Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Hûd Sûresi, 55. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Hûd Sûresi, 55. Ayet

    مِنْ دُونِه۪ فَك۪يدُون۪ي جَم۪يعاً ثُمَّ لَا تُنْظِرُونِ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Min dûnih(i)(s) fekîdûnî cemî’an śümme lâ tunzirûn(i)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      Haydi hepiniz bana tuzak kurun, bana aman vermeyin!

      Haydi hepiniz bana tuzak kurun. Yani siz ve tanrılarınız, beni öldürmek veya bana kötülük yapmak şeklindeki tehditlerinizi hadi uygulayın! Bana aman vermeyin! Yani bu hususta bana hiç mühlet vermeyin! Hepiniz bana tuzak kurun mealindeki beyan, siz ve tanrılarınız bana tuzak kurun anlamına gelebilir. Hud aleyhisselam diyor ki: Siz ve tanrılarınız hep birlikte yapacağınızı yapın, beni delirtecekleri ve aklımı alacakları iddianızı uygulayın! Bana aman vermeyin! Yani bana mühlet tanımayın! Bu, nübüvvetin en şiddetli ayetlerinden biridir. Çünkü Hud aleyhisselam onların içinde tek başında iken kendilerine bunları söylüyordu. Hud aleyhisselam bu sözleri Allah'ın kudretine güvenerek, O'na itimat ederek ve O'nun yardımını umarak söylüyordu, yoksa düşmanlarının arasında bulunan bir kimse böyle bir sözü söylemeye cüret edemezdi. Bilinmektedir ki o bu sözü yüce Allah'a dayanarak söylüyordu. Resulullah'ın (s.a.), "Haydi ortak olarak gördüğünüz o varlıkları çağırın, sonra bana karşı planınızı kurun" mealindeki ayette geçen beyanı da, Nuh aleyhisselamın "Bana yapacağınızı yapın" mealindeki ayette geçen ifadesi de, Şuayb aleyhisselamın da "Ey kavmim! Bana elinizden geleni yapın!" mealindeki ayette geçen sözü de böyledir. Kur'an'da bunun başka örnekleri de vardır. Onlar bu sözü düşman arasında bulundukları sırada, yanlarında da yardımcıları ve destekçileri olmadığı sırada söylemişlerdi. Bu durum, onların bu sözü Allah'a dayanarak söylediklerine işaret eder. Bu da nübüvvetin alametlerinden biridir.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Min dûnihî (مِن دُونِهِ)

        Kök: d-v-n. İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "yakınlık" ve "bir şeyin daha aşağıda veya altında olması" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "dûn" kavramının burada Allah'ı dışlayarak, O'nun dışındaki varlıklara ve sahte otoritelere yönelmeyi ifade eden bir "gayrılık" ve "teolojik mesafe" anlamı taşıdığını vurgular. Toshihiko Izutsu, bu ifadenin Kur'an'ın ontolojik hiyerarşisinde merkezi bir rol oynadığını; Allah ile yaratılanlar arasına çekilen keskin sınırı temsil ettiğini belirtir. Izutsu'ya göre "min dûnihî", peygamberin muhataplarına yönelik, Allah dışındaki tüm güç odaklarının meşruiyetini reddeden radikal bir teolojik hamledir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu kullanımın müşriklerin şefaat ve aracı tanrı tasavvurlarını kökten sarsan, Allah'ın mutlak otoritesini ve tekliğini vurgulayan polemiksel bir dil olduğunu ifade eder.

        Fekîdûnî (فَكِيدُونِي)

        Kök: k-y-d. İbn Fâris, bu kökün temel manasının "gizli bir plan yapmak", "birine fark ettirmeden zarar verecek bir yol aramak" (hile/tuzak) olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "keyd" kavramını bir amaca ulaşmak için sergilenen ince ve gizli eylem olarak tanımlar; ayetteki kullanımıyla peygamberin muhataplarına "elinizden gelen tüm hileyi yapın" şeklindeki meydan okumasını simgelediğini vurgular. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), bu fiilin emir formunda kullanılmasındaki edebi güce dikkat çekerek; tek başına kalmış bir peygamberin, tüm bir kabileye ve onların kurumsal gücüne karşı sergilediği sarsıcı "retorik restleşme" olduğunu analiz eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu ifadenin peygamberin arkasındaki ilahi güce (Allah) duyduğu mutlak güvenin bir sonucu olduğunu ve muhatapların dünyevi güçlerini hiçe sayan ironik bir meydan okuma dili taşıdığını belirtir.

        Cemî'an (جَمِيعًا)

        Kök: c-m-ayn. İbn Fâris, bu kökün temel manasının "ayrı parçaları bir araya getirmek" ve "dağınıklığı gidermek" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "cem'" kavramını dağılmış olan unsurların tek bir amaç veya mekân etrafında toplanması olarak tanımlar. Toshihiko Izutsu, ayetteki "topluca/hepiniz birden" vurgusunun, peygamberin karşısındaki organize kabilevi gücü (asabiyet) temsil ettiğine dikkat çeker. Izutsu'ya göre bu kelime, hakikate karşı geliştirilen toplumsal ve kolektif direncin yoğunluğunu resmeden sosyo-teolojik bir nitelemedir.

        Sümme (ثُمَّ)

        Râgıb el-İsfahânî, bu edatın "sonra" anlamının ötesinde, iki durum arasında bir zaman aralığı, süreç ve bir derece farkı (terâhi) ifade ettiğini belirtir. İsfahânî'ye göre bu kullanım, peygamberin muhataplarına "hemen şimdi" veya "biraz bekledikten sonra" olsa da fark etmeksizin, her türlü girişimlerine hazır olduğunu gösteren bir "kararlılık süreci" bildirir.

        Lâ tünzırûn (لَا تُنظِرُونِ)

        Kök: n-z-ra. İbn Fâris, bu kökün iki ana damarı olduğunu belirtir: Birincisi "bakmak ve gözlemek", ikincisi ise "gecikmek ve beklemek" (inzâr). Râgıb el-İsfahânî, "inzâr" kavramının birine mühlet vermek, süre tanımak ve cezayı ertelemek anlamına geldiğini ifade eder. Ayetteki "bana mühlet vermeyin" uyarısını tahlil eden Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bunun peygamberin nübüvvet cesaretinin zirve noktası olduğunu vurgular. Öztürk'e göre Hûd peygamber, muhataplarına tanıyacağı herhangi bir sürenin veya bekleyişin kendi davasını sarsmayacağını, ilahi koruma altında olduğunu ilan eden mutlak bir teolojik meydan okuma yapmaktadır. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), bu ifadenin bir önceki "keyd" (tuzak) fiiliyle birleşerek, peygamberin psikolojik üstünlüğünü ve muhataplarının acziyetini resmeden sarsıcı bir final vurgusu olduğunu belirtir.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X