وَقَالَ ارْكَبُوا ف۪يهَا بِسْمِ اللّٰهِ مَجْرٰۭۙيهَا وَمُرْسٰيهَاۜ اِنَّ رَبّ۪ي لَغَفُورٌ رَح۪يمٌ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Hûd Sûresi, 41. Ayet
Daralt
X
-
Nuh, 'Haydi gemiye binin! Yüzerken de dururken de Allah'ın adını anın. Şüphesiz ki Rabbim çok bağışlayan, pek esirgeyendir' dedi.
Nuh, haydi gemiye binin! Yüzerken de dururken de Allah'ın adını anın, dedi. Muhtemelen "bismilla.hi mecra.ha" (بِسْمِ اللَّهِ مَجْرَاهَا) cümlesi, Hz. Nuh onlara haydi gemiye binin dediği için zikredilmiştir. Yani yüzerken de dururken de besmele çekin! Bu, aynen insanların hayvana binerken, inerken ve diğer her türlü işin başında besmele çektikleri için, "bismilla.hi min evvelihi" (مِنْ أَوَّلِهِ بِسْمِ اللهِ), yani başından itibaren Allah'ın adıyla demeleri gibidir. Yüzerken de dururken de besmele çekin mealindeki beyanın, Allah'ın adıyla yüzün ve Allah'ın adıyla durun anlamına gelmesi muhtemeldir; yani Allah ile hareket eder ve Allah ile durursun. Yahut Nuh'un gemisi, yolcuları götüren ve durup indiren diğer gemiler gibi değildi; gemiyi yürütmek ve durdurmakla mükellef olan insanlardır, Nuh'un gemisini ise yürüten de Allah'tır, durduran da! Bu konuda insanların hiçbir dahli yoktur. En doğrusunu Allah bilir.
İbn Kuteybe, "mursa.ha' (مُرْسَاهَا) durmak anlamına gelir, dedi.
Şüphesiz ki Rabbim çok bağışlayan, pek esirgeyendir. Bu beyanın Allah'a iman eden ve resulünü tasdik eden kişiler için söylendiği açıktır. Allah onları boğulmaktan ve helak olmaktan kurtaracaktır.
Yorumu Yorumla
-
İrkebû (ارْكَبُوا)
Rı-kef-be kökünden türemiş bir emir fiildir. İbn Fâris, bu kökün temel anlamının bir şeyin üzerine binmek, bir şeyi diğerinin üzerine koymak ve onu taşımak olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "rükûb" kavramını özellikle hayvan, gemi veya herhangi bir vasıtaya binmek olarak tanımlar; ayetteki kullanımıyla, bu eylemin sadece fiziksel bir binme değil, aynı zamanda tufandan kurtuluşu sağlayacak olan ilahi gemiye "dahil olma" ve "teslim olma" anlamı taşıdığını vurgular. Kelimenin Kur'an'ın semantik dünyasındaki yerini tahlil eden Toshihiko Izutsu, cahiliye döneminde rükûb eyleminin daha çok develer üzerinden kabilevi bir hareketliliği temsil ettiğini, ancak bu ayette peygamberin çağrısıyla birleşerek "kurtuluş yoluna girmek" şeklinde teolojik bir yönelim kazandığını ifade eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu emir kipinin muhatapları bir eyleme çağırdığını ve geminin inşasından sonra gelen bu aşamanın, kurtuluşun fiili bir adımla başladığını gösteren edebi bir dönüm noktası olduğunu belirtir.
Bismillâhi (بِسْمِ اللَّهِ)
"Be" edatı, "ism" (isim) ve "Allah" lafzından oluşan bir terkiptir. İbn Fâris, isim (s-m-v) kökünün bir şeyin yüksekliği, alameti ve tanınmasını sağlayan gösterge olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "Bismillah" ifadesinin bir işe başlarken ilahi yardımı çağırmak ve o işi Allah adına gerçekleştirmek manasına geldiğini açıklar. Kelimenin kökeni üzerine çalışan Arthur Jeffery, "Bismillah" kalıbının monoteistik bir formül olarak Kur'an öncesinde de (Süryanice ve Aramice dini geleneklerinde) benzer yapılarla mevcut olduğunu, ancak Kur'an'ın bu ifadeyi mutlak bir tevhid (teklik) beyanına dönüştürdüğünü vurgular. Toshihiko Izutsu, bu ifadenin geminin hareketiyle birleşmesinin, doğa olayları (tufan) karşısında insanın yegâne sığınağının ve güç kaynağının ilahi isim (otorite) olduğunu ilan eden bir "ontolojik güven" ifadesi olduğunu analiz eder.
Mecrâhâ (مَجْرَاهَا)
Cim-ra-ye kökünden türemiş bir mekan veya zaman ismidir. İbn Fâris, bu kökün temel manasının suyun veya bir şeyin akması, hızla gitmesi olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "mecra" kavramını geminin su üzerinde süzülmesi ve yol alması olarak tanımlar. Prof. Dr. Sadık Kılıç, bu kelimenin geminin sadece fiziksel hareketini değil, ilahi iradenin belirlediği bir rota üzerindeki akışını temsil ettiğini ifade eder. Kılıç'a göre "mecra", varoluşun kaotik bir su baskını (tufan) içinde bile ilahi bir nizam ve plan dahilinde "akıp gittiğini" gösteren bir varlıkbilimsel tespittir. Gabriel Said Reynolds, bu terimin geminin seyir halindeki aktif hareketini ifade eden teknik bir anlam taşıdığını belirtir.
Mursâhâ (مُرْسَاهَا)
Ra-sin-vav kökünden türemiştir. İbn Fâris, bu kökün asıl manasının bir şeyin sabit olması, yerleşmesi ve sarsılmayacak hale gelmesi olduğunu belirtir; dağlara "revâsî" denmesi de bu sabitlikten kaynaklanır. Râgıb el-İsfahânî, "mursâ" kavramını geminin demir atması, durması ve limana yerleşmesi olarak açıklar. Ayetteki kullanımı tahlil eden Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), "mecra" (akış) ve "mursâ" (duruş) kelimelerinin birlikte kullanılmasındaki edebi zıtlığa (tıbâk) dikkat çeker. Ona göre bu ikili, hayatın ve hareketin her aşamasının (başlangıç, gidiş ve son) tamamen ilahi bir kontrol ve "isim" (Bismillah) altında olduğunu resmeden kusursuz bir belagat örneğidir.
Gafûrun (غَفُورٌ)
Gayn-fe-ra kökünden türemiş bir sıfattır. İbn Fâris, bu kökün temel anlamının örtmek, gizlemek ve bir şeyi kirden korumak olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "Gafûr" isminin Allah'ın kullarının günahlarını lütfuyla örtmesini ve onları cezalandırmaktan vazgeçmesini ifade ettiğini açıklar. Toshihiko Izutsu, bu kavramın Kur'an'ın "rahmet" sisteminin bir parçası olduğunu ve özellikle kriz anlarında (tufan gibi) ilahi korumanın bir tezahürü olarak sunulduğunu belirtir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, ayetin sonundaki bu vurgunun, tufanın sadece bir helak operasyonu olmadığını, aynı zamanda inananlar için bir arınma ve bağışlanma (mağfiret) süreci olduğunu gösterdiğini analiz eder.
Rahîmun (رَحِيمٌ)
Ra-ha-mim kökünden türemiştir. İbn Fâris, bu kökün asıl manasının yumuşaklık, acıma duygusu ve şefkat olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "Rahîm" kavramını özellikle müminlere yönelik özel ve süreklilik arz eden ilahi şefkat olarak tanımlar. Arthur Jeffery, kelimenin dini bir terim olarak Süryanicedeki "rahmâ" kelimesiyle kökensel bir bağ taşıdığını ve "karşılıksız lütuf sunan" anlamında teknikleştiğini belirtir. Prof. Dr. Sadık Kılıç, ayetin bu isimle bitmesinin, tufan gibi dehşet verici bir hadisenin bile özünde inananları korumaya ve onları yeni bir hayata ulaştırmaya matuf ilahi bir merhamet eylemi (rahmet) olduğunu mühürlediğini ifade eder.
Yorumu Yorumla
Yorumu Yorumla