قَالَ رَبِّ اِنّ۪ٓي اَعُوذُ بِكَ اَنْ اَسْـَٔلَكَ مَا لَيْسَ ل۪ي بِه۪ عِلْمٌۜ وَاِلَّا تَغْفِرْ ل۪ي وَتَرْحَمْن۪ٓي اَكُنْ مِنَ الْخَاسِر۪ينَ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Hûd Sûresi, 47. Ayet
Daralt
X
-
Etiketler: istiğfar, hud 47, bağışlanma, korku, hud suresi, hud suresi 47. ayet, sığınma, rab, mağfiret, ilim, bilgi
-
Nuh dedi ki: Ey Rabbim! Ben, senden hakkında bilgi sahibi olmadığım bir şeyi istemekten yine sana sığınınm. Eğer beni bağışlamaz ve esirgemezsen, kaybedenlerden olurum!
Nuh dedi ki: Ey Rabbinı! Ben, senden hakkında bilgi sahibi olmadığım bir şeyi istemekten yine sana sığınırım. Yani istemek konusunda izin verip vermediğini bilmediğim bir şeyi bir daha talepte bulunmaktan sana sığınırım. Bu, muhtemel bir anlamdır.
Eğer beni bağışlamaz ve esirgemezsen, kaybedenlerden olurum! Yani böyle bir şeyi bir daha yapmaktan ısmet niteliğiyle bana merhamet buyurmazsan kaybedenlerden olurum! Bunun da olması mümkün gibidir. Allah'ın rahmeti ve lütfu olmadan mağfirete ve rahmete layık görülmedikleri için böyle söylenmiş olabilir. Nitekim Resulullah'ın (s.a.) şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir: "Allah'ın rahmeti olmadan kimse cennete giremez:' Kendisine, sen de mi ey Resûlullah? diye sorulunca, "Evet ben de! Ancak Allah beni rahmetiyle bürümüştür" karşılığını verdi. Eğer beni bağışlamaz ve esirgemezsen. Bu ifade, kinaye yoluyla mağfiret talebidir. Bu ifade, ya Rabbi, beni bağışla, mealindeki cümleden daha beliğ ve daha üstündür. Eğer beni bağışlamaz ve esirgemezsen mealindeki ifade, başkalarından mağfiret ümidini kesmekte, buna hiç kimsenin gücünün yetmediğini haber vermektedir. 'Beni bağışla!' mealindeki cümlede başkasından ümit kesme manası yoktur. Bundan dolayı ondan daha beliğdir. Adem ile Havva da mağfiret dilediklerinde şöyle demişlerdi: "Ey Rabb'imiz! Biz kendimize zulmettik''. Bu da kinaye yoluyla mağfiret talebidir. Bu, talepte en beliğ ifadedir.
Yorumu Yorumla
-
Rabbi (رَبِّ)
İbn Fâris, ra-be-be kökünün temel manasının bir şeyi ıslah etmek, korumak, üzerinde malikiyet kurmak ve bir şeyi kemale erdirinceye kadar aşama aşama terbiye etmek olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "Rab" kavramının sadece yaratmayı değil, yaratılanın ihtiyaçlarını sürekli olarak karşılayan şefkatli otoriteyi temsil ettiğini vurgular. Ayette Nuh'un "Rabbim" diyerek söze başlaması, ilahi uyarının ardından duyulan derin mahcubiyetin ve sığınılacak tek kapı olan ilahi otoriteye yönelmenin bir ifadesidir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu hitabın peygamberin kendi acziyetini ve beşerî duygularıyla girdiği hatalı yolu fark ettiği andaki ontolojik sığınma nidası olduğunu ifade eder.
Eûzu (أَعُوذُ)
İbn Fâris, elif-vav-ze kökünün temel anlamının bir şeye yapışmak, ona sığınmak ve korunmak için bir şeyi siper edinmek olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "iyâz" kavramının korkulan bir şeyden kaçıp güvenli bir yere sığınmayı ifade ettiğini, Kur'an bağlamında ise bunun sadece Allah'ın koruması altına girmek anlamına geldiğini aktarır. Toshihiko Izutsu, bu fiilin kullanımının insanın kendi zayıflığını idrak ederek mutlak kudret sahibiyle kurduğu dikey bir "eman" ilişkisi olduğunu belirtir. Nuh bu kelimeyi kullanarak, bir daha bilgisizce talepte bulunma riskine karşı ilahi iradeyi kendine siper edinmektedir.
İlmün (عِلْمٌ)
İbn Fâris, ayn-lam-mim kökünün asıl manasının bir şeyi diğerlerinden ayıran belirgin bir iz, alamet ve işaret olduğunu belirtir; bilgi (ilim) de nesneyi olduğu gibi tanımayı sağladığı için bu kökten gelir. Râgıb el-İsfahânî, ilmi bir şeyin hakikatini ve mahiyetini kesin bir şekilde kavramak olarak tanımlar. Ayetteki "hakkında bilgim olmayan şey" vurgusunu tahlil eden Toshihiko Izutsu, burada "ilim" kavramının "hevâ" (nefsani arzu) ile zıtlık oluşturduğunu belirtir. Izutsu'ya göre Nuh, kendi beşerî/babalık merhametine dayalı isteğini "ilimsiz" (hakikate dayanmayan) bir talep olarak niteleyerek, ilahi bilginin beşerî duygulardan üstünlüğünü kabul etmektedir.
Tagfir (تَغْفِرْ)
İbn Fâris, gayn-fe-ra kökünün asıl manasının bir şeyi örtmek, gizlemek ve onu kirden/zarardan korumak olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, mağfiret kavramının Allah'ın kulunun günahlarını rahmetiyle örtmesi ve onu bu suçun kirinden arındırması olarak tanımlar. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, peygamberin bu talebinin bir hatadan rücu etme (geri dönme) eylemi olduğunu ve ilahi adaletin tecelli ettiği o keskin anda tek çıkış yolunun "örtülme" (bağışlanma) olduğunu belirtir. Öztürk'e göre bu, peygamberin kendi beşerî sınırlarını aşan talebi için dilediği bir arınma isteğidir.
Terhamnî (تَرْحَمْنِي)
İbn Fâris, ra-ha-mim kökünün temel anlamının yumuşaklık, şefkat, acıma duygusu ve incelik olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "rahmet" kavramının Allah'a nispet edildiğinde sadece "karşılıksız lütuf ve ihsan" anlamına geldiğini, buradaki talebin ise peygamberin ilahi kınamaya karşı sığındığı o sonsuz şefkat alanı olduğunu vurgular. Prof. Dr. Sadık Kılıç, rahmet talebinin ontolojik bir "varlıkta tutulma" arzusu olduğunu; peygamberin merhamet dilenerek ilahi irade ile arasındaki sarsılan dengeyi yeniden kurmaya çalıştığını ifade eder.
El-Hâsirîn (الْخَاسِرِينَ)
İbn Fâris, hı-sin-ra kökünün temel manasının noksanlık, azalma ve sermayenin elden gitmesi (ziyan) olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "hüsran" kavramını kişinin en değerli varlığını (nefsini/inancını) yitirmesi şeklindeki mutlak iflas olarak tanımlar. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın bu kelimeyi insanın ebedî hayattaki mutlak kaybını anlatmak için kullandığını belirtir. Ayetin sonundaki bu vurgu, ilahi bağışlanma ve rahmet olmazsa, peygamberin bile kendini varoluşsal bir iflasın içinde bulacağını itiraf eden sarsıcı bir "acziyet" beyanıdır.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla