaşamamışlar" gibi bir silinme etkisini tasvir etmek için seçilmiştir. Toshihiko Izutsu, bu kelimenin Kur'an'ın "dünya hayatının faniliği" tasavvurunda merkezi bir yer tuttuğunu; bir medeniyetin maddi zenginlik ve yerleşiklik iddiasının, ilahi azap karşısında nasıl anlık bir "yokluğa" (non-existence) dönüştüğünü resmeden ontolojik bir ifade olduğunu belirtir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin burada Semûd'un o sarsılmaz sandıkları kaya evlerindeki zengin yaşamlarına atıf yaptığını ve helakten sonra o bölgenin mutlak bir sessizliğe, ıssızlığa bürünerek sanki hiç insan eli değmemiş hale gelmesini anlatan edebi bir tasfiye tasviri olduğunu vurgular.

        Elâ (أَلَا)

        Bir tenbih ve uyarı edatıdır. İbn Fâris, bu kelimenin asıl fonksiyonunun muhatabın zihnini uyandırmak ve arkasından gelecek mühim habere odaklanmasını sağlamak olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "elâ"nın kesinlik ve gerçeklik bildiren (tahkik) bir nida olduğunu, anlatılan trajik sonun şüphe götürmez bir hakikat olduğunu ilan ettiğini ifade eder. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), bu edatın Kur'an'ın helak sahnelerindeki psikolojik etkisini tahlil ederek; bunun, sarsıcı bir kıssanın ardından gelen ilahi bir "mühürleme" ve okuyucuyu dehşetli bir akıbet üzerinde düşünmeye zorlayan edebi bir "dikkat kesilme" anı olduğunu savunur.

        Bu'den (بُعْدًا)

        Kökü be-ayn-dal'dır. İbn Fâris, bu kökün temel manasının "yakınlığın zıddı olan mesafe ve ayrılık" olduğunu, mecazen ise "helak olmak ve rahmetten mahrum kalmak" anlamını taşıdığını belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "bu'd" kelimesinin burada mekânsal bir uzaklığı değil, bir toplumun ilahi rahmetten ebediyen "kovulması" ve ilahi koruma alanından dışlanmasını ifade eden manevi bir mahrumiyet olduğunu belirtir. Toshihiko Izutsu, ayetin sonundaki bu "uzak olsunlar" (bu'den) ifadesinin sadece bir beddua değil, zalimlerin ilahi varlık alanından ebediyen tecrit edildiklerini (teolojik izolasyon) mühürleyen sarsıcı bir "hüküm cümlesi" olduğunu ifade eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu kelimenin Semûd kavmi için zikredilmesinin, onların artık "rahmet" (yakınlık) ile bir daha asla yan yana gelemeyeceklerini ve ebedi bir lanete mahkum edildiklerini gösteren kesin bir final vurgusu olduğunu analiz eder.

        Semûde (ثَمُودَ)

        Kökü se-mim-dal'dır. İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "bir yerde biriken az su" veya "kayalık/sert yer" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, bu ismin kavmin yaşadığı bölgedeki coğrafi şartlara veya suyun kıtlığına işaret eden bir sıfatın isme dönüşmüş hali olabileceğini ifade eder. Arthur Jeffery, Semûd isminin tarihsel kökenlerini kadim Arap kabile kayıtları ve diğer Sami dillerindeki izleriyle karşılaştırarak, Kur'an'ın bu ismi "maddi gücüyle kibirlenen ve helak edilen kadim bir medeniyetin teolojik sembolü" olarak yeniden kurguladığını belirtir. Angelika Neuwirth, Semûd'un Kur'an'daki yapısal işlevini, Âd kavminin akıbetini takip eden bir "tarihsel tekerrür" olarak tahlil eder ve bu ismin muhataplar için tanıdık bir coğrafi uyarı olduğunu vurgular.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X