وَيَصْنَعُ الْفُلْكَ وَكُلَّمَا مَرَّ عَلَيْهِ مَلَاٌ مِنْ قَوْمِه۪ سَخِرُوا مِنْهُۜ قَالَ اِنْ تَسْخَرُوا مِنَّا فَاِنَّا نَسْخَرُ مِنْكُمْ كَمَا تَسْخَرُونَۜ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Hûd Sûresi, 38. Ayet
Daralt
X
-
Nuh gemiyi yaparken, kavminin ileri gelenleri yanına uğradıkça onunla alay ediyorlardı. Dedi ki: Bizimle alay ediyorsanız edin bakalım! Ama bilin ki sizin alay ettiğiniz gibi (günü gelecek) biz de sizinle öyle alay edeceğiz!
Nuh gemiyi yaparken, kavminin ileri gelenleri yanma uğradıkça ... Buradaki "mele"' (الْمَلَأُ) kelimesi, kavminin eşrafı ve reisleri demektir. Onunla alay ediyorlardı. Onlar, Hz. Nuh ile alay ediyorlardı. Bazıları şöyle dedi: Onlar şu sözlerle alay ediyorlardı: Nuh, peygamber olduğunu iddia ettikten sonra şimdi de marangoz oldu. Bazıları da şöyle dedi: Orada deniz, vadi ve akarsu bulunmadığı ve insanlar su ihtiyacını kuyulardan karşılarken, Nuh aleyhisselamın gemi yapmaya kalktığını gördüklerinde şu türlü sözlerle alay ediyorlardı: Nuh, gemiyi çöllerde, sahralarda yüzdürmek için yapıyor! ...
Dedi ki: Bizimle alay ediyorsanız edin bakalım! Ama bilin ki sizin alay ettiğiniz gibi (günü gelecek) biz de sizinle öyle alay edeceğiz! Dediler ki: Müminler de şu sözlerle onlarla alay ediyorlardı: Gemiye binip diğerlerinin boğulduklarını gördüklerinde şöyle sözler söylemişlerdi: Hani siz hak ve doğru yolda idiniz? Ancak bu, bizim bilemediğimiz bir husustur. Onların ve diğerlerinin birbirleriyle nasıl alay ettiklerini bilmeye bizim ihtiyacımız yoktur. Biz de sizinle alay edeceğiz mealindeki beyan, onlara alay etmelerinin cezasını vereceğiz anlamına da gelebilir.
Yorumu Yorumla
-
Yasne'u (يَصْنَعُ)
Bu fiil, sad-nun-ayn kökünden türemiştir. İbn Fâris, bu kökün temel anlamının bir şeyi ustalıkla, özenle, belli bir teknik bilgi ve beceriyle imal etmek olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "sun'" kavramını "fiil" ve "amel" kelimelerinden ayırarak; her sun'un bir eylem olduğunu ancak her eylemin bir "sun'" olmadığını vurgular. Ona göre bu kelime, ancak akıl ve maharetle gerçekleştirilen nitelikli üretimler için kullanılır. Ayetteki bağlamı inceleyen Prof. Dr. Mustafa Öztürk, Nuh peygamberin gemi yapım sürecinin "yasna'u" (imal ediyor/üretiyor) fiiliyle geniş zaman kalıbında verilmesinin, bu sürecin uzun soluklu, teknik bir emek gerektiren ve halkın gözü önünde cereyan eden sanatsal/teknolojik bir eylem olduğunu ifade eder. Toshihiko Izutsu ise bu fiilin, ilahi vahyin (talimatın) peygamberin elinde somut ve fiziksel bir nesneye (gemiye) dönüşme sürecindeki beşerî mahareti temsil ettiğini belirtir.
El-Fulke (الْفُلْكَ)
Gemi anlamına gelen bu isim, fe-lam-kef köküne dayanır. İbn Fâris, bu kökün asıl manasının yuvarlaklık, dairesel hareket ve bir şeyin kendi ekseni etrafında dönmesi olduğunu belirtir; gök cisimlerinin yörüngesine (felek) bu ismin verilmesi de aynı dairesel nizamdan kaynaklanır. Râgıb el-İsfahânî, su üzerinde akıp giden gemilere bu ismin verilmesini, onların suyun dalgaları arasında süzülürken sergiledikleri devinim ve yapısal formlarıyla ilişkilendirir. Kelimenin etimolojik kökenlerini araştıran Arthur Jeffery, "fulk" kelimesinin Arapça kökenli olduğunu kabul etmekle birlikte, "gemi" anlamındaki teknik kullanımının bölgedeki diğer kadim dillerle (özellikle Habeşçe ve Aramice) anlamsal bir etkileşim içinde şekillenmiş olabileceğini ileri sürer. Angelika Neuwirth, Kur'an'ın edebi yapısında "fulk" kelimesinin sadece bir ulaşım aracı değil, kozmik bir felaket anında ilahi inayetin somutlaştığı "kurtuluş mekânı" (topos) olarak kurgulandığını belirtir.
Merra (مَرَّ)
Geçmek ve uğramak eylemini ifade eden bu fiil, mim-ra-ra kökünden gelmektedir. İbn Fâris, bu kökün temel manasının bir yöne doğru gitmek, bir mesafeyi katetmek ve geçip gitmek olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "mürûr" eyleminin bir yerden başka bir yere intikal etmek olduğunu ifade eder. Ayetteki sahneyi tahlil eden Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), bu fiilin "küllemâ" (her ne zaman) edatıyla birlikte kullanılmasının edebi gücüne dikkat çeker. Ona göre bu kullanım, inkarcı elitlerin peygamberin yanından geçerken sergiledikleri alaycı tavrın sürekliliğini, bu durumun tesadüfi bir karşılaşma değil, kasıtlı ve tekrarlanan bir psikolojik taciz eylemi olduğunu resmetmektedir.
Meleun (مَلَأٌ)
Bu kelime, mim-lam-hemze kökünden türemiştir. İbn Fâris, kökün asıl manasının bir şeyi doldurmak, boşluk bırakmamak olduğunu belirtir. Mecazi olarak ise görkemleri, servetleri ve otoriteleriyle meclisleri dolduran, toplumda söz sahibi olan ileri gelenler topluluğu için kullanılır. Râgıb el-İsfahânî, "mele'" kavramını halkın kendilerine baktığı, kararlarına uyduğu ve varlıklarıyla toplumda ağırlık oluşturan seçkinler/aristokratlar grubu olarak tanımlar. Bu kavramın sosyo-politik değerini inceleyen Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın bu kelimeyi cahiliye dönemindeki kabile konseyini ve statükoyu savunan "egemen sınıfı" nitelemek için kullandığını belirtir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk ise ayetteki "mele'" vurgusunun, peygamberin inşa ettiği gemi (yeni nizam) karşısında kendi dünyevi imtiyazlarını korumaya çalışan ve bu yeni projeyi (gemiyi) kendi sığ akıllarıyla küçümseyen "elitist kibrin" bir yansıması olduğunu vurgular.
Sahirû (سَخِرُوا) ve Tesharûn (تَسْخَرُونَ)
Mockery (alay etme) anlamındaki bu kelimeler, sin-hı-ra köküne dayanır. İbn Fâris, bu kökün temel anlamının birini küçümsemek, onu hor görmek ve onunla eğlenerek değerini düşürmeye çalışmak olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "suhriyye" kavramını, karşıdakini zayıf, akılsız veya beceriksiz görerek onu başkalarının yanında gülünç duruma düşürme çabası olarak tanımlar. Kelimenin Kur'an polemiklerindeki yerini inceleyen Toshihiko Izutsu, alay eyleminin (suhriyye) cahiliye zihniyetinde bir üstünlük kurma aracı olduğunu belirtir. Izutsu'ya göre inkarcılar, Nuh'un kupkuru bir karada gemi yapmasını kendi rasyonel ve maddi dünya görüşlerine göre "delilik" veya "saçmalık" olarak kodlamış ve bu yolla peygamberin manevi otoritesini sarsmayı hedeflemişlerdir. Prof. Dr. Sadık Kılıç, Nuh'un cevabındaki "biz de sizinle alay edeceğiz" ifadesinin sıradan bir intikam değil; gerçeklik algıları sadece görünenle sınırlı olanların (müşriklerin), yakında gerçekleşecek olan ontolojik hakikat (tufan) karşısında düşecekleri o feci ve trajik durumu önceden haber veren bir "adalet ilanı" olduğunu tahlil eder.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla