Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Hûd Sûresi, 52. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Hûd Sûresi, 52. Ayet

    وَيَا قَوْمِ اسْتَغْفِرُوا رَبَّكُمْ ثُمَّ تُوبُٓوا اِلَيْهِ يُرْسِلِ السَّمَٓاءَ عَلَيْكُمْ مِدْرَاراً وَيَزِدْكُمْ قُوَّةً اِلٰى قُوَّتِكُمْ وَلَا تَتَوَلَّوْا مُجْرِم۪ينَ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Veyâ kavmi-staġfirû rabbekum śümme tûbû ileyhi yursili-ssemâe ‘aleykum midrâran veyezidkum kuvveten ilâ kuvvetikum velâ tetevellev mucrimîn(e)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      Ey kavmim! Rabb'inizden bağışlanmayı dileyin, sonra O'na tövbe edin ki üzerinize bolca yağmur göndersin ve kuvvetinize kuvvet katsın; sakın günahkarlar olup Allah'tan yüz çevirmeyin!

      Ey kavmim! Rabb'inizden bağışlanmayı dileyin, sonra O'na tövbe edin! Burada yer alan Rabb'inizden bağışlanmayı dileyin, sonra O'na tövbe edin mealindeki iki cümlenin aynı şeyi ifade etmiş olması muhtemeldir. Cümlede bir takdim-tehir olması da muhtemeldir: O'na tövbe edin, sonra bağışlanma dileyin! Çünkü siz kötü şeyler yapıyorsunuz. Yani Allah'a itaate dönün ve yaptıklarınızdan nadim olun! Rabb'inizden bağışlanmayı dileyin! Malumdur ki Hud aleyhisselam bu sözle, onların Allah'tan mağfiret diliyoruz demelerini kastetmemiştir. Fakat onlara, kendilerinin bağışlanmasını gerektiren, bunu onlara hak ettiren vesileyi, yani tevhidi Allah'tan istemelerini emretmişti. Sanki şöyle demişti: Rabb'inizin birliğini kabul edin, O'na iman edin, sonra da O'na tövbe edin! Yahut şöyle demiş olabilir: Küfre son vermekle Allah'tan bağışlanma dileyin! Nitekim yüce Allah şöyle buyurmuştur: "Eğer yaptıklarına son verirlerse geçmiş günahları bağışlanacaktır".

      Üzerinize bolca yağmur göndersin ve kuvvetinize kuvvet katsın! Bazı yorumcular şöyle dedi: Yağmur yağmamış, kuraklık başlamış ve onların nesli de kesilmişti. Eğer Allah'a tövbe ederseniz ve Rabb'inizden bağışlanma dilerseniz, Allah üzerinize bolca yağmur gönderecek, çocuklarınız ve soyunuz da çoğalacak. Kuvvetinize kuvvet katsın sözü, yaptıklarınızın kuvvetini bedenlerinizin kuvvetine katsın anlamına gelebilir, çünkü onlar güçlü-kuvvetli ve atılgan insanlardı. Şöyle diyorlardı: "Bizden daha güçlü kim var?" Üzerinize bolca yağmur göndersin ve kuvvetinize kuvvet katsın mealindeki beyan başlangıç cümlesi de olabilir. Allah'tan yüz çevirmeyin, yani sizi davet ettiğim şeylerden yüz çevirmeyin, şayet yüz çevirirseniz günahkarlardan olursunuz. Buradaki mücrim kelimesine Ebu Bekir, günaha batan anlamını verdi. Kötülük işleyen anlamına geldiği de söylenmiştir.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        İsteğfirû (اسْتَغْفِرُوا)

        Bu fiil gayn-fe-ra kökünden türemiştir. İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "örtmek, gizlemek ve bir şeyi kirden korumak" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "istiğfar" eyleminin, bir kulun işlediği kusurların ve günahların ilahi rahmetle örtülmesini, o suçun kötü sonuçlarından korunmayı talep etmesi olduğunu açıklar. Toshihiko Izutsu, istiğfarın Kur'an'ın dikey iletişim dilinde (insandan Allah'a) merkezi bir yere sahip olduğunu; kişinin kendi beşerî sınırlarını ve hatalarını itiraf ederek mutlak otoritenin koruması altına girme talebi olduğunu ifade eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu kavramın sadece dilsel bir yakarış olmadığını, bireyin kendi ahlaki durumunu sorgulayarak yeni bir başlangıç yapma arzusunu temsil eden zihinsel bir eylem olduğunu analiz eder.

        Tûbû (تُوبُوا)

        Sözcüğün kökeni te-vav-be köküne dayanır. İbn Fâris, bu kökün asıl manasının "dönmek" (rücu) olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, tövbeyi insanın yanlış ve çirkin olanı (günahı) terk edip en güzel ve doğru olana (itaat ve hakikat) yönelmesi şeklinde köklü bir ahlaki dönüşüm olarak tanımlar. Toshihiko Izutsu, tövbe kavramının Kur'an'ın inşa ettiği insan tipolojisinde radikal bir "eksen değişimini" simgelediğini; kişinin eski yaşam tarzından (cahiliyeden) kopup yeni bir teolojik ve ahlaki merkeze yönelmesi olduğunu belirtir. Prof. Dr. Sadık Kılıç, tövbenin istiğfarın ardından zikredilmesinin, duygusal bir pişmanlığın ötesinde, varoluşsal bir istikamet düzeltmesini ve fiili bir yönelimi (ontolojik rücu) temsil ettiğini vurgular.

        Yursili (يُرْسِلِ)

        Bu fiil ra-sin-lam kökünden gelmektedir. İbn Fâris, bu kökün temel manasının "göndermek, serbest bırakmak ve bir şeyin kesintisiz akışını sağlamak" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "irsal" kavramının bazen bir elçiyi görevlendirmek, bazen de bir nimeti veya azabı (bu ayette yağmuru) belli bir gaye ile harekete geçirmek anlamına geldiğini ifade eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, fiilin cezmi (yursili) bir yapıda gelmesinin, önceki istiğfar ve tövbe emirlerinin yerine getirilmesine bağlı olarak devreye girecek olan ilahi bir "mükafat süreci" olduğunu gösteren teolojik bir sonuç cümlesi olduğunu tahlil eder.

        Midrâran (مِّدْرَارًا)

        Kelimenin kökeni dal-ra-ra köküne dayanır. İbn Fâris, bu kökün asıl manasının "sütün memeden bolca ve kesintisiz akması" olduğunu, daha sonra bu kelimenin bereketli ve sürekli yağmurlar için mecazi (istiare) bir anlatım kazandığını belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "midrâr" kavramını sadece miktar olarak çokluk değil, fayda sağlayan, hayatı canlandıran ve düzenli olan bir akış olarak tanımlar. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), bu kelimenin seçiminin çöl toplumunun zihnindeki en büyük refah ve hayat bulma sembolü (yağmur) üzerinden yapıldığını ifade eder. Ona göre bu kullanım, manevi arınmanın (tövbe) maddi bir bolluğa ve tabiatın dirilişine nasıl dönüştüğünü resmeden en güçlü beyani tasvirlerden biridir.

        Kuvveten (قُوَّةً)

        Bu isim kaf-vav-ye kökünden türemiştir. İbn Fâris, kökün temel anlamının "sağlamlık, sertlik ve bir şeyi sıkıca bağlamak" olduğunu belirtir; özellikle bir ipin liflerinin bükülerek dayanıklı hale getirilmesine bu kökten isim verilir. Râgıb el-İsfahânî, "kuvvet" kavramını bir varlığın kendisine verilen potansiyeli ve görevi yerine getirme kapasitesi olarak tanımlar. Toshihiko Izutsu, ayetteki "kuvvetinize kuvvet katma" vaadinin, imanın sadece ruhsal bir sükûnet değil, aynı zamanda toplumda ve doğada etkin olan dinamik bir "hayat enerjisi" (vitality) sağladığını gösteren semantik bir vurgu olduğunu belirtir. Prof. Dr. Sadık Kılıç, bu artışın ontolojik bir güçlenmeye işaret ettiğini, ahlaki olgunluğun fiziksel ve toplumsal dirayeti besleyen temel bir unsur olarak sunulduğunu analiz eder.

        Tetevvellev (تَتَوَلَّوْا)

        Bu fiil vav-lam-ye köküne dayanır. İbn Fâris, bu kökün temel manasının "yakınlık, dostluk ve peş peşe gelmek" olduğunu, ancak bu kalıpta (tevellî) ve "an" harf-i ceriyle veya bu bağlamda kullanıldığında "yüz çevirmek, uzaklaşmak ve bağını koparmak" anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, tevellî eylemini hem fiziksel olarak arka dönüp gitmek hem de zihinsel olarak hakikati reddedip ondan kopmak şeklinde tanımlar. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu kelimenin muhatapların vahyin çağrısına karşı sergiledikleri o inatçı ve keskin "yüz çevirme" tavrını betimleyen psikolojik bir portre olduğunu vurgular.

        Mücrimîn (مُجْرِمِينَ)

        Sözcüğün kökeni cim-ra-mim köküne dayanır. İbn Fâris, bu kökün temel manasının "bir şeyi dalından koparmak ve kesmek" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, bu fiziksel eylemin mecaz yoluyla "hak yoldan koparak günaha girmek" ve "suç işlemek" anlamını kazandığını ifade eder. Toshihiko Izutsu, "cürüm" kavramının Kur'an'da sadece sıradan bir hatayı değil, varlığın yaratılış gayesinden sapan ve ilahi nizamı kasten ihlal eden radikal bir teolojik tutumu (suçluluk hali) simgelediğini belirtir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, ayetin sonundaki bu nitelemenin, tövbe ve hidayet çağrısını reddedenlerin artık hukuki ve ahlaki olarak "suçlu" (mücrim) kategorisinde mühürleneceklerini gösteren sarsıcı bir final uyarısı olduğunu analiz eder.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X