Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Hûd Sûresi, 48. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Hûd Sûresi, 48. Ayet

    ق۪يلَ يَا نُوحُ اهْبِطْ بِسَلَامٍ مِنَّا وَبَرَكَاتٍ عَلَيْكَ وَعَلٰٓى اُمَمٍ مِمَّنْ مَعَكَۜ وَاُمَمٌ سَنُمَتِّعُهُمْ ثُمَّ يَمَسُّهُمْ مِنَّا عَذَابٌ اَل۪يمٌ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Kîle yâ nûhu-hbit biselâmin minnâ veberakâtin ‘aleyke ve’alâ umemin mimmen me’ak(e)(c) veumemun senumetti’uhum śümme yemessuhum minnâ ‘ażâbun elîm(un)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      Denildi ki: Ey Nuh! Sana ve seninle beraber olan gruplar üzerine bizden selam ve bereketlerle gemiden in! ileride, bir süre faydalandıracağımız, sonra tarafımızdan can yakıcı bir azapla cezalandırılacak topluluklar da olacaktır.

      Denildi ki: Ey Nuh! Gemiden in! Bazıları bu beyana, Cıidiöen yeryüzüne in, diye mana verdi. Bazıları da şöyle dedi: İn ve ayakta dur! Bir yerde kal! Bundan maksat yüksek bir yerden alçak bir yere inmek değildir.

      Nimetler Dünyada Herkese, Ahirette ise Sadece Müminlere Verilecektir

      Denildi ki: Ey Nuh! Sana ve seninle beraber olan gruplar üzerine bizden selam ve bereketlerle gemiden in! İleride, bir süre faydalandıracağımız topluluklar da olacaktır. Bazı yorumcuların beyanına göre bu selamet ve bereket dünyada gerçekleşmiştir. Selamet, boğulmaktan kurtulmalarıdır. Bereketler de dünyada nail oldukları hayırlar ve faydalardır. Bazılarına göre ise selamet ve bereketler, ahirette elde edilecektir. Sonra Cenab-ı Hak dünya menfaatleri ve bereketleri konusunda mümin ile kafiri ayırmadı, ancak ahiretin menfaatlerini ve bereketlerini sadece mümine tahsis etti. Şöyle buyurdu: "İyi son, Allah'a karşı gelmekten sakınanların olacaktır". Başka bir ayette de şöyle buyurdu: "De ki: Allanın kulları için yarattığı süsü, temiz ve iyi rızıkları kim haram kıldı? De ki: Onlar dünya hayatında müminlere yaraşır; kıyamet gününde ise yalnız onlara mahsus olacaktır". Allah dünyanın zineti konusunda mümin ile kafiri eşit gördü, sonra kıyamet günü onları sadece mümine tahsis etti. İşte buradaki ayet-i kerime de bunu söylemektedir: İleride, bir süre faydalandıracağımız, sonra tarafımızdan can yakıcı bir azapla cezalandırılacak topluluklar da olacaktır. Burada Cenab-ı Hak, onları dünya nimetleriyle yararlandıracağını, sonra kendilerine can yakıcı bir azabı tattıracağını haber vermektedir. Allah mümini de dünyada çeşitli nimetlerle yararlandırmaktadır. Sonra da şunu haber vermektedir: "İyi son, günahtan sakınanlarındır:' Onlara, yani kafirlere can yakıcı azabın karşısında müminlere iyi son hazırlamıştır. En doğrusunu Allah bilir.

      Seninle beraber olan gruplar üzerine ... O gün Nuh'un yanında başka gruplar yoktu, sadece birkaç kişi vardı. En doğrusunu Allah bilir ya, burada ondan sonra gelecek olan grupları kastetmiş olmalıdır. Sanki, senden sonra gelecek olan ümmetler üzerine, buyurdu. Bu ifade, bütün nebilerin ve resullerin şeriatları farklı olsa bile dinlerinin aynı olduğuna işaret eder. Çünkü ayette sözü edilen gruplar, şahsen Nuh aleyhisselam ile birlikte değildiler, Nuh ibadet yaparken onun yanında bulunmadılar. Bu gerçek, onların hepsinin aynı dine, tek bir dine bağlı olduklarını gösterir. "Rabbim! Beni, annemi babamı bağışla'' mealindeki ayet de aynı anlamı teyit eder; çünkü bütün mümin erkeklere ve kadınlara yapılan mağfiret duası, kendisinden sonra gelecek olan müminleri de kapsar. Aynı şekilde aynı ayetteki "Zalimleri ise daima helak et" bedduası da bütün kafirleri kapsar.

      Bazı müfessirler şöyle dediler: Bizden selam ile in gemiden! Cenab-ı Hak bu ifade ile, onu ve onunla beraber olan müminleri boğulmaktan salim kılmıştır. Sana ve seninle beraber olan gruplar üzerine bizden bereketlerle ... Yani Allah onlara bereketler vermiş ve gemiden çıktıktan sonra üreyip çoğalmışlar. Bu cümle hakkında İbn Abbas'ın (r.a.) şöyle dediği rivayet edilir: Allah'ın ilminde daha önce geçen peygamberlerden ve diğerlerinden bereketler ve mutluluklarla ...​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        İhbit (اهْبِطْ)

        Ha-be-te kökünden türemiş bir emir fiildir. İbn Fâris, bu kökün temel anlamının yukarıdan aşağıya inmek, bir yere konmak ve bir halden başka bir hale geçmek olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "hubût" kavramının bazen zorunlu bir düşüşü, bazen de gemiden karaya çıkmakta olduğu gibi bir mekândan daha geniş ve ferah bir mekâna intikali ifade ettiğini vurgular. Bu bağlamda "ihbit", Nuh ve beraberindekilerin tufan kaosundan kurtulup yeni, dingin ve güvenli bir hayata adım atmalarını simgeleyen ontolojik bir yerleşme eylemidir. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın bu kelimeyi mekânsal bir hareketin ötesinde, ilahi koruma altındaki seçkin bir topluluğun yeryüzünde yeniden kök salması ve yeni bir tarihsel evreyi başlatması anlamında kullandığını analiz eder.

        Bi-selâmin (بِسَلَامٍ)

        Sin-lam-mim köküne dayanır. İbn Fâris, bu kökün asıl manasının sağlık, esenlik, her türlü kusur ve tehlikeden uzak kalmak olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "selâm" kavramının hem dış dünyadaki barış ve güvenliği hem de insanın iç dünyasındaki huzuru (selâmet) kapsadığını, ayette ise tufan dehşetinden sonra ulaşılan mutlak esenliği ifade ettiğini aktarır. Kelimenin kökenleri üzerine çalışan Arthur Jeffery, "selâm"ın monoteistik gelenekteki teknik anlamının Süryanicedeki "şlâmâ" kelimesiyle derin bir anlamsal paralellik taşıdığını; bu kelimenin sadece bir "merhaba" değil, ilahi bir koruma ve bütünlük hali (integrity) olduğunu belirtir. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın bu kelimeyi alıp "iman" ve "islam" kavramlarıyla ilişkilendirerek, insanın Tanrı ile olan dikey bağından doğan sarsılmaz bir ontolojik güvenlik durumu olarak yeniden kurguladığını vurgular.

        Berakâtin (بَرَكَاتٍ)

        Be-ra-ke kökünden türemiştir. İbn Fâris, bu kökün iki temel anlamı olduğunu belirtir: Birincisi bir yerde sabit kalmak (devenin çöküp kalması gibi), ikincisi ise bir şeyin artması, çoğalması ve bolluk kazanmasıdır. Râgıb el-İsfahânî, "bereket" kavramını ilahi bir hayrın bir nesne veya topluluk üzerinde sürekli ve artan bir biçimde tecelli etmesi olarak tanımlar. Ayette Nuh'a ve beraberindekilere vaat edilen "berakât", sadece maddi bolluk değil, aynı zamanda neslin devamı, manevi huzur ve yeryüzünde kalıcı bir refahın inşa edilmesidir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu kelimenin kullanımının tufan sonrası yıkılmış bir dünyada yeni bir hayatın tomurcuklanacağını muştulayan teolojik bir umut dili olduğunu ve ilahi rahmetin tarihe yeniden müdahale ettiğini simgelediğini belirtir.

        Ümemin (أُمَمٍ)

        Elif-mim-mim kökünden türemiş "ümmet" kelimesinin çoğuludur. İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "asıl", "kaynak" ve "merkez" (ümm/anne) olduğunu belirtir. "Ümmet" kelimesi de ortak bir gaye, inanç veya zaman dilimi etrafında birleşen topluluk demektir. Râgıb el-İsfahânî, bir topluluğa ümmet denmesi için onların aralarında inanç, yer veya zaman gibi birleştirici bir bağın bulunması gerektiğini ifade eder. Ayetteki "ümmetler" (ümem) vurgusunu tahlil eden Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın insanlığı artık kabile (kavm) üzerinden değil, inanç eksenli geniş topluluklar (ümmet) üzerinden tanımlamaya başladığını belirtir. Izutsu'ya göre bu kelime, Nuh'un gemisinden süzülen küçük grubun ileride farklı inanç ve ahlak eğilimlerine sahip büyük tarihi kitlelere (ümmetlere) dönüşeceğini haber veren eskatolojik ve sosyolojik bir perspektif sunmaktadır. Angelika Neuwirth, "ümem" kelimesinin bu bağlamda kullanılmasının, ilahi vahyin hitap alanının kabile sınırlarını aşarak evrensel bir insanlık tarihine doğru genişlediğini gösteren yapısal bir işaret olduğunu savunur.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X