وَهِيَ تَجْر۪ي بِهِمْ ف۪ي مَوْجٍ كَالْجِبَالِ وَنَادٰى نُوحٌۨ ابْنَهُ وَكَانَ ف۪ي مَعْزِلٍ يَا بُنَيَّ ارْكَبْۭۗ مَعَنَا وَلَا تَكُنْ مَعَ الْكَافِر۪ينَ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Hûd Sûresi, 42. Ayet
Daralt
X
-
Derken gemi onları, dağlar gibi dalgalar arasında götürmeye başladı. Nuh, uzak duran oğluna, 'Haydi yavrum gel, sen de bizimle birlikte gemiye bin, kafirlerle beraber olma!' diye seslendi.
Derken gemi onları, dağlar gibi dalgalar arasında götürmeye başladı. Bu ilahi kelam, az önce bizim söylediğimizi teyit etmektedir: Gemiyi yürüten ve durduran Allah'tı, bundan dolayı dalgaların büyüklüğünden dolayı korkmuyorlardı. Diğer gemileri ise insanlar yürütüp durdurdukları için yolcular dalgaların büyüklüğünden korkarlar. En doğrusunu Allah bilir.
Derken gemi onları, dağlar gibi dalgalar arasında götürmeye başladı mealindeki beyan, aynı zamanda onun bir mucize olduğunu ifade eder. Çünkü mutat olan dalgaların geminin düzgün hareketine engel olmasıdır. Ayet-i kerime azgın dalgaların geminin yürümesine engel olmadığını haber verdiğine göre, bu, Cenab-ı Hakk'ın onun insanlar için bir mucize olmasını kastettiğine işaret eder.
Nuh, uzak duran oğluna seslendi. Muhtemelen bu beyan, Nuh'tan uzak duran anlamına yahut gemiden uzak duran manasına gelir.
Haydi yavrum gel, sen de bizimle birlikte gemiye bin, Ufirlerle beraber olma! Hz. Nuh bu sözle, boğulmak için kafirlerin yanına gitme, yahut Allah'ın nimetlerini inkar eden kafirlerle beraber olma demek istemiş olabilir.
Yorumu Yorumla
-
Tecri (تَجْرِي)
Bu fiil, c-r-y kökünden türemiştir. İbn Fâris, bu kökün temel anlamının suyun akması, bir şeyin sürekli ve hızlı bir şekilde hareket etmesi olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "cery" kavramını sadece suyun akışı için değil, gemilerin su üzerindeki hareketi (seyrüsefer) ve hatta gök cisimlerinin yörüngelerindeki düzenli gidişatı için de kullanıldığını ifade eder. İsfahânî'ye göre bu kelime, belli bir nizam ve süratle hedefe doğru ilerlemeyi temsil eder. Kelimenin Kur'an'ın semantik dünyasındaki yerini inceleyen Toshihiko Izutsu, geminin "akıp gitmesi" eyleminin, kozmik bir kaosun (tufan) ortasında ilahi bir düzenin ve kontrolün devam ettiğini gösteren teolojik bir işaret olduğunu savunur. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu fiilin geniş zaman kalıbında gelmesinin, geminin devasa dalgalar arasındaki hareketinin sürekliliğini ve o dehşet anındaki dinamizmi resmettiğini belirtir.
Mevc (مَوْجٍ)
Dalga anlamına gelen bu isim, m-v-c köküne dayanır. İbn Fâris, bu kökün asıl manasının bir şeyin kendi içinde çalkalanması, yükselip alçalması ve kararsız bir devinim içinde olması olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "mevc" kelimesini suyun yüzeyinin rüzgar veya başka bir etkiyle kabarması ve sarsılması olarak tanımlar; ancak Kur'an bağlamında bu dalgaların birer "dağ" gibi nitelenmesinin, suyun sadece fiziksel bir hareketi değil, ilahi bir gazabın kuşatıcı gücünü temsil ettiğini vurgular. Bu kelimenin edebi ve psikolojik etkisini tahlil eden Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), "mevc" kelimesinin tekil olarak zikredilmesine rağmen "dağlar gibi" benzetmesiyle birleşmesinin, muhatabın zihninde her bir dalganın devasa ve aşılması imkansız birer kütle olduğu hissini uyandırdığını ifade eder. Ona göre bu kullanım, tufanın sadece bir su baskını değil, dikey bir kuşatma olduğunu resmetmektedir.
El-Cibali (الْجِبَالِ)
Dağlar anlamına gelen bu kelime, c-b-l kökünden türemiştir. İbn Fâris, bu kökün temel anlamının bir şeyin büyük, kaba, sert ve yerinde sabit olması olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "cebel" kavramını yeryüzünün sarsılmaz, yüksek ve azametli parçaları olarak tanımlar. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın dalgaları dağlara benzetmesini (teşbih), tabiatın en sarsılmaz unsuru olan dağların bile tufan karşısında bir kıyas birimine dönüşmesini, yani ilahi iradenin normal tabiat hiyerarşisini nasıl altüst ettiğini gösteren ontolojik bir vurgu olarak okur. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu benzetmenin müşriklerin "dağlara sığınma" şeklindeki coğrafi güven duygularını kökten sarsan edebi bir ironi taşıdığını belirtir; dağ gibi dalgaların arasında dağlara sığınma çabası, trajik bir yanılgı olarak sunulmaktadır.
Nada (نَادَىٰ)
Seslenmek ve çağırmak anlamına gelen bu fiil, n-d-y köküne dayanır. İbn Fâris, kökün asıl manasının bir topluluk içinde yüksek sesle konuşmak veya uzak bir mesafeden birine seslenmek olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "nida" eyleminin genellikle bir amacı olan, muhatabın dikkatini çekmek için yapılan kuvvetli bir sesleniş olduğunu ifade eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, Nuh'un oğluna "nida" etmesinin sıradan bir hitap değil, korkunç bir gürültünün (dalgaların uğultusunun) içinde evladını kurtarmak isteyen bir babanın en yüksek tonda ve büyük bir hüzünle yaptığı son haykırış olduğunu vurgular.
Ma'zil (مَعْزِلٍ)
Uzak ve kopuk yer anlamına gelen bu isim, a-z-l kökünden türemiştir. İbn Fâris, bu kökün temel manasının bir şeyi diğerinden ayırmak, kenara koymak ve ilişkiyi kesmek olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "ma'zil" kelimesini kişinin hem fiziksel hem de fikri olarak gruptan ayrılıp tek başına kaldığı yer olarak tanımlar. Bu kelimenin ayetteki işlevini inceleyen Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), oğlun bir "ma'zil"de (ayrı bir yerde) olmasının sadece mekânsal bir uzaklık değil, aynı zamanda babasının gemisinden ve onun temsil ettiği iman dairesinden zihinsel bir kopuşu ifade ettiğini savunur. Prof. Dr. Sadık Kılıç, bu kelimenin bireyin hakikat karşısındaki "yalnızlığını" ve kendi kibriyle ördüğü o sahte güvenlik alanını (izolasyonu) temsil eden ontolojik bir kavram olduğunu belirtir.
Büneyye (بُنَيَّ)
Oğulcuğum anlamına gelen bu kelime, b-n-y kökünden türemiş olan "ibn" (oğul) kelimesinin küçültme (tasgir) formudur. İbn Fâris, kökün asıl anlamının bir şeyi diğerinin üzerine bina etmek ve çoğaltmak olduğunu belirtir; çocuk da babanın neslinin devamı ve inşasıdır. Râgıb el-İsfahânî, buradaki küçültme ekinin (tasgir) sadece yaş küçüklüğünü değil, babanın şefkatini, merhametini ve evladına duyduğu derin sevgiyi ifade ettiğini vurgular. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, Nuh'un bu kelimeyi seçmesinin, oğlunun isyanına ve küfrüne rağmen babalık fıtratının sergilediği o sarsıcı ve yaralı merhametin zirve noktası olduğunu belirtir. Prof. Dr. Sadık Kılıç ise bu hitabı, kopmak üzere olan bir varoluşsal bağın son ve en nazik halkası olarak tahlil eder.
El-Kafirîn (الْكَافِرِينَ)
Bu isim, k-f-r kökünden türemiştir. İbn Fâris, kökün asıl manasının örtmek, gizlemek ve bir şeyi tamamen kapamak olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "küfür" kavramını hakikati inatla örtmek veya kendisine verilen nimetlere (veya ilahi davete) karşı nankörlük etmek olarak tanımlar. Toshihiko Izutsu, kavramın semantik evrimini inceleyerek; İslam öncesinde "nankörlük" olan bu kelimenin Kur'an'da Tanrı'nın ayetlerini kasten reddeden radikal bir teolojik tutuma dönüştüğünü belirtir. Arthur Jeffery, kelimenin teknik dini kullanımının diğer Sami dillerindeki (özellikle Aramicedeki "kaphar") benzer köklerle olan tarihsel ilişkisine dikkat çeker. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, ayetin sonundaki "kafirlerle beraber olma" uyarısının, sosyal çevrenin ve aidiyetin kişinin nihai kaderini (helak veya kurtuluş) nasıl belirlediğini gösteren teolojik bir sınır çizgisi olduğunu ifade eder.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla