Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Hûd Sûresi, 60. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Hûd Sûresi, 60. Ayet

    وَاُتْبِعُوا ف۪ي هٰذِهِ الدُّنْيَا لَعْنَةً وَيَوْمَ الْقِيٰمَةِۜ اَلَٓا اِنَّ عَاداً كَفَرُوا رَبَّهُمْۜ اَلَا بُعْداً لِعَادٍ قَوْمِ هُودٍ۟​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Veutbi’û fî hâżihi-ddunyâ la’neten veyevme-lkiyâme(ti)(k) elâ inne ‘âden keferû rabbehum(k) elâ bu’den li’âdin kavmi hûd(in)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      Onlar hem bu dünyada hem de kıyamet gününde lanete uğradılar. Evet Ad Rabb'ini inkar etti. Hud'un kavmi Ad'ın canı cehenneme!

      Onlar hem bu dünyada hem de kıyamet gününde linete uğradılar. Bazıları şöyle dedi: Lanetten maksat azaptır, yani onlar dünyada da ahirette de azaba uğratılacaklar. Nitekim Allah şöyle buyurur: "Bilin ki, Allanın laneti zalimlerin üzerine olacaktır!" Yani Allanın azabı zalimlerin üzerine olacaktır.

      Ayetteki "utbiu" ( أُتْبِعُوا) kelimesi, katıldılar, ilhak edildiler anlamına gelir. Lanet kelimesinin kovulmak manasına geldiği de söylenmiştir; buna göre ayet, onlar Allanın rahmetinden kovuldular, ne dünyada ve ne de ahirette ona nail olamayacaklar demektir.

      Evet Ad Rabb'ini inkar etti. Hûd'un kavmi Ad'ın canı cehenneme! Yani onlar Allanın rahmetinden uzak olsunlar!​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Uttubi’û (أُتْبِعُوا)

        Sözcüğün kökeni te-be-ayn köküne dayanır. İbn Fâris, bu kökün temel anlamının bir şeyin diğerinin peşinden gelmesi, ona eklenmesi ve onu takip etmesi olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "itbâ'" kavramını burada bir cezanın veya niteliğin (lanetin) bir topluluğa ayrılmaz bir parça gibi eklenmesi ve onları hem dünyada hem ahirette takip eden bir gölgeye dönüşmesi olarak tanımlar. Kelimenin semantik işlevini tahlil eden Toshihiko Izutsu, bu fiilin edilgen (meçhul) yapıda kullanılmasının, lanetin artık bu topluluk üzerinde ilahi bir hüküm olarak sabitlendiğini ve kaçınılmaz bir tarihsel/metafiziksel sürece dönüştüğünü gösterdiğini ifade eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu kelimenin seçilmesinin, Âd kavminin artık sadece helak edilmiş bir toplum değil, ebediyen "lanetle anılan" bir ibret vesikası olarak tescillendiğini vurgulayan edebi bir mühür olduğunu belirtir.

        Laneten (لَعْنَةً)

        Sözcüğün kökeni lam-ayn-nun köküne dayanır. İbn Fâris, bu kökün temel manasının "kovmak, uzaklaştırmak, hayırdan ve rahmetten mahrum bırakmak" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "lanet" kavramını Allah'tan gelmesi durumunda dünyevi bir helak ve uhrevi bir mahrumiyet, insandan gelmesi durumunda ise beddua ve dışlama olarak tanımlar. Arthur Jeffery, kelimenin "lanet" anlamındaki teknik kullanımının Süryanicedeki "la'natâ" ve Etiyopyaca (Ge'ez) dillerindeki benzer köklerle tarihsel bir paralellik taşıdığını; bunun toplumsal bir "aforoz" ve ilahi bir "dışlama" olduğunu belirtir. Toshihiko Izutsu, lanetin Kur'an'ın ontolojik haritasında kişiyi ilahi nurdan ve rahmet dairesinden tamamen koparan "teolojik bir izolasyon" hali olduğunu ifade eder. Prof. Dr. Sadık Kılıç, bu kelimenin nekra (belirsiz) ve tenvinli gelmesinin, lanetin mahiyetinin ve dehşetinin büyüklüğünü, her türlü rahmet kırıntısından uzak bir mutlak karanlığı simgelediğini tahlil eder.

        Ed-Dünyâ (الدُّنْيَا)

        Kelimenin kökeni dal-nun-vav köküne dayanır. İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "yakınlık" (dünüv) ve "alçaklık/aşağılık" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, içinde bulunulan hayata "dünya" denmesini, hem ahirete kıyasla insana daha yakın (peşin) olmasına hem de manevi değer açısından daha "aşağıda" (ednâ) bulunmasına bağlar. Arthur Jeffery, bu terimin Kur'an'da teknik bir eskatolojik kavram olarak yerleştiğini ve dönemin monoteist literatüründeki (Süryanice "dunyâ") "şu anki alem" tasavvuruyla örtüştüğünü belirtir. Toshihiko Izutsu, dünya kavramının Kur'an'da tek başına bir mekan değil, "ahiret" (sonraki hayat) ile kurulan zıtlık üzerinden anlam kazanan ahlaki ve ontolojik bir kategori olduğunu ifade eder.

        El-Kıyâmeti (الْقِيَامَةِ)

        Sözcüğün kökeni kaf-vav-mim köküne dayanır. İbn Fâris, bu kökün temel manasının "ayağa kalkmak, dikilmek ve bir şeyi sağlam bir nizamla ayakta tutmak" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "kıyamet" kavramını insanların diriltilerek ilahi adalet huzurunda "ayağa kalktıkları" ve tüm eylemlerinin nihai bir hükme bağlandığı büyük hesap günü olarak tanımlar. Arthur Jeffery, kelimenin Süryanice "qeyâmtâ" (diriliş) kelimesinden Arapçaya teknik bir dini terim olarak geçtiğini ve ölümü takip eden mutlak "uyanışı" temsil ettiğini belirtir. Toshihiko Izutsu, kıyametin Kur'an'ın zaman algısındaki en kritik "kırılma anı" olduğunu, burada Âd kavminin lanetle takip edilmesinin, ilahi adaletin zamanın ötesine taşan sarsılmazlığını gösterdiğini vurgular.

        Elâ (أَلَا)

        Bu kelime bir dikkat çekme ve uyarı (tenbih) edatıdır. İbn Fâris, bunun muhatabın zihnini canlandırmak ve arkasından gelecek olan mühim habere odaklanmasını sağlamak için kullanılan bir "uyarı nidası" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "elâ"nın kesinlik bildiren bir vurgu (tahkik) taşıdığını ve anlatılan olayın şüphe götürmez bir hakikat olduğunu ilan ettiğini ifade eder. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), bu edatın ayet içindeki konumuna dikkat çekerek; lanet haberinden sonra gelen bu nidanın, Âd kavminin işlediği suçun (küfrün) dehşetini ve bunun sonucundaki helakin kaçınılmazlığını haykıran edebi bir "dikkat kesilme" anı olduğunu savunur.

        Keferû (كَفَرُوا)

        Sözcüğün kökeni kef-fe-ra köküne dayanır. İbn Fâris, bu kökün temel manasının "bir şeyi örtmek, gizlemek ve kapamak" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "küfür" kavramını burada Allah'ın ayetlerini, nimetlerini ve peygamberin tebliğini inatla "örtmek", hakikati görmeyi reddetmek olarak tanımlar. Toshihiko Izutsu, küfrün Âd kavmi bağlamında sadece bir inançsızlık değil, aynı zamanda ilahi otoriteye karşı gösterilen aktif bir "nankörlük" (ingratitude) ve ontolojik bir isyan hali olduğunu ifade eder. Izutsu'ya göre "keferû rabbahum" (Rablerini inkar ettiler) ifadesi, insanın kendisini vareden kaynağa karşı sergilediği en köklü ve sarsıcı yabancılaşmayı resmeder.

        Rabbahum (رَبَّهُمْ)

        Kökü ra-be-be olan bu isim, sahip olmak, yönetmek ve terbiye etmek manasına gelir. İbn Fâris, kökün temel anlamının bir şeyi ıslah etmek ve onu kemale ulaştırana kadar gözetmek olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "Rab" kavramının burada yaratılanın her an ihtiyaç duyduğu şefkatli bir otoriteyi temsil ettiğini vurgular. Ayette Âd kavminin bizzat "kendi Rablerine" karşı küfre düştüğünün belirtilmesi, Prof. Dr. Sadık Kılıç tarafından "varoluşsal bir nankörlük" olarak tahlil edilir. Kılıç'a göre bu ifade, kavmin sadece bir fikri değil, bizzat kendi varlık kaynaklarını reddederek ontolojik bir intihara giriştiklerini simgelemektedir.

        Bu’den (بُعْدًا)

        Sözcüğün kökeni be-ayn-dal köküne dayanır. İbn Fâris, bu kökün temel manasının "yakınlığın zıddı olan mesafe, uzaklık ve ayrılık" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "bu'd" kelimesinin burada fiziksel bir uzaklıktan ziyade, bir toplumun ilahi rahmetten ebediyen "kovulması", helak olması ve yokluğa mahkum edilmesini ifade eden manevi bir "uzaklaştırma" (mahrumiyet) olduğunu belirtir. Toshihiko Izutsu, ayetin sonundaki "uzak olsunlar" (bu'den) ifadesinin sadece bir beddua değil, gerçekleşmiş olan bir durumu ilan eden ve zalimlerin ilahi varlık alanından ebediyen dışlandıklarını (teolojik tecrit) mühürleyen sarsıcı bir "hüküm cümlesi" olduğunu ifade eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu kelimenin "Âd" isminin hemen yanında zikredilmesinin, onların bir daha asla rahmetle ve hayırla yan yana gelemeyeceklerini gösteren kesin bir final vurgusu olduğunu analiz eder.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X