اَلَّذ۪ينَ يَصُدُّونَ عَنْ سَب۪يلِ اللّٰهِ وَيَبْغُونَهَا عِوَجاًۜ وَهُمْ بِالْاٰخِرَةِ هُمْ كَافِرُونَ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Hûd Sûresi, 19. Ayet
Daralt
X
-
O zâlimler, Allah yolundan alıkoyan ve onu eğri göstermeye çalışanlardır; âhireti inkar edenler de işte bunlardır.
O zalimler, Allah yolundan alıkoymaya çalışanlardır. Buradaki "yesuddune" (يَصُدُّونَ) fiilinin iki anlama gelme ihtimali vardır. Biri, bizzat kendilerini Allah'ın dininden alıkoymak, diğeri de insanları Allah'ın dininden alıkoymak. Bu veya öbürü, onun hangi anlama geldiği ancak fiilin kökünden anlaşılır. Fiilin kökü "sudud" (صَدَّ ،يَصُدُّ ،صُدُودًا) şeklinde geldiğinde kendini uzaklaştırmak anlamına gelir, nitekim Cenab-ı Hak bir ayette şöyle buyurdu: "Senden iyice uzaklaşırlar" . Şayet fiilin mastan "sadden" (صَدًّا ،يَصُدُّ ،صَدَّ) şeklinde ise, o zaman başkalarını uzaklaştırmak manasına gelir.
Onu eğri göstermeye çalışanlardır. Bazıları şöyle dedi: Onlar Allah'ın dinine zulmeden asilerdir. Bazıları da şöyle söyledi: Onlar, insanların Allah'ın dinini bırakıp kendi dinlerine gelmesini isteyenlerdir. İşte bu, eğri göstermede taşkınlıktır. Allah'ın yolundan başka bütün yollar, eğridir ve taşkınlıktır. Sanki Cenab-ı Hak şöyle söylemektedir: Onlar Allah'ın yolundan başka bir yol arıyorlar. Dünyada iken ahireti inkar edenler de işte bunlardır.
Yorumu Yorumla
-
Yesuddûne (يَصُدُّونَ)
Engelleme ve yüz çevirme eylemini ifade eden bu fiil, sad-dal-dal kökünden türemiştir. İbn Fâris, bu kökün temel anlamının bir kimseyi yapmakta olduğu bir işten alıkoymak, geri çevirmek, mani olmak ve yüz çevirmek olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "sadd" eylemini iki boyutta ele alır: Birincisi kişinin bizzat kendisinin haktan yüz çevirmesi, ikincisi ise aktif bir çabayla başkalarının hakikate ulaşmasını fiziksel veya psikolojik engellerle durdurmaya çalışmasıdır. Ayetteki bağlam, bu ikinci ve daha şiddetli olan aktif engelleme halini tasvir eder. Bu eylemin teolojik ve sosyo-politik arka planını tahlil eden Prof. Dr. Mustafa Öztürk, Mekke dönemindeki güç dengelerine dikkat çeker. Öztürk'e göre bu fiil, müşriklerin İslam'a karşı sergiledikleri pasif bir inanmama durumundan ziyade; siyasi, ekonomik ve toplumsal güçlerini kullanarak vahyin yayılmasını kurumsal ve sistematik bir şekilde engelleme çabalarını (propaganda, baskı ve boykot) deşifre eden kilit bir kavramdır.
Sebîl (سَبِيلِ)
Yol anlamına gelen bu kelime, sin-be-lam kökünden gelmektedir. İbn Fâris, bu kökün asıl manasının uzatmak, bir şeyi aşağıya doğru salmak ve üzerinde yürümesi kolay, açık ve uzanıp giden yol olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, sebîl kavramını, kişiyi hedefine ulaştıran kolay ve belirgin yol olarak tanımlar; "Sebîlullah" (Allah'ın yolu) tamlamasının ise ilahi şeriatı, hakikati ve kurtuluşa götüren dini nizamı temsil eden mecazi bir kullanım olduğunu ifade eder. Kelimenin kökenleri ve dini literatürdeki yeri üzerine çalışan Arthur Jeffery, kelimenin Arapçadaki kök varlığını kabul etmekle birlikte, "ilahi kurtuluş yolu" veya "Tanrı'nın yolu" şeklindeki spesifik teolojik kullanımının, Süryanice ve Aramicedeki (shbyl) dini metinlerin güçlü etkisiyle Kur'an terminolojisine yerleştiğini savunur. Bu kavramın cahiliye döneminden Kur'an'a geçişteki zihniyet devrimini inceleyen Toshihiko Izutsu, İslam öncesi bedevi toplumunda "yol" kavramının çölde fiziksel bir hayatta kalma meselesi olduğunu belirtir. Kur'an ise bu fiziksel metaforu alıp tamamen ahlaki, eskatolojik (ahiret odaklı) ve manevi bir yörüngeye taşıyarak; insanın tüm varoluşsal tercihlerini üzerinde yürüdüğü bu dikey (ilahi) eksen üzerinden anlamlandırmıştır.
Yebğûnehâ (وَيَبْغُونَهَا)
Şiddetle arzulama ve arama eylemini anlatan bu kelime, be-gayn-ye kökünden türemiştir. İbn Fâris, bu kökün temel anlamının bir şeyi talep etmek, onu ele geçirmek için yoğun bir istek duymak olduğunu belirtir. Bu talep, bağlamına göre adalet arayışı olabileceği gibi, sınırı aşarak haksızlık (bağy) yapmak da olabilir. Râgıb el-İsfahânî, eylemi insanın doğal sınırlarını ve hakkını aşarak bir şeyi kendi keyfi arzularına göre şekillendirme talebi olarak açıklar. Bu kelimenin ayetteki psikolojik ve ahlaki boyutunu tahlil eden Toshihiko Izutsu, cahiliye dönemi "bağy" (taşkınlık/kibir) kavramı ile bağlantı kurar. Izutsu'ya göre ayetteki eylem, müşriklerin ilahi nizamı (Allah'ın yolunu) kendi dünyevi çıkarlarına, sığ akıllarına ve bedevi geleneklerine uydurma çabasını, yani hakikati kendi egolarına boyun eğdirme şeklindeki entelektüel ve teolojik kibrini ifade etmektedir.
İvecen (عِوَجًا)
Eğrilik ve çarpıklık anlamına gelen bu sözcük, ayn-vav-cim köküne dayanır. İbn Fâris, bu kökün asıl manasının doğruluk ve istikametin (düzlüğün) zıddı olduğunu; bir şeyin kendi doğal, düz ekseninden sapması, bükülmesi ve eğrilmesi olduğunu aktarır. Râgıb el-İsfahânî, Arapçada fiziksel nesnelerdeki (ağaç, duvar gibi) eğrilik için "avec" kelimesinin kullanıldığını; inanç, din, söz ve ahlak gibi soyut/manevi konulardaki sapmalar ve çarpıklıklar için ise ayetteki gibi "ivec" kelimesinin tercih edildiğini ince bir dilbilimsel ayrım olarak vurgular. Ayetin edebi kurgusundaki estetik değere odaklanan Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), bu kelimenin hemen öncesindeki "sebîl" (doğru ve açık yol) kavramıyla kurduğu tezat (tıbâk) sanatına dikkat çeker. Ona göre "ivec", inkarcı zihniyetin ilahi vahyin barındırdığı o kusursuz uyumu, netliği ve estetik düzlüğü psikolojik bir illüzyonla bozma, onu karmaşık ve tutarsız gösterme çabasının oldukça çarpıcı ve somut bir retorik metaforudur.
Kâfirûn (كَافِرُونَ)
İnkar edenler ve üzerini örtenler anlamına gelen bu kelime, kef-fe-ra kökünden gelmektedir. İbn Fâris, bu kökün temel eyleminin bir şeyi gizlemek, örtmek ve üzerini kapatmak olduğunu aktarır. Râgıb el-İsfahânî, "küfür" kavramını, kendisine verilen nimetin üzerini örtmek (nankörlük) veya en ileri boyutuyla Allah'ın varlığını, ayetlerini ve eskatolojik gerçekleri inkar etmek olarak tanımlar. Ayette bu kelimenin doğrudan "ahiret" (bil-âhireti) inancıyla bağlantılı olarak kullanılmasını varlıkbilimsel bir çerçevede tahlil eden Toshihiko Izutsu, küfür kavramının bu bağlamda sıradan bir nankörlüğü aştığını belirtir. Izutsu'ya göre, ahireti reddetmek (örtbas etmek), insanın kendi eylemlerinin nihai sorumluluğundan kaçma girişimidir ve bu durum, ayetin başındaki "Allah'ın yolundan alıkoyma" eyleminin en temel felsefi motivasyonudur; ahiret hesabı olmayan bir zihin, dünyevi iktidarını korumak için her türlü ahlaki çarpıklığı (ivec) meşru görür. Bu kelimenin ayet sonundaki yapısal işlevini inceleyen Angelika Neuwirth ise, "hüm kâfirûn" (onlar kafirlerin ta kendileridir) vurgusunun Mekke polemiklerinde kesinleyici bir mühür olduğunu savunur. Neuwirth'e göre bu nominal (isim cümlesi) kurgu, inkarcıların kimliğini tartışmaya kapalı, sabit ve radikal bir "öteki" (karşıt kutup) olarak sabitleyen güçlü bir edebi ve retorik sonlandırmadır.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla