Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Hûd Sûresi, 66. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Hûd Sûresi, 66. Ayet

    فَلَمَّا جَٓاءَ اَمْرُنَا نَجَّيْنَا صَالِحاً وَالَّذ۪ينَ اٰمَنُوا مَعَهُ بِرَحْمَةٍ مِنَّا وَمِنْ خِزْيِ يَوْمِئِذٍۜ اِنَّ رَبَّكَ هُوَ الْقَوِيُّ الْعَز۪يزُ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Felemmâ câe emrunâ necceynâ sâlihan velleżîne âmenû me’ahu birahmetin minnâ vemin ḣizyi yevmi-iż(in)(k) inne rabbeke huve-lkaviyyu-l’azîz(u)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      Emrimiz gelince Salih,i ve onunla beraber iman edenleri, bizden bir rahmet olarak, helak olmaktan ve o günün zilletinden kurtardık. Şüphesiz Rabb'in kuvvetlidir, üstündür.

      Emrimiz gelince. Yani Cenab-ı Hakk'ın emri geldiğinde. Rabb'imizin vadi geldi denildiğinde, Rabb'imiz tarafından vadedilen şey geldi demektir. Çünkü O'nun vadi ve emri gelmez, ancak emrettiği ve vadettiği şey gelir; ondan maksat da azaptır. Yahut şöyle diyor: Allah'ın emrettiği ve vadettiği şeyin gerçekleşme vakti geldi. O'nun emrettiği ve vadettiği şey de azaptır. En doğrusunu Allah bilir.

      Salih'i ve onunla beraber iman edenleri, bizden bir rahmet olarak, helak olmaktan kurtardık. Yani ihsanımız ve lütfumuzla onları kurtardık. Bu hususu daha önce açıklamıştık.

      O günün zilletinden kurtardık. Buradaki "hızy" (الْخِزْيِ) kelimesi, onları rezil ve rüsvay eden azap demektir. Denildi ki: Her azap, rezilliktir, Allah müminleri o günün rezilliğinden kurtarmıştır.

      Şüphesiz Rabb'in kuvvetlidir, üstündür. Burada geçen "kavı.,," (الْقَوِيُّ) kelimesi, hiç kimsenin aciz bırakamadığı güç anlamına gelir. "Aziz" (الْعَزِيزُ) de, kendisinden başka herkesi zillete düşüren güçtür. Denildi ki: "Kavi': dostlarına yardım eden ve düşmanlarından intikam alan demektir. "Aziz" de mülkünde ve hükümranlığında hiç kimsenin kendisini aciz bırakamayan kuvvetli kişi anlamına gelir.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Necceynâ (نَجَّيْنَا)

        Nun-cim-vav köküne dayanır. İbn Fâris, bu kökün temel manasının "yüksek yer" (neced) olduğunu ve buradan hareketle birini tehlikeden veya boğulmaktan kurtarıp güvenli, yüksek bir yere çıkarmak anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "necat" kavramını dar ve sıkıntılı bir durumdan ferah ve güvenli bir alana intikal etmek olarak tanımlar; ayetteki kullanımı ise Salih peygamber ve beraberindeki müminlerin helak çemberinin dışına çıkarılmasını ifade eder. Toshihiko Izutsu, kurtuluş (necat) kavramının Kur'an'ın ahlaki dünyasında sadece fiziksel bir sağ kalma değil, ilahi inayete mahzar olanların "varoluşsal korunması" (salvation) olduğunu belirtir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu fiilin Allah'a nispet edilmesinin, müminlerin kurtuluşunun tesadüfi olmadığını, bizzat ilahi bir planın sonucu olduğunu vurguladığını analiz eder.

        Hizyi (خِزْيِ)

        Hı-ze-ye kökünden türemiştir. İbn Fâris, bu kökün asıl manasının "zillet, rüsvaylık ve çirkinleşmek" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "hizy" kavramını insanın gizlediği kusurlarının ortaya çıkması sonucu duyduğu aşırı utanç ve aşağılanma hali olarak tanımlar. Ayette "o günün hizyi" (rezilliği) şeklinde geçmesini tahlil eden Toshihiko Izutsu, bu kelimenin Kur'an'ın etik yapısında "izzet"in (onur) zıddı olduğunu ve Semûd kavminin o güne kadar kibirlendiği toplumsal statüsünün ilahi azapla birlikte mutlak bir itibarsızlığa dönüştüğünü ifade eder. Prof. Dr. Sadık Kılıç, bu kavramı ontolojik bir "itibar kaybı" olarak görür; ona göre "hizy", insanın ilahi huzurdaki varoluşsal çıplaklığı ve rezaletidir.

        Yevmiiz (يَوْمِئِذٍ)

        Ye-vav-mim kökünden gelen "yevm" ve "iz" birleşiminden oluşur. İbn Fâris, gün (yevm) kelimesinin zamanın belirli bir parçasını temsil ettiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "yevm" kavramının bazen mutlak bir zaman dilimi, bazen de önemli olayların vuku bulduğu "an" için kullanıldığını ifade eder. Arthur Jeffery, "yevmiiz" kalıbının Kur'an'ın eskatolojik dilinde "vakit gelip çattığında" veya "hesap anında" anlamında teknikleşmiş bir zaman vurgusu olduğunu belirtir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu birleşimin Semûd kavminin helak anını donduran ve o dehşetli vakti diğer tüm zamanlardan ayıran edebi bir odaklama işlevi gördüğünü analiz eder.

        Bi-rahmetin (بِرَحْمَةٍ)

        Ra-ha-mim köküne dayanır. İbn Fâris, bu kökün temel anlamının yumuşaklık, şefkat ve acıma duygusu olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "rahmet" kavramının Allah'a nispet edildiğinde sadece "karşılıksız lütuf ve ihsan" anlamına geldiğini ifade eder. Arthur Jeffery, kelimenin dini bir terim olarak Süryanicedeki "rahmâ" kelimesiyle kökensel bir bağ taşıdığını belirtir. Prof. Dr. Sadık Kılıç, ayetteki "tarafımızdan bir rahmetle" vurgusunu tahlil ederek; kurtuluşun bir liyakat hesaplaşmasından ziyade, tamamen ilahi bir takdir ve özel bir lütuf (ontolojik ihsan) olduğunu ifade eder.

        El-Kaviyyu (الْقَوِيُّ)

        Kaf-vav-ye köküne dayanır. İbn Fâris, bu kökün temel manasının sağlamlık, sertlik ve zayıflığın zıddı olan güç olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "Kavî" sıfatının Allah'a nispet edildiğinde, her türlü acziyetten münezzeh ve iradesini yürütmekte hiçbir engelle karşılaşmayan "Mutlak Güç" anlamına geldiğini vurgular. Toshihiko Izutsu, bu ismin ayet sonunda gelmesini, Semûd'un kaya evlerle temsil edilen maddi gücünün ilahi "Kavî" sıfatı karşısında ne kadar dayanıksız kaldığını gösteren teolojik bir kıyas olarak tahlil eder. Prof. Dr. Sadık Kılıç, Allah'ın Kavî oluşunun, varlığı her an kudret elinde tutan sarsılmaz bir ontolojik dayanak olduğunu ifade eder.

        El-Azîz (الْعَزِيزُ)

        Ayn-ze-ze kökünden türemiştir. İbn Fâris, bu kökün temel manasının "güçlü olmak, galip gelmek ve nadir bulunmak" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "Azîz" isminin hiçbir şekilde mağlup edilemeyen ve otoritesine karşı çıkılamayan "Mutlak Galip" olduğunu ifade eder. Toshihiko Izutsu, "Azîz" kavramının Semûd kıssası bağlamında, kavmin sahte onurunu (izzet) yıkan gerçek ve aşkın otoriteyi temsil ettiğini belirtir. Arthur Jeffery, kelimenin teknik kullanımının kadim monoteist geleneklerdeki "yüce ve güçlü" tasavvurlarıyla paralel geliştiğini ifade eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, ayetin bu isimle mühürlenmesinin, ilahi adaletin hem güç (Kavî) hem de sarsılmaz bir vakar ve galibiyet (Azîz) üzerine bina edildiğini kanıtlayan bir final vurgusu olduğunu analiz eder.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X