Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Hûd Sûresi, 35. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Hûd Sûresi, 35. Ayet

    اَمْ يَقُولُونَ افْتَرٰيهُۜ قُلْ اِنِ افْتَرَيْتُهُ فَعَلَيَّ اِجْرَام۪ي وَاَنَا۬ بَر۪ٓيءٌ مِمَّا تُجْرِمُونَ۟​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Em yekûlûne-fterâh(u)(s) kul ini-fteraytuhu fe’aleyye icrâmî ve enâ berî-un mimmâ tucrimûn(e)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      Yoksa, 'Bunu o kendisi uydurdu' mu diyorlar? De ki: Eğer onu uydurduysam sorumluluğu bana aittir. Fakat benim sizin işlediğiniz günahtan sorumluluğum yoktur.

      Yoksa, 'Bunu o kendisi uydurdu' mu diyorlar? Yani onlar, onu kendi kafasından uydurduğunu kesin bir ifadeyle dile getiriyorlar. De ki: Eğer onu uydurduysam sorumluluğu bana aittir. Fakat benim sizin işlediğiniz günahtan sorumluluğum yoktur. Bu ayetin anlamıyla ilgili farklı görüşler vardır. Bazıları şöyle dedi: Nuh'un kavmi, Nuh aleyhisselam hakkında şöyle dediler: Onun, kavmini Allah'ın dinine davet etmesi meselesinde geçtiği üzere, o kendisinin Cenab-ı Hak tarafından insanlara gönderilen bir peygamber olduğunu Allah'a iftira ederek söylemektedir. Böylece onun için Allah'a iftira ediyor, dediler. Bazıları da şöyle dedi: Bu, Muhammed aleyhisselamın kavminin sözüdür. Onlar dediler ki: Muhammed bu Kur'an'ı kendi kafasından uydurdu, iddia ettiği gibi Allah'tan gelmiş değildir. O söz, surenin baş tarafında geçmişti: "Yoksa 'Kur'anı kendisi uydurdu' mu diyorlar? De ki: Hadi siz de onun gibi uydurulmuş on sure getirin!". Buna göre o sözü onlar Resûlullah'a (s.a.) söylemişlerdi: Onun Allah'tan geldiğini söylediği bu Kur'an'ı o kendi kafasından uydurmuştur. Cenab-ı Hak buyurdu ki: De ki: Eğer onu uydurduysam sorumluluğu bana aittir. Fakat benim sizin işlediğiniz günahtan sorumluluğum yoktur. Yani eğer onu ben uydurmuşsam, uydurmamın günahı ve cezası bana aittir. Ama ben sizin işlediğiniz günahlardan sorumlu tutulmayacağını. Buna benzer başka ayetler de vardır: "(Ey müşrikler!), söz dinlemezseniz onun (peygamberin) sorumluluğu ona, sizin sorumluluğunuz da size aittir". "Onların hesaplarından sana sorumluluk yoktur, senin hesabından da onlara sorumluluk yoktur". Benim günahımın durumu da böyledir. Bu sözü onun, insanların iman etmelerinden ümidini kestiği sırada söylemiş olması mümkündür. Nitekim başka bir ayette şöyle buyrulur: "Sizinle bizim aramızda tartışmaya gerek yok". Bu sözü onlara, insanların iman etmelerinden ümidini kestiğinde ve İslam'ı kabul edecekleri ümidini ve arzusunu tamamen kaybettiğinde söylemiş, bundan sonra artık aramızda tartışmaya gerek kalmadı, demişti. En doğrusunu Allah bilir.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Em yekulu (أَمْ يَقُولُونَ)

        Bu fiil, k-v-l kökünden türemiştir. İbn Fâris, bu kökün temel anlamının sesleri ve harfleri bir araya getirerek anlamlı bir ifade üretmek olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "kavl" kavramını zihindeki bir mananın dile dökülerek somutlaşması olarak tanımlar. Bu ayetteki kullanımı tahlil eden Toshihiko Izutsu, müşriklerin "O, bunu uydurdu" şeklindeki iddiasının, vahyin ilahi kaynağına karşı geliştirilen beşeri bir reddediş söylemi olduğunu belirtir. Izutsu'ya göre "yekûlû" eylemi, inkarcıların kendi öznel ve dayanaksız iddialarını hakikatmiş gibi sunma çabalarını temsil eden iletişimsel bir eylemdir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu ifade ile Kur'an'ın müşriklerin asılsız iddialarını doğrudan onların dilinden aktararak, bu iddiaları rasyonel bir düzlemde çürütmeyi hedefleyen polemiksel bir retorik kurduğunu vurgular.

        İfterahu (افْتَرَاهُ)

        İbn Fâris, f-r-y kökünün asıl manasının deriyi bir şekil vermek üzere kesmek ve biçmek olduğunu belirtir; ancak bu eylem olumsuz bağlamda kullanıldığında "yalan uydurmak" anlamına evrilir. Râgıb el-İsfahânî, "iftira" kavramını, hakikati tahrip edecek şekilde asılsız iddialar üretmek ve sözleri çarpıtmak olarak tanımlar. Bu kelimenin Kur'an'ın meydan okuma (tahaddi) bölümlerindeki işlevini inceleyen Angelika Neuwirth, müşriklerin bu suçlamayı vahyin edebi ve teolojik otoritesini sarsmak için kullandıklarını belirtir. Neuwirth'e göre "iftera" suçlaması, muhatapların vahyin insanüstü karakterini kabul etmek yerine, onu bildikleri "beşeri üretim" kategorisine hapsetme girişimidir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu ayette peygamberin ağzından verilen "Eğer onu ben uydurduysam..." cevabının, ahlaki bir restleşme olduğunu ve peygamberin kendi dürüstlüğünü ilahi bir şahitliğe bağladığını analiz eder.

        İcrami (إِجْرَامِي)

        Sözcük, c-r-m köküne dayanır. İbn Fâris, bu kökün temel manasının bir şeyi dalından koparmak ve kesmek olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, bu fiziksel eylemin mecaz yoluyla "hak yoldan kopup günaha girmek" ve "suç işlemek" anlamını kazandığını ifade eder. Ayetteki "benim suçum" (icrâmî) vurgusunu tahlil eden Prof. Dr. Sadık Kılıç, burada ahlaki sorumluluğun bireyselliğine dikkat çekildiğini belirtir. Kılıç'a göre bu kelime, her bireyin kendi eylemlerinin sonuçlarını yükleneceği ve ilahi adalet karşısında kimsenin başkasının yükünü taşımayacağı şeklindeki sarsılmaz bir hukuki/teolojik ilkeyi temsil eder. Toshihiko Izutsu, "cürüm" kavramının Kur'an'da sadece bir yasayı çiğnemek değil, varlığın yaratılış gayesinden sapmak şeklindeki derin bir ontolojik kopuşu simgelediğini vurgular.

        Beriune (بَرِيئُونَ)

        Bu kelime, b-r-e kökünden türemiştir. İbn Fâris, kökün asıl manasının bir şeyden ayrılmak, uzaklaşmak ve bir şeyi kusursuzca yaratmak olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "berâet" kavramını, kişinin kendisinden hoşlanmadığı bir durumdan, suçtan veya ilişkiden tamamen arınması, onunla bağını koparması olarak tanımlar. Kelimenin Kur'an'daki ahlaki ve hukuki ayrışma fonksiyonunu inceleyen Toshihiko Izutsu, "berî" olmanın sadece fiziksel bir mesafe değil, iki zıt dünya görüşü arasındaki mutlak bir kopuşu ifade ettiğini belirtir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu ifadenin peygamber ile inkarcı kavim arasındaki teolojik sınırı netleştirdiğini; peygamberin kendi davasındaki haklılığını ilan ederken, muhataplarının sapkın eylemlerinden tamamen arındığını beyan eden estetik ve hukuki bir savunma dili olduğunu vurgular.

        Ucrimu (أُجْرِمُ)

        İbn Fâris, c-r-m kökünün suç işleme ve koparma anlamını burada da vurgular. Râgıb el-İsfahânî, fiilin muzari kalıbında gelmesinin, inkarcıların süregelen, inatçı ve yerleşik hale gelmiş yanlış eylemlerine işaret ettiğini belirtir. Prof. Dr. Hidayet Aydar, bu ayetteki fiilin peygamberin "sizlerin işlediği suçlardan uzağım" şeklindeki net tavrını pekiştirdiğini ifade eder. Aydar'a göre bu ifade, toplumsal baskıya ve suçlamalara karşı bireysel ahlaki bütünlüğü korumanın teolojik bir örneğini sunmaktadır.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X