Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Hûd Sûresi, 32. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Hûd Sûresi, 32. Ayet

    قَالُوا يَا نُوحُ قَدْ جَادَلْتَنَا فَاَكْثَرْتَ جِدَالَنَا فَأْتِنَا بِمَا تَعِدُنَٓا اِنْ كُنْتَ مِنَ الصَّادِق۪ينَ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Kâlû yâ nûhu kad câdeltenâ feekśerte cidâlenâ fe/tinâ bimâ te’idunâ in kunte mine-ssâdikîn(e)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      Dediler ki: Ey Nuh! Gerçekten bizimle tartıştın ve bize karşı çok mücadele ettin. Eğer doğrulardan isen, kendisiyle bizi tehdit ettiğin azabı başımıza getir!

      Dediler ki: Ey Nuh! Gerçekten bizimle tartıştın ve bize karşı çok mücadele ettin. Onlar gerçekten bunu söylediler, çünkü Hz. Nuh çok uzun yaşamış, bu uzun sürede hep onların arasında kalmış ve kendilerini imana davet etmişti. Dolayısıyla onlarla çok tartışmış ve çok mücadele etmişti. Onlar da, bize karşı çok mücadele ettin, eğer doğrulardan isen, kendisiyle bizi tehdit ettiğin azabı başımıza getir, demişlerdi. Hz. Nuh, eğer kabul etmezlerse, onları Allanın azabı ile korkutuyordu. Mesela şöyle diyordu: "Doğrusu ben, başınıza gelecek can yakıcı bir günün azabından korkuyorum, dedi". Eğer kabul etmezlerse diye, onları Kur'anda sözü edilen ayetlerden başka beyanlarla da korkutmuştu. Onlar da, hadi, bizi korkuttuğun o azabı getir bakalım, demişlerdi.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Kâlû (قَالُوا)

        Bu fiilin kökeni kaf-vav-lam köküne dayanır. İbn Fâris, bu kökün temel anlamının sesleri ve harfleri bir araya getirerek bir söz üretmek, telaffuz etmek olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "kavl" kavramını zihindeki soyut bir mananın dil vasıtasıyla somutlaşması ve başkasına aktarılması olarak tanımlar. Kelimenin Kur'an'daki iletişimsel işlevini inceleyen Toshihiko Izutsu, "kâlû" eyleminin ilahi hitaba karşı beşerî bir tepkiyi veya irade beyanını başlattığını; burada kavmin (müşrik elitlerin) peygambere karşı geliştirdiği aktif reddedişin sözlü bir başlangıcı olduğunu ifade eder.

        Câdeltanā (جَادَلْتَنَا) ve Cidâlenâ (جِدَالَنَا)

        Bu kelimeler cim-dal-lam kökünden türemiştir. İbn Fâris, bu kökün temel anlamının bir şeyi sağlamlaştırmak, sertleştirmek ve sıkıca bükmek olduğunu belirtir. Özellikle bir ipin çok sıkı bükülmesine "cedl" denmesi, kökün bu mukavemet gücüne işaret eder. Râgıb el-İsfahânî, "cidâl" kavramını karşı tarafı kendi delilleriyle "bükmek", onu alt etmek ve fikren köşeye sıkıştırmak için yapılan yoğun ve sert tartışma olarak tanımlar. Bu kavramın semantik yapısını inceleyen Toshihiko Izutsu, Mekke ve çevresindeki kabile kültüründe "cidâl"in sadece kelimelerle yapılan bir yarış değil, bir onur ve otorite mücadelesi olduğunu belirtir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, ayetteki bu yoğun kullanımın (hem fiil hem isim olarak geçmesinin), müşriklerin Nuh'un tebliğinden duydukları yorgunluğu ve onun monoteist mesajının kendi üzerlerinde yarattığı "argümantatif baskıyı" ifade ettiğini vurgular. Onlara göre Nuh, sadece bir davette bulunmamakta, kurulu düzenlerini sarsan bitmek bilmeyen bir "cedelleşme" (fikri kuşatma) yürütmektedir.

        Ekserta (أَكْثَرْتَ)

        Bu fiil kef-se-ra köküne dayanır. İbn Fâris, kökün asıl manasının azlığın (kıllet) zıddı olarak çokluk, bolluk ve artış olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "kesret" kavramını bir miktarın veya eylemin normal, beklenen sınırları aşması olarak açıklar. Ayetin kurgusu içindeki edebi işlevini tahlil eden Angelika Neuwirth, müşriklerin peygambere yönelttiği "çok yaptın/uzattın" eleştirisinin, mesajın niteliğinden ve hakikatinden kaçmak için onun niceliğine (tekrarlanma sıklığına) yapılan polemiksel bir itiraz olduğunu savunur. Neuwirth'e göre bu kelime, muhatapların vahyin sürekliliği karşısında yaşadıkları psikolojik daralmanın edebi bir dışavurumudur.

        E'tinâ (فَأْتِنَا)

        Fiilin kökeni hemze-te-ye köküne dayanır. İbn Fâris, bu kökün temel manasının bir yere gelmek, varmak veya bir şeyi getirmek olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "ityân" kavramının bir durumun veya vaat edilen bir sonucun (cezanın) fiilen gerçekleşmesi ve muhataba ulaşması anlamına geldiğini ifade eder. Bu kelimenin ayetteki meydan okuma (tahaddi) boyutunu inceleyen Prof. Dr. Sadık Kılıç, müşriklerin bu talebini "fiziksel bir varış" arzusu olarak okur. Kılıç'a göre, gayba (görünmeyen hakikate) inanmayan materyalist bedevi zihniyet, metafizik tehdidin (azabın) derhal somut bir gerçekliğe dönüşerek "gelmesini" talep ederek, kendi inançsızlıklarını doruk noktasına taşımaktadırlar.

        Te'idunâ (تَعِدُنَا)

        Bu kelime vav-ayn-dal kökünden türemiştir. İbn Fâris, kökün temel anlamının gelecekte gerçekleşecek bir iş için (iyi veya kötü) söz vermek olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "va'd" kelimesinin iyilik, "vaîd" kelimesinin ise kötülük/tehdit bağlamında kullanıldığını; ayette ise Nuh'un kavmine yönelik ilahi uyarılarının (azap tehdidinin) kastedildiğini ifade eder. Kur'an'ın eskatolojik dilini tahlil eden Theodor Nöldeke, bu "tehdit/vaat" unsurunun peygamberin "nezir" (uyarıcı) vasfının en merkezi unsuru olduğunu belirtir. Nöldeke'ye göre müşriklerin bu tehdidi küçümseyerek "getir bakalım" demeleri, peygamberin teolojik otoritesini sarsmaya yönelik alaycı bir üsluptur.

        Es-Sâdikîn (الصَّادِقِينَ)

        Sözcüğün kökeni sad-dal-kaf köküne dayanır. İbn Fâris, bu kökün temel manasının sağlamlık, sertlik ve bir şeyin kendi hakikatiyle tam bir örtüşme halinde olması olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "sıdk" kavramını dilin, kalp ve dış gerçeklik ile mutlak uyumu olarak tanımlar. Bu kavramın Kur'an epistemolojisindeki (bilgi felsefesi) yerini tahlil eden Toshihiko Izutsu, "sadık" olmanın, peygamberin nübüvvet iddiasının ilahi bir gerçeklikle desteklendiğini gösteren en üst düzey doğruluk vasfı olduğunu ifade eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, ayetin sonundaki "eğer doğru söyleyenlerden isen" şartının, müşriklerin manevi bir hakikati (vahyi) sadece "maddi ve fiziksel doğrulama" kriterine indirgeyen, peygamberi köşeye sıkıştırmaya çalışan retorik bir tuzak olduğunu vurgular.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X