وَاِلٰى ثَمُودَ اَخَاهُمْ صَالِحاًۢ قَالَ يَا قَوْمِ اعْبُدُوا اللّٰهَ مَا لَكُمْ مِنْ اِلٰهٍ غَيْرُهُۜ هُوَ اَنْشَاَكُمْ مِنَ الْاَرْضِ وَاسْتَعْمَرَكُمْ ف۪يهَا فَاسْتَغْفِرُوهُ ثُمَّ تُوبُٓوا اِلَيْهِۜ اِنَّ رَبّ۪ي قَر۪يبٌ مُج۪يبٌ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Hûd Sûresi, 61. Ayet
Daralt
X
-
Semud kavmine de kardeşleri Salih'i gönderdik. Dedi ki: Ey kavmim! Allah'a kulluk edin; sizin O'ndan başka tanrınız yoktur. O sizi yerden var etti ve size orayı mamur hale getirme görevi verdi. O halde O'ndan mağfiret isteyin; sonra O'na tövbe edin. Şüphesiz Rabbim yakındır, dualan kabul eder.
Hz. Salih ve Semud Kavmi
Sem!id kavmine de kardeşleri Salih'i gönderdik. Bu beyan daha önce, Semıld kavmine kardeşleri Salih'i gönderdik, mealindeki ayette söylediklerimizle aynı anlamdadır. Kardeşleri anlamına gelen "ehahum" (أَخَاهُمْ) lafzı ile ilgili olarak da onun, din kardeşliği, cins kardeşliği ve soy kardeşliği olmak üzere üç anlama geldiğini söylemiştik. Salih aleyhisselamın onların din kardeşi olma ihtimali yoktur, ancak diğer ikisi yani soy ve cins kardeşi olması muhtemeldir.
Dedi ki: Ey kavmim! Allah'a kulluk edin; sizin O'ndan başka tanrınız yoktur. Allah'ın salat ve selamı üzerlerine olsun bütün peygamberlerin, kavimlerine yaptıkları ilk davet, Allah'ın birliği inancı ve O'na kulluk yapmak gerektiğidir. Çünkü diğer ibadetler, ancak tevhidi sağlam şekilde ayakta tutmakla mümkün olur. Bundan dolayı tevhit inancı, onların kavimlerini ilk davet ettikleri şeydir. Peygamberlerin adet ve gayretleri, insanları Allah'ın birliğine ve O'na kulluğa çağırmakla sürüp gitmiştir.
O sizi yerden var etti. Bazı tefsirciler bu beyanı şöyle izah ederler: Allah sizi Adem'den yarattı, Adem'i de topraktan yarattı. Cenab-ı Hak burada mahlukatı yaratmayı toprağa nispet etmektedir. Buna benzer bir ifade "Sizi bir tek kişiden yaratan Oöur" mealindeki ayette yer almaktadır, burada yaratmayı "tek bir kişiye" nispet etmektedir. O bizi tek bir kişiden yarattığını haber vermektedir, yani her ne kadar kendimiz onun zatından olmasak da bizleri Adem<len yaratmıştı. İşte aynı şekilde burada da, her ne kadar bizim kendimiz topraktan gelmesek bile yaratmakta bizi toprağa nispet etmektedir. Yani bizim aslımızı topraktan yarattı ve ondan var etti demektir, bizim var olmamızı, aslımızı var ettiği şeye nispet etmektedir. O sizi yerden var etti mealindeki beyanda, bütün yaratıkların var olmasını, gelişmesini, yaşamasını ve maişetlerini sağlamalarını topraktan çıkan şeye bağladı anlamı da var gibidir. Çünkü mahlukatın var olması, gelişmesi, yaşaması ve ayakta kalmaları toprakta yetişen ürünlere dayanmaktadır.
Size orayı mamur hale getirme görevi verdi. Bazıları buna, sizi oraya yerleştirdi, anlamını verdi. Bazıları da sizi oraya halef kıldı, dedi. Başkaları da şöyle dedi: Sizi yeryüzünü mamur etmeniz için yarattı, onu dünyanız ve ahiretiniz için mamur kılacaksınız. Burada Cenab-ı Hak, yeryüzünü mamur etmeyi yaratılanlara bıraktı; yeryüzünün imarını binalarının yapımını ve onlardan faydalanma yollarını onlar sağlayacaklar. Bunların hepsi aynı manaya gelir. Mamur hale getirme görevi verdi mealindeki beyana bazıları, sizin ömrünüzü uzun yaptı anlamını verdi.
O halde O'ndan mağfiret isteyin; sonra O'na tövbe edin. Bu cümleyi Hud kıssasını anlatırken açıklamıştık. Yani Allah'ın sizi mağfiret edeceği bir halde olun. Cenab-ı Hak şöyle buyuruyor: "Eğer yaptıklarına son verirlerse geçmiş günahları bağışlanacaktır". Cenab-ı Hak sanki şöyle söylemektedir: Eğer küfürden vazgeçerlerse, onlar bağışlanacak.
Şüphesiz Rabbim yakındır, yani yaratıklarını korumak için yakındır. Yahut, kendilerine ihsanda bulunduğu kişilere yakındır. Veyahut kendisine sığınana yakındır. Duaları kabul eder; dua eden herkesin duasını kabul eder. Nitekim Cenab-ı Hak şöyle buyurur: "Kullarım sana beni sorduklarında ... ". "Bana verdiğiniz sözü yerine getirin ki ... ".
Yorumu Yorumla
-
Semûde (ثَمُودَ)
Sözcüğün kökeni se-me-de köküne dayanır. İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "az su" ve "kayalık, sert yer" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "Semûd" isminin bu kavmin yaşadığı bölgedeki su azlığına veya toprağın yapısına işaret ettiğini ifade eder. Kelimenin tarihsel kökeni üzerine çalışan Arthur Jeffery, Semûd isminin milattan önceki dönemlere ait Asur ve Roma kayıtlarında bir Arap kabilesi olarak geçtiğini, Kur'an'ın bu kadim ismi "helak edilmiş bir toplumun ibretlik mirası" olarak yeniden kurguladığını belirtir. Toshihiko Izutsu, Semûd kavramının Kur'an'ın semantik dünyasında sadece coğrafi bir topluluğu değil, kendilerine sunulan maddi refahı ve estetik gücü (dağları oyma sanatı) ilahi otoriteye karşı bir kibir aracına dönüştüren "bedevi uygarlık" tipolojisini temsil ettiğini analiz eder. Angelika Neuwirth, bu ismin Kur'an'daki "kavimler tarihi" (historicity) içinde Âd kavminden sonra gelen ikinci büyük uyarıcı halka olarak konumlandırıldığını vurgular.
Ehâhum (أَخَاهُمْ)
Kardeşleri anlamına gelen bu kelime e-h-v köküne dayanır. İbn Fâris, bu kökün temel manasının "benzerlik, yakınlık ve bir asıldan gelmek" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "ah" (kardeş) kavramının hem aynı ana-babadan doğan biyolojik bağı hem de aynı topluluğa ve kökene mensup olmayı ifade ettiğini vurgular. Ayette Salih peygamberin Semûd kavmi için "kardeşleri" olarak nitelenmesini tahlil eden Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bunun tebliğ sürecindeki "psikolojik yakınlık" stratejisi olduğunu belirtir. Öztürk'e göre bu kelime, peygamberin kavmine yabancı bir otorite olarak değil, onların içinden çıkan ve onlarla kader birliği olan bir "dost" olarak hitap ettiğini gösteren edebi bir unsurdur. Toshihiko Izutsu, bu kullanımın Kur'an'ın eski kabilevi asabiyet (kan bağı) kavramını, yeni teolojik mesajın ulaştırılmasında bir köprü olarak kullandığını ifade eder.
Sâlihan (صَالِحًا)
Özel bir isim olan bu kelime sa-le-ha kökünden türemiştir. İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "fesadın (bozulmanın) zıddı olarak düzgünlük, uygunluk ve iyilik" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "salah" kavramını bir şeyin fıtri yapısını koruması ve amacına hizmet edecek nitelikte olması olarak tanımlar. Angelika Neuwirth, "Salih" isminin bu bağlamda hem peygamberin özel adı hem de onun sunduğu mesajın karakteri (toplumu ıslah etme amacı) ile semantik bir uyum içinde olduğunu belirtir. Prof. Dr. Sadık Kılıç, Salih isminin Kur'an'da "kaosun ortasında nizamı temsil eden" bir figür olarak kurgulandığını; ismin etimolojik kökenindeki "iyilik ve dürüstlük" vasfının, kavminin "müfsit" (bozguncu) karakteriyle radikal bir zıtlık oluşturduğunu analiz eder.
U'budû (اعْبُدُوا)
İbadet edin ve boyun eğin anlamına gelen bu emir ayn-be-dal köküne dayanır. İbn Fâris, bu kökün temel manasının "uysallaşmak, boyun eğmek ve tevazu göstermek" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "ibadet" kavramını bir varlığın iradesini mutlak bir otoriteye teslim etmesi olarak tanımlar. Toshihiko Izutsu, kelimenin Kur'an'daki semantik dönüşümünü inceleyerek; cahiliye dönemindeki "abd-rabb" (köle-efendi) ilişkisinin Kur'an tarafından ontolojik bir "kul-Yaratıcı" ilişkisine tahvil edildiğini vurgular. Izutsu'ya göre "u'budû" çağrısı, Semûd kavmine kendi inşa ettikleri maddi putlara ve siyasi güçlere tapınmayı bırakıp, tek gerçek otoriteye yönelmelerini emreden köklü bir "eksen değişimi" teklifidir.
Enşeeküm (أَنشَأَكُم)
Sizi yarattı ve inşa etti anlamına gelen bu fiil ne-şe-e kökünden türemiştir. İbn Fâris, bu kökün temel manasının "yükselmek, ortaya çıkmak ve bir şeyi başlangıçtan itibaren büyütüp geliştirmek" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "inşa" kavramının sadece yoktan varetmeyi değil, varlığın aşama aşama kemale erdirilmesini de kapsadığını ifade eder. Prof. Dr. Sadık Kılıç, bu kelimenin seçilmesinin insanın yeryüzündeki varoluşunun rastlantısal olmadığını, ilahi bir projenin ve planlı bir "inşa" sürecinin ürünü olduğunu vurguladığını belirtir. Kılıç'a göre "inşa", varlığın hem biyolojik hem de tarihsel gelişimini kapsayan ontolojik bir kavramdır.
Vesta'meraküm (وَاسْتَعْمَرَكُمْ)
Sizi orayı imar etmekle görevlendirdi anlamına gelen bu fiil ayn-me-ra köküne dayanır. İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "hayat, süreklilik ve bir yeri mamur hale getirmek" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "isti'mâr" kavramını Allah'ın insanı yeryüzünde ikamet ettirmesi ve orayı bayındır hale getirme (imar) sorumluluğunu ona yüklemesi olarak tanımlar. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu kelimenin insanın yeryüzündeki "medeniyet kurma" görevine işaret eden en güçlü Kur'ani terimlerden biri olduğunu vurgular. Öztürk'e göre bu fiil, Semûd kavminin sahip olduğu mimari yeteneğin (kayaları oyma) aslında onlara ilahi bir görev olarak verildiğini, ancak onların bu görevi "kibir" için kullandıklarını hatırlatan teolojik bir eleştiri taşır. Toshihiko Izutsu, bu kavramın insanı "yeryüzünün yöneticisi ve geliştiricisi" konumuna yükselten ontolojik bir yetkilendirme olduğunu ifade eder.
Karîbun (قَرِيبٌ)
Yakın anlamına gelen bu sıfat ke-re-be köküne dayanır. İbn Fâris, bu kökün temel manasının "mesafenin kısalığı" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "kurb" (yakınlık) kavramının Allah'a nispet edildiğinde mekânsal bir yakınlık değil; ilmiyle kuşatması, yardımıyla muhatap olması ve kulun halini her an görmesi anlamına geldiğini vurgular. Toshihiko Izutsu, bu kelimenin Allah ile insan arasındaki dikey mesafenin, şirk koşanların sandığı gibi aşılmaz olmadığını, aksine Allah'ın insana "şah damarından daha yakın" olan ontolojik yakınlığını pekiştiren semantik bir vurgu olduğunu belirtir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, ayetin sonundaki bu vurgunun, tevbe eden kulun derhal ilahi huzura kabul edileceğini muştulayan psikolojik bir güven telkini olduğunu analiz eder.
Mücîbun (مُّجِيبٌ)
Cevap veren ve karşılık veren anlamına gelen bu isim ce-ve-be kökünden türemiştir. İbn Fâris, bu kökün temel manasının "bir şeyi kesmek ve delmek" olduğunu, sözün de sessizliği "delerek" bir karşılık oluşturması sebebiyle bu ismi aldığını belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "icabet" kavramını bir çağrıya, duaya veya isteğe uygun bir eylemle karşılık vermek olarak tanımlar. Prof. Dr. Sadık Kılıç, Allah'ın "Mücîb" sıfatının, O'nun varlık karşısında pasif bir yaratıcı değil, her an kulun taleplerini duyan ve onlara aktif bir müdahale ile karşılık veren "Diri ve İşiten" bir otorite olduğunu simgelediğini ifade eder. Kılıç'a göre bu kelime, insan-Tanrı arasındaki iletişimin çift taraflı ve canlı olduğunun ontolojik kanıtıdır.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla