وَمَنْ اَظْلَمُ مِمَّنِ افْتَرٰى عَلَى اللّٰهِ كَذِباًۜ اُو۬لٰٓئِكَ يُعْرَضُونَ عَلٰى رَبِّهِمْ وَيَقُولُ الْاَشْهَادُ هٰٓؤُ۬لَٓاءِ الَّذ۪ينَ كَذَبُوا عَلٰى رَبِّهِمْۚ اَلَا لَعْنَةُ اللّٰهِ عَلَى الظَّالِم۪ينَۙ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Hûd Sûresi, 18. Ayet
Daralt
X
-
Yalan sözlerle Allah'a iftira edenden kim daha zalimdir? Onlar (kıyamet gününde) Rab'lerinin huzuruna çıkanlacaklar, şahitler de 'İşte bunlar Rab'lerine iftira edenlerdir' diyecekler. Bilin ki, Allah'ın laneti zalimlerin üzerine olacaktır!
Yalan sözlerle Allah'a iftira edenden kim daha zalimdir? Daha önce de söylediğimiz gibi zatını gerçek mabuduna kulluktan alıkoymasından ve taptığında hiçbir fayda veremeyecek, tapmadığında da hiçbir zarar veremeyecek olana kul olmakla meşgul etmesinden daha büyük bir zulmü kimse kendisine yapamaz. Yahut Cenab-ı Hak şöyle söylemektedir: Allah'a iftira etmesi sebebiyle temiz şahsını Allanın azabına ve O'nun ebedi cezasına mahkum eden kimseden daha zalim kimse yoktur. Hatalardan korunmak ve güç kuvvet elde etmek ancak Allah'ın yardımıyla mümkündür. Ayet yorum olarak şöyledir: Kendi nefsine karşı, yalan sözlerle Allah'a iftira edenden daha zalim kimse yoktur. Bunun anlamı da şudur: Sahip olduğu her şeyin Allah'tan geldiğini bildiği halde yalan sözlerle Allah'a iftira edenden daha çirkin bir zulmü kendisine reva gören kimse yoktur.
Onlar (kıyamet gününde) Rab'lerinin huzuruna çıkarılacaklar, yani kıyamet günü Rab'lerinin huzurunda onlara yaptıkları ameller gösterilir; eğer yaptıkları ameller yaratılışlarındaki şahitlikleriyle uyuşuyorsa cennete sokulurlar, fakat amelleri yaratılışlarındaki şahitliklerine muhalif ise cehenneme sokulurlar. Rablerinin huzurunda iken amelleri onlara gösterilir, çünkü Aziz ve Celil olan Allah onların amellerini ve sözlerini zaten bilmektedir. Ayetteki Rab'lerinin huzuruna anlamına gelen "ala Rabbihim'' (رَبِّهِمْ عَلَى) ifadesi, Rab'lerinin huzurunda demektir. Nitekim "Rablerinin huzuruna getirilirken sen onları bir görsen!" mealindeki ayette geçen Rab'lerinin huzuruna getirilirlen anlamına gelen "ala Rabbihirn" (رَبِّهِمْ عَلَى) ifadesi, Rab'lerinin huzurunda iken anlamına gelen (عِنْدَ رَبِّهِمْ) manasında kullanılmıştır. Dolayısıyla onlar (kıyamet gününde) Rab'lerinin huzuruna çıkarılacaklar mealindeki ayet, kendilerine gösterilir anlamına gelir, çünkü kendilerine kendi menfaatleri için emredilen, yasaklanan ve imtihan edilenler onlardır. Dolayısıyla arz edilme onlaradır. Yahut onlar arzolunurlar mealindeki beyan, Rab'lerinin dünyada iken onlara vadetmiş olduğu şeye arz olunurlar anlamına gelir. Veyahut gıyaplarında değil, Rab'lerinin huzurunda iken bizzat kendilerine arz olunur demektir. En doğrusunu Allah bilir.
Şahitler de 'İşte bunlar Rab'lerine iftira edenlerdir' diyecekler. Bu ayetin işaret ettiği anlam konusunda farklı görüşler vardır. Denildi ki: Şahitler mealindeki kelime ile resuller ve nebiler kastedilmiştir. Bazıları şahitler meleklerdir dedi, bazıları da müminlerdir dedi. Şahitlerden maksadın peygamberler ve müminler olduğunu söyleyenlerin görüşleri, ayetlerin beyanıyla da örtüşmektedir: "Siz insanlara şahit olasınız, peygamber de size şahit olsun diye" "Seni de onlara şahit tuttuğumuz zaman halleri nice olacak.!" Şahitlerden maksadın melekler olduğunu söyleyenlerin de ayetten delilleri vardır: "O hiçbir söz söylemez ki yanında çok dikkatli bir gözetleyici olmasın!" "Oysa sizi gözetleyen muhafızlar, değerli yazıcılar var" . En doğrusunu Allah bilir ya, bunun anlamı şudur: Onların amelleri ve sözleri kendilerine gösterilir; şayet bunları ikrar ederlerse hemen cehenneme gönderilirler. Ancak inkar ederlerse, ayetlerde sözü edilen şahitler getirilir ve bu şahitler onların aleyhine şahitlik ederler. Şayet yine inkar ederlerse, "Oku şimdi kitabını!" denilecek. Eğer onu da inkar ederlerse, o zaman vücudunun organları onların aleyhine şahitlik ederler: "O ceza gününde dilleri, elleri ve ayakları, onların aleyhlerine tanıklık edecektir". Muhtemeldir ki onlar henüz cehenneme sokulmadan melekler bütün mahlukatın arasında şöyle nida edecekler: İşte bunlar Rab'lerine iftira edenlerdir! Şahitliği, insanların amellerini ve sözlerini yazmakla görevli meleklerin yapmaları ve kitapta onlar hakkında yazdıkları şeyleri haber vermeleri de muhtemeldir. Bilin ki, Allah'ın laneti zalimlerin üzerine olacaktır! Lanet konusunda bazıları şöyle dedi: Lanet, bütün menfaatlerden mahrum etmek ve dünyada Allah'ın rahmetinden, yani dininden, ahirette de O'nun sevap ve müka.fatından uzaklaştırmak anlamına gelir. Bazıları da lanet, azap demektir dedi.
Yorumu Yorumla
-
Azlemu (أَظْلَمُ) ve Ez-Zâlimîn (الظَّالِمِينَ)
Bu kelimeler zı-lam-mim kökünden türemiştir. İbn Fâris, bu kökün temel anlamının bir şeyi kendi asıl yerine değil, ait olmadığı başka bir yere koymak ve sınırı aşarak hakkı engellemek olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "zulm" kavramını haddi aşmak olarak tanımlar ve ilahlık vasfını Allah'tan başkasına atfetmenin (şirk koşmanın) veya O'na yalan isnat etmenin, bir şeyi asıl bağlamından en şiddetli şekilde koparmak olduğu için "en büyük zulüm" sayıldığını ifade eder. Ayetteki "azlemu" (daha zalim) kelimesi ism-i tafdil (en üstünlük) kalıbındadır ve bu eylemin varoluşsal boyutunu zirveye taşır. Kavramın cahiliye dönemindeki sosyolojik yapısından Kur'an'daki teolojik yapısına geçişini inceleyen Toshihiko Izutsu, İslam öncesi Araplar için "zulüm" kelimesinin güçlü olanın zayıfı ezmesi, fiziksel şiddet veya kabilevi bir hak gaspı olduğunu belirtir. Izutsu'ya göre Kur'an bu kelimeyi yatay (insani) ilişkilerden dikey (ilahi) eksene taşımış; Allah'a karşı yalan uydurmayı, varlığın ve hakikatin doğasını tahrif eden en radikal ontolojik taşkınlık ve sınır ihlali (zulüm) olarak yeniden tanımlamıştır. Ayetin kurgusundaki edebi ve teolojik şiddete odaklanan Prof. Dr. Mustafa Öztürk, burada sıradan bir ahlaki sapmadan değil, "Kim daha zalim olabilir?" retorik sorusuyla mutlak bir kibrin ve ilahi otoriteyi gasbetme girişiminin tasvir edildiğini vurgular.
Keziben (كَذِبًا) ve Kezebû (كَذَبُوا)
Yalan söyleme eylemini anlatan bu kelimeler, kef-zel-be köküne dayanır. İbn Fâris, bu kökün asıl manasının gerçeğin ve doğruluğun (sıdk) tam zıddı olduğunu; bir sözün veya durumun hakikatle, var olan gerçeklikle örtüşmemesi, ondan sapması olduğunu aktarır. Râgıb el-İsfahânî, "kizb" kavramını, kişinin kalbindeki inanç ile veya dış dünyadaki nesnel gerçeklikle uyuşmayan, kasten çarpıtılmış beyan olarak açıklar. Kelimenin Kur'an'ın anlamsal sahasındaki (semantik alan) zıtlıklar üzerinden kurgulanışını tahlil eden Toshihiko Izutsu, "kizb" kavramının sadece ahlaki bir kusur veya dildeki bir sürçme olmadığını belirtir. Izutsu'ya göre "yalanlama" eylemi, Kur'an'ın doğruluk (sıdk) ve ayetler (ilahi işaretler) üzerine kurduğu epistemolojik sistemi bilinçli ve inatçı bir şekilde reddeden, hakikate karşı geliştirilmiş kasti bir bilişsel körlüktür. Kelimenin Sami dilleri arasındaki tarihi yolculuğunu inceleyen Arthur Jeffery, Allah'a karşı yalan uydurma ve sahte peygamberlik (iftira ve kizb) kavramının, Geç Antik Çağ dini geleneğinde köklü bir yeri olduğunu ve Süryanicedeki "kaddib" (yalancı/sahte peygamber) kelimesinin teolojik bağlamıyla Kur'an'ın bu ayetlerindeki sert uyarının tarihi bir anlamsal paralellik taşıdığını iddia eder.
Yu'radûne (يُعْرَضُونَ)
Arz edilme, sunulma ve yüzleştirilme eylemini ifade eden bu fiil, ayn-ra-dat kökünden gelmektedir. İbn Fâris, bu kökün temel anlamının bir şeyi genişliğiyle ortaya koymak, açığa çıkarmak, göstermek ve görünür kılmak olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "arz" eylemini bir şeyi birinin görüşüne, değerlendirmesine veya yargısına sunmak olarak açıklar. Ayetteki eskatolojik (ahiret ve hesap gününe dair) bağlamında bu kelime, insanların hesap vermek üzere hiçbir örtü veya gizlilik olmaksızın mutlak yaratıcının huzuruna çıkarılmasını ifade eder. Bu fiilin psikolojik ve teolojik boyutunu inceleyen Prof. Dr. Sadık Kılıç, eylemin edilgen (yu'radûne / arz edilirler, sunulurlar) kalıpta kullanılmasının ontolojik bir acziyet vurgusu taşıdığını belirtir. Kılıç'a göre, dünyada kendi özgür iradeleriyle "iftira atan" ve Allah adına yalan uydurarak (aktif bir kibirle) sınırları aşanlar; ahiret boyutuna geçildiğinde tüm inisiyatiflerini, dünyevi güçlerini ve iradelerini yitirerek, adeta zorunlu ve çaresiz bir nesne gibi ilahi yargı makamının önüne "sürülürler".
Yekûlu (يَقُولُ)
Söylemek eylemini karşılayan bu fiil, kaf-vav-lam kökünden türemiştir. İbn Fâris, bu kökün temel anlamının sesleri ve harfleri bir araya getirerek anlamlı bir söz üretmek, dile getirmek olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "kavl" kavramının içsel bir düşüncenin (kalpteki niyetin) dil vasıtasıyla dış dünyada yankı bulması ve duyurulması olduğunu ifade eder. Ayette tanıkların (eşhâd) bu eylemi gerçekleştirmesinin yapısal ve tarihi arka planını analiz eden Angelika Neuwirth, Kur'an'ın kıyamet sahnelerini sık sık Geç Antik Çağ'ın yüksek mahkeme (hukuk) terminolojisiyle kurguladığına dikkat çeker. Neuwirth'e göre buradaki "söyleme" eylemi sıradan bir konuşma değil; kozmik bir mahkeme salonunda, tüm varlıkların gözü önünde, inkarcıların suçunu kesinleştiren ve ilahi adaleti meşrulaştıran bağlayıcı, hukuki ve kamusal bir "tanıklık beyanı" niteliğindedir.
La'netu (لَعْنَةُ)
Dışlanma ve uzaklaştırma anlamına gelen bu sözcük, lam-ayn-nun köküne dayanır. İbn Fâris, bu kökün asıl manasının birini öfkeyle, nefretle ve aşağılayarak bulunduğu yerden kovmak, sürüp çıkarmak ve kendinden uzaklaştırmak olduğunu aktarır. Râgıb el-İsfahânî, lanet kavramının insanlar arasında kullanıldığında sadece kötü bir beddua veya sövgü olduğunu; ancak Allah'a nispet edildiğinde bunun dünyada ilahi inayet ve başarıdan koparılmak, ahirette ise ilahi merhametten, bağışlanmadan ve cennetten mutlak surette sürgün edilmek anlamına geldiğini detaylandırır. Ayetin kapanışındaki bu kelimenin edebi ve ontolojik işlevini tahlil eden Prof. Dr. Mustafa Öztürk, lanet kavramının Kur'an retoriğinde nihai bir mühür olduğunu vurgular. Öztürk'e göre bu kelime, ayetin başındaki "iftira" ve "yalan" gibi eylemlerle bozulan ilahi-beşeri ilişkinin onarılamaz biçimde koptuğunu ilan eden; zalimleri varoluşsal bir karanlığa ve sonsuz bir yalnızlığa terk eden sarsıcı, kategorik ve eskatolojik bir sürgün kararnamesidir.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla