مَنْ كَانَ يُر۪يدُ الْحَيٰوةَ الدُّنْيَا وَز۪ينَتَهَا نُوَفِّ اِلَيْهِمْ اَعْمَالَهُمْ ف۪يهَا وَهُمْ ف۪يهَا لَا يُبْخَسُونَ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Hûd Sûresi, 15. Ayet
Daralt
X
-
Kim dünya hayatı ve onun ziynetini istiyorsa, orada onlara işlerinin karşılığını eksiksiz veririz; orada onlar hiçbir zarara uğratılmazlar.
Amellerde Riya
Kim dünya hayatı ve onun ziynetini istiyorsa ... Bu ayetin işaret ettiği anlam konusunda ihtilaf edilmiştir. Bazıları şöyle dedi: Ayet, iman eden ve insanlara gösteriş olsun diye salih ameller yapanlar hakkındadır. Cenab-ı Hak onlar için buyuruyor ki: Orada onlara işlerinin karşılığını eksiksiz veririz, yani namlarını ve şereflerini arttırırız, yaptıklarıyla dünyada övülme ve benzeri arzularını gerçekleştiririz. Allah yaptıkları o amellerin karşılığını onlara dünyada verir. Ama bütün yaptıkları geçersizdir. "Onların yapıp ettikleri de geçersizdir". Çünkü onlar o işleri Allah'tan başkası için yapmışlardı, dolayısıyla bu yaptıkları ile ahirette mükafat alamazlar. İbn Abbas (r.a.) bu görüştedir.
Bazı rivayetlerde belirtildiğine göre Hz. Peygambere ( s.a.) şöyle sorulmuş: Hayırlı kişi olarak tanınan bir adamın ölüm sırasında zorluk yaşamasının, buna mukabil kötü olarak bilinen bir adamın kolayca can vermesinin sebebi nedir? Cevaben buyurdu ki: "Müminin bazı günahları olur, bu yüzden ölüm sırasında cezalandırılır, ahirette ise Cenab-ı Hakk'ın huzuruna günahsız olarak varır. Kafirin de dünyada bazı iyilikleri olur, ona da bu iyiliklerin karşılığı ölümü sırasında verilir, ölüm acısı kendisine hafifletilir, sonra hiçbir iyiliği olmadığı halde ahirete varır". Bazıları da şöyle dedi: Bu ayet kafirler hakkındadır, onlar fakirlere sadaka vermek, yolları imar etmek, köprüler ve hanlar yapmak gibi dış görünüşü itibariyle salih olan işler yaparlar. Bütün bunlar görünüşte iyi işlerdir. Cenab-ı Hak buyuruyor ki: Onlara işlerinin karşılığını eksiksiz veririz. Yani yaptıkları o hayırlı işlerin karşılığını kendilerine dünyada tam olarak veririz, hiçbir eksiltme yapmayız. Bundan maksat dünyada onlara refah ve bolluk verilmesidir. Onlara işlerinin karşılığını eksiksiz veririz mealindeki cümlenin, onlara yaptıkları hayırlı şeyleri iade ederiz, kabul etmeyiz, anlamına gelmesi de mümkündür. Bu durumda yaptıklarının karşılığını vermekten maksat, iade etmektir. Orada onlar hiçbir zarara uğratılmazlar. Yani hayatları sona erene, ecelleri gelene kadar onlar için takdir edilen rızık, Allah'a ortak koşmaları sebebiyle eksiltilmez.
Yorumu Yorumla
-
Yurîdu (يُرِيدُ)
İrade ve yönelim bildiren bu fiil, ra-vav-dal kökünden türemiştir. İbn Fâris, bu kökün temel anlamının bir şeyi aramak, talep etmek, elde etmek için gidip gelmek ve bir yöne doğru meyil göstermek olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, irade kavramını nefsin bir şeye şiddetle meyil etmesi, onu arzulaması ve bu arzu doğrultusunda şuurlu bir tercih yapması olarak tanımlar. Ayetin bağlamındaki varoluşsal boyutunu inceleyen Toshihiko Izutsu, irade kavramının Kur'an'ın ahlak ve insan psikolojisi sisteminde kilit bir terim olduğunu belirtir. Izutsu'ya göre buradaki "yurîdu" eylemi geçici bir heves değil, insanın ontolojik tercihini, tüm zihinsel ve fiziksel enerjisini tamamen dünyevi ve seküler olana sabitlemesini ifade eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk ise ayetteki bu fiilin, insanın ahiret veya yüce bir gaye ile bağını kopararak, kendi kaderini sadece "şimdi ve burada" olana hapsetme eylemini tanımlayan psikolojik bir tahlil olduğunu vurgular.
El-Hayâte (الْحَيَاةَ)
Canlılık ve yaşam anlamına gelen bu kelime, ha-ye-ye kökünden gelmektedir. İbn Fâris, bu kökün asıl manasının ölümün ve yokluğun zıddı olduğunu, büyüme, gelişme ve varlıkta kalma durumunu ifade ettiğini aktarır. Râgıb el-İsfahânî, hayatı biyolojik, psikolojik ve ilahi olmak üzere farklı kategorilere ayırır ve ayette zikredilen hayatın, sadece nefsi ve maddi hazlara dayalı sınırlı dünyevi yaşantı olduğunu belirtir. Kelimenin kökenini Semitik diller bağlamında inceleyen Arthur Jeffery, kelimenin saf Arapça köklerinden geliştiğini kabul etmekle birlikte, "dini ve uhrevi yaşam" veya "dünyevi yaşam" şeklindeki dualistik (ikili) teolojik kullanımının, Süryanice ve Aramicedeki "hayyê" kelimesinin dini bağlamından etkilenerek İslami terminolojide derinlik kazandığını ileri sürer.
Ed-Dunyâ (الدُّنْيَا)
Dünya kelimesinin etimolojisi, dal-nun-vav köküne dayanır. İbn Fâris, bu kökün temel anlamının yakınlık, bir şeye zaman veya mekan olarak bitişik olmak ve aynı zamanda aşağıda, altta, değersiz bir konumda bulunmak olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, bu ismin ahirete (sonraki aleme) kıyasla insanın şu anki idrakine daha yakın olduğu için ve ontolojik değer bakımından ahiretten daha düşük/aşağı bir seviyede bulunduğu için bu ismi aldığını açıklar. Cahiliye zihniyetinden Kur'an'a geçiş sürecinde bu kelimenin dönüşümünü analiz eden Toshihiko Izutsu, İslam öncesi Araplar için tek mutlak gerçeklik ve varoluş sahası olan bedevi dünyasının, Kur'an tarafından ahiret inancının merkeze alınmasıyla nasıl aniden ikincil, aldatıcı ve "aşağı" (denî) bir mertebeye indirgendiğini tahlil eder. Prof. Dr. Sadık Kılıç ise, dünyanın bizzat varlık olarak ontolojik bir kötülük olmadığını; ancak insanın iradesi (yurîdu) mutlak bir şekilde ona kilitlendiğinde ahlaki bir çöküş ve körlük alanına dönüştüğünü vurgular.
Zînetehâ (وَزِينَتَهَا)
Süs ve cazibe anlamına gelen bu sözcük, ze-ye-nun kökünden türemiştir. İbn Fâris, bu kökün asıl manasının çirkinliğin (şeyn) zıddı olduğunu; bir şeyi göze veya akla hoşa gidecek, cezbedecek ve güzel görünecek hale getirmek olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, zineti hem insanın üzerinde taşıdığı maddi süsler (altın, gümüş, elbise) hem de nefse cazip gelen mal, mülk ve şöhret gibi soyut durumlar olarak tanımlar. Kur'an'ın edebi kurgusu ve estetik dili üzerine yoğunlaşan Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), "zinet" kelimesinin Kur'an'daki kullanım bağlamlarına dikkat çeker. Ona göre bu kelime, ayetteki seküler ve dünyevi hayatın (hayat-ı dünya) derinlikten yoksun, kalıcı hiçbir değeri olmayan, sadece gözleri boyayan ve insan psikolojisini yüzeysel bir illüzyonla aldatan dış görünüşünü simgeleyen güçlü bir retorik metafordur.
Nuveffi (نُوَفِّ)
Eksiksiz ödeme ve tam karşılık verme eylemini ifade eden bu fiil, vav-fe-ye kökünden gelmektedir. İbn Fâris, bu kökün temel anlamının bir şeyi tastamam, eksiksiz, son sınırına kadar ve tam kıvamında yerine getirmek, teslim etmek olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, vefa kavramını bir sözü tutmak veya bir hakkı sahibine zerre kadar azaltmadan tevdi etmek olarak açıklar. Bu fiilin ayetteki teolojik fonksiyonunu inceleyen Toshihiko Izutsu, fiilin kullanımıyla Kur'an'ın ilahi adalet (kıst) ilkesine yaptığı vurucu vurguyu tahlil eder. Izutsu'ya göre, ahireti inkar edip sadece dünyayı amaçlayan insanların bile dünyevi emeklerinin karşılığının ilahi yasa gereği eksiksizce (nuveffi) ödenmesi, yaratıcının şaşmaz ve rasyonel adalet doğasını gösterir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk ise bu fiilin barındırdığı edebi ve psikolojik alt metne dikkat çeker. Öztürk'e göre "tam olarak öderiz" ifadesi bir lütuf gibi görünse de aslında sarsıcı bir eskatolojik tehdittir; dünyevi emeğin karşılığının sadece bu fani dünyada kalacak şekilde tasfiye edilmesi, uhrevi bir iflasın ve mutlak mahrumiyetin estetik ve kinayeli bir ilanıdır.
A'mâlehum (أَعْمَالَهُمْ)
Amel ve iş kelimesinin çoğulu olan bu sözcük, ayn-mim-lam kökünden türemiştir. İbn Fâris, bu kökün asıl manasının şuurlu, kasıtlı ve iradeli olarak bir iş yapmak, emek sarf etmek olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, amel kavramını fiilden ayırarak detaylandırır; ona göre fiil istem dışı veya şuursuzca da gerçekleşebilirken, amel doğrudan insanın iradesini, gayesini ve niyetini barındıran organize edilmiş eylemdir. Kavramın Kur'an ahlak sistemindeki yerini analiz eden Toshihiko Izutsu, amelin insanın içsel dünyasıyla dışsal gerçekliği bağlayan en önemli eylem köprüsü olduğunu vurgular. Ayetin bağlamında ise "a'mal", insanın ilahi rızayı veya ahireti gözetmeksizin, tamamen seküler, ekonomik ve dünyevi hedeflere ulaşmak için organize ettiği ahlaki derinlikten yoksun salt dünyevi çaba ve mesaiyi temsil eder.
Yubhasûne (يُبْخَسُونَ)
Değerini düşürme veya eksiltme eylemini anlatan bu kelime, be-hı-sin kökünden gelmektedir. İbn Fâris, bu kökün temel anlamının bir şeyin hakkını noksan vermek, terazide hile yapmak, haksızlık etmek ve değerini aşağı çekmek olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, bu eylemi, bir kimsenin emeğinin, malının veya hakkının gizlice veya açıkça asıl değerinden daha aza indirilmesi olarak tanımlar. Ayetin edebi ve teolojik kurgusunu inceleyen Celaleddin el-Suyuti, köken olarak çarşı ve ticari hayatın bir terimi olan "buhs" (eksiltme) kelimesinin, ilahi adaleti betimlemek üzere Kur'an'da nasıl güçlü bir istiare (metafor) olarak kullanıldığına dikkat çeker. Suyuti'ye göre bu kullanım, Allah'ın evrensel tartısında, amellerin niyeti bozuk bile olsa (sadece dünyayı isteyenler), ortaya konan emeğin ve doğa yasalarına uygun nedenselliğin karşılığının zerre kadar zayi edilmeyeceğini, bu teolojik adaletin insani ticaretin çok ötesinde kusursuz işlediğini muhataba oldukça somut bir kelimeyle aktaran estetik bir tasvirdir.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla