اِنّ۪ي تَوَكَّلْتُ عَلَى اللّٰهِ رَبّ۪ي وَرَبِّكُمْۜ مَا مِنْ دَٓابَّةٍ اِلَّا هُوَ اٰخِذٌ بِنَاصِيَتِهَاۜ اِنَّ رَبّ۪ي عَلٰى صِرَاطٍ مُسْتَق۪يمٍ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Hûd Sûresi, 56. Ayet
Daralt
X
-
Ben, benim de Rabbim, - sizin de Rabb'iniz olan Allah'a dayandım. Çünkü her canlının kontrolü O'nun elindedir. Şüphesiz Rabbimin yolu dosdoğru yoldur.
Ben, Allah'a dayandım. Yani işimi O'na havale ettim, yahut bütün yaptıklarunda O'nu vekil yaptım. Veyahut sizin beni öldürmekle tehdit etmenize karşı ben sadece O'na güvendim ve O'na dayandım. Veyahut da beni tehditlerinizin geçersiz olmasını sağlaması için O'na tevekkül ettim. Benim de Rabbim, sizin de Rabb'iniz olan Allah ... Yani Cenab-ı Hakk'ın benim de sizin de Rabb'iniz olduğunu bildiğiniz halde O'ndan korkmuyorsunuz da, taptığınız ilahlarınızla beni nasıl tehdit ediyorsunuz? Bu aynen Hz. İbrahim'in (s.a.) sözü gibidir: "Siz, Allah'ın size haklarında hiçbir hüküm indirmediği putları O'na ortak koşmaktan korkmazken, ben sizin ortak koştuğunuz putlardan nasıl korkarım?"
Her canlının kontrolü O'nun elindedir. Yani onları dilediği zaman öldüren O'dur. 'J.hızün bi-nasıyetiha" (بِنَاصِيَتِهَا آخِذٌ) beyanı, O'nun mülkü ve hükümranlığı altındadır anlamına gelir. Falancı, falanın gırtlağına yapışmış, falancı falanın elindedir denilir; aslında onun canı bunun elinde değildir veya onun gırtlağı bunun elinde değildir, onun otoritesi, yönetimi ve emri altındadır demektir.
Şüphesiz Rabbimin yolu dosdoğru yoldur. Yani ben Rabbimin bana emrettiği ve beni uymaya çağırdığı en doğru yol üzerindeyim. Yahut Rabbimin bana emrettiği ve beni uymaya çağırdığı yol, en doğru yoldur. Tıpkı şu ayette buyurduğu gibi: "Rabb'in her şeyi yakından izlemektedir" .
Yorumu Yorumla
-
Tevekkeltü (تَوَكَّلْتُ)
Kök: v-k-l. İbn Fâris, bu kökün temel manasının birine dayanmak, işini başkasına havale etmek ve acziyetini kabul ederek güvenilir birine sığınmak olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "tevekkül" kavramını bir kimsenin kendi güç ve iradesini bir kenara bırakarak, mutlak güvendiği bir vekilin (Allah'ın) tasarrufuna teslim olması şeklinde tanımlar. Toshihiko Izutsu, tevekkülün Kur'an'ın "iman" sisteminin en hayati psikolojik unsuru olduğunu belirtir. Izutsu'ya göre tevekkül, müminin tüm dünyevi korkularını ve tehditleri ilahi otoritenin sarsılmazlığına havale etmesiyle oluşan ontolojik bir sükûnet halidir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu fiilin kullanımının, peygamberin kendi davasındaki sarsılmaz duruşunu ve muhataplarının dünyevi güçlerini hiçe sayan ilahi güvenceyi temsil ettiğini analiz eder.
Dâbbetin (دَابَّةٍ)
Kök: d-b-b. İbn Fâris, bu kökün asıl manasının "yavaş yavaş yürümek, yerde emeklemek veya hareket etmek" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "dâbbe" kavramının yeryüzünde hareket eden her türlü canlıyı kapsayan genel bir isim olduğunu ifade eder. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın bu kelimeyi kullanarak varlığı sadece "insan" merkezli değil, tüm hareket eden canlıları kapsayan kozmik bir bütünlük içinde ele aldığını belirtir. Prof. Dr. Sadık Kılıç, ayetteki bu vurgunun ilahi kudretin evrensel kuşatıcılığını, en küçük canlıdan en büyüğüne kadar her şeyin mutlak bir iradeye bağlı olduğunu gösteren ontolojik bir tespit olduğunu vurgular.
Âhizun (آخِذٌ)
Kök: e-h-z. İbn Fâris, kökün temel anlamının "bir şeyi yakalamak, tutmak, elde etmek ve ona hakim olmak" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "ahz" eyleminin burada bir şeyin kaderini ve yönetimini elinde bulundurmak manasına geldiğini ifade eder. Ayetteki kullanımı tahlil eden Prof. Dr. Mustafa Öztürk, Allah'ın her canlının perçeminden tutmuş olmasının, ilahi otoritenin varlık üzerindeki mutlak ve kaçınılmaz hakimiyetini resmeden sarsıcı bir otorite tasviri olduğunu belirtir.
Nâsiyetihâ (نَاصِيَتِهَا)
Kök: n-s-y. İbn Fâris, bu kökün temel manasının "başın ön tarafı, alın ve perçem" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "nâsiye" kavramının Arap kültüründe birine tam hakim olmak için kullanılan bir sembol olduğunu; birinin perçeminden tutulmasının onun iradesinin tamamen ele geçirilmesi manasına geldiğini vurgular. Arthur Jeffery, kelimenin "perçem/alın" anlamındaki kullanımının Sami dillerinde otorite ve teslimiyet sembolü olarak köklü bir geçmişi olduğunu belirtir. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), bu kelimenin seçimindeki edebi dehaya dikkat çekerek; perçemden tutma eyleminin, canlının en onurlu ve iradi merkezi olan "baş" üzerinden, ilahi iradenin her canlı üzerindeki mutlak yönetimini resmettiğini ifade eder.
Sırâtın (صِرَاطٍ)
Kök: s-r-t. İbn Fâris, bu kökün temel manasının "yutmak" olduğunu, yolun yolcuyu içine alması hasebiyle geniş yollara bu ismin verildiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "sırât" kavramını üzerinde kolayca ve süratle gidilen apaçık, düzgün ve ana yol olarak tanımlar. Arthur Jeffery, kelimenin Latince "strata" (yol/cadde) kelimesinden Süryanice ve Aramice aracılığıyla Arapçaya geçtiğini belirten etimolojik verileri aktarır. Toshihiko Izutsu, sırâtın Kur'an'ın ahlaki coğrafyasında "kaos"tan kurtarıp ilahi düzene ulaştıran yegâne meşru istikamet olduğunu ifade eder.
Müstekîm (مُّسْتَقِيمٍ)
Kök: k-v-m. İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "ayakta durmak, doğrulmak ve bir şeye devam etmek" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "müstekîm" kavramını hiçbir eğriliği bulunmayan, aslına uygun ve hedefe en kısa yoldan ulaştıran "dosdoğru" hal olarak tanımlar. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, ayetin sonundaki bu ifadenin ilahi adaletin ve yasaların hiçbir sapma göstermeksizin, mutlak bir tutarlılıkla işlediğini ilan eden teolojik bir mühür olduğunu vurgular. Prof. Dr. Sadık Kılıç, bu sıfatın ilahi eylemlerin rastlantısal değil, belli bir hikmet ve hakikat üzerine bina edildiğini gösteren ontolojik bir nitelik olduğunu analiz eder.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla