اَمْ يَقُولُونَ افْتَرٰيهُۜ قُلْ فَأْتُوا بِعَشْرِ سُوَرٍ مِثْلِه۪ مُفْتَرَيَاتٍ وَادْعُوا مَنِ اسْتَطَعْتُمْ مِنْ دُونِ اللّٰهِ اِنْ كُنْتُمْ صَادِق۪ينَ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Hûd Sûresi, 13. Ayet
Daralt
X
-
Yoksa 'Kur'ân'ı kendisi uydurdu' mu diyorlar? De ki: Eğer doğru söylüyorsanız Allah'tan başka çağırabildiğiniz herkesi yardıma çağınn da, siz de onun gibi uydurulmuş on sure getirin!
Yoksa 'Kur'an'ı kendisi uydurdu' mu diyorlar? Onlar dediler ki: Onu o uydurdu, yani bu Kur'anı Muhammed kendi kafasından uydurdu. De ki ey Muhammed! Sizin iddianıza göre şayet onu ben uydurmuşsam, hadi siz de onun gibi uydurulmuş on sure getirin! Siz uydurmayı Muhammed'den daha iyi becerirsiniz, çünkü siz kendinizi yalana ve iftiraya alıştırmışsınız. Muhammed'in ise ne yalanını gördünüz, ne de iftirasını! Kendini yalana ve iftiraya alıştıran biri, onu böyle bir şeyi hiç tanımayandan daha iyi becerir. Onun gibi on stlre getirin! ... Yardıma çağırın! Şayet onu kendi kafasından uydurdu iddianızda doğru söylüyorsanız Allah'tan başka cinlerden ve insanlardan çağırabildiğiniz şahitlerinizi de çağırın, onun gibisini getirmek konusunda size yardım etsinler. Yahut şöyle buyuruyor: Onun gibi uydurulmuş on stlre getirin! Yani lyluhammed, gökten gelen bir vahiy yolundan ve Allah'ın kendisine bildirmesi yolundan başka bir vasıta ile hiçbir şekilde bilmesi mümkün olmayan sizin o gizleyip sakladığınız haberleri toplayan bir sure getirdi. Hadi, o nasıl sizin gizli hallerinize muttali oldu ise, siz de onun gizli hallerine muttali olun ve onun gizleyip sakladığı şeyleri toplayan uydurulmuş bir sure de siz getirin! Allah'tan başka taptığınız putları da çağırabildiğiniz kadar yardıma çağırın! Eğer Kur'an'ı onun uydurduğu iddianızda doğru söylüyorsanız ... Yahut Allah şunu söylüyor: Siz Muhammed'le aynı dili konuşuyorsunuz, şayet Allah'a iftira edip Kur'anı kendi kafasından uydurdu ise, siz de onun gibi uydurabilirsiniz; hadi öyleyse siz de bir sure getirin, hem aynı dili konuştuğunuz kişileri de çağırın ve onlar da size yardım etsinler. Eğer Kur'anı onun uydurduğu iddianızda doğru söylüyorsanız ... En doğrusunu Allah bilir.
Siz de onun gibi uydurulmuş on stlre getirin! Başka bir yerde de "Onun benzeri bir sure de siz getirin!" buyrulur. Bazıları şöyle dedi: On sure ayeti daha önce geldi, ancak on surenin benzerini yapamadılar. Sonra "Onun benzeri bir sure de siz getirin!" ayeti geldi. Önce on sure getirmeye davet edildiler, ancak onlar bundan aciz kaldıklarında, bu sefer kendilerine onun gibi bir sılre getirin denildi.
Onun gibi uydurulmuş on sure! Cenab-ı Hak, uydurulmuş sure sözünü nasıl kullanır denilecek olursa, şöyle cevap verilir: Bunun anlamı şudur: Sizin iddianıza göre eğer onun uydurulmuş olma ihtimali varsa, hadi siz de onun gibisini getirin, çünkü siz uydurmayı Muhammed'den daha iyi becerirsiniz. Şayet siz bunu yapamazsanız, başka kimse de yapamaz.
Yorumu Yorumla
-
İfterâhu (افْتَرَاهُ) ve Mufterayâtin (مُفْتَرَيَاتٍ)
Aynı kökten gelen bu kelimeler, fe-ra-ye kökünden türemiştir. İbn Fâris, bu kökün temel anlamının deriyi kesmek, yarmak, onu belli bir şekle sokmak üzere parçalamak olduğunu belirtir. Mecazi olarak ise, aslı astarı olmayan bir şeyi uydurmak, kelimeleri kesip biçerek bir yalan icat etmek anlamına gelir. Râgıb el-İsfahânî, "fery" kelimesinin deriyi düzeltmek ve onarmak için kesmek olduğunu; ancak "iftira" kalıbının deriyi bozmak, tahrip etmek maksadıyla kesmek anlamına geldiğini ifade eder. İsfahânî'ye göre bu kelime teolojik bağlamda, birinin söylemediği bir sözü ona nispet ederek vahiy uydurmak şeklindeki en büyük ahlaki tahribatı tanımlar. Bu kavramın Kur'an'daki anlamsal sahasını inceleyen Toshihiko Izutsu, Mekke dönemindeki tartışmalarda "iftira" eyleminin sıradan bir yalan söylemekten ziyade, teolojik bir suç ve ontolojik bir sapma olarak kurgulandığını belirtir. Izutsu'ya göre müşriklerin peygambere yönelttiği bu suçlama, ilahi olan ile beşeri olanın sınırlarının çatıştığı kilit bir polemik kavramıdır. Kur'an'ın yapısal ve edebi analizini yapan Angelika Neuwirth ise, Mekke surelerinde müşriklerin bu "iftira" iddiasının edebi bir işlev gördüğünü savunur. Neuwirth'e göre bu itham, metin içinde bir kırılma noktası yaratarak, Kur'an'ın savunma pozisyonundan çıkıp muhataplarına açıkça meydan okuduğu (tahaddi) vurucu ve ofansif retorik sürecini başlatan yapısal bir tetikleyicidir.
Suverin (سُوَرٍ)
Sure kelimesinin çoğulu olan bu sözcük, sin-vav-ra köküne dayanır. İbn Fâris, bu kökün asıl manasının yükseklik, yücelik ve bir şeyin etrafını kuşatan, saran yapı (şehrin etrafını saran sur gibi) olduğunu aktarır. Râgıb el-İsfahânî, sure kavramını, Kur'an'ın sınırları belli olan, başı ve sonu bir duvarla örülmüş gibi kendi içinde bütünlük arz eden yüksek ve şerefli bölümü olarak tanımlar. Kelimenin kökeni ve etimolojik etkileşimleri üzerine detaylı araştırmalar yapan Arthur Jeffery, kelimenin Arapçadaki "sur" (duvar/yükseklik) manasını kabul etmekle birlikte, "kutsal metnin bir bölümü" şeklindeki teknik dini anlamının saf Arapça olmadığını ileri sürer. Jeffery'e göre bu kelime, "yazı satırı" veya "metin parçası" anlamına gelen Süryanice "şûrṭā" veya İbranice "şûrâ" kelimelerinden türeyerek gelişmekte olan İslami terminolojiye adapte edilmiştir. Kur'an'ın tarihsel eleştirisi üzerine çalışan Theodor Nöldeke, sure kavramının tarihsel süreçte geçirdiği evrime dikkat çeker. Nöldeke'ye göre bu ayetin indiği dönemde (Mekke dönemi) "sure" kelimesi henüz kesin hatlarıyla dondurulmuş hukuki veya tematik bir bölümü değil; kendine has bir ritmi, edebi kurgusu ve retorik bütünlüğü olan canlı bir hitabet ünitesini ifade etmektedir. Süryani-Arami dil ekseninde farklı bir okuma öneren Christoph Luxenberg ise, kelimenin Geç Antik Çağ Hristiyan litürjisinde okunan "kutsal metin kısımları" (leksiyoner) ile aynı kökten beslenerek bu edebi meydan okumanın (tahaddi) merkezine yerleştiğini iddia eder.
İsteta'tum (اسْتَطَعْتُمْ)
Güç yetirmek ve yapabilmek eylemini ifade eden bu kelime, tı-vav-ayn kökünden türemiştir. İbn Fâris, bu kökün temel manasının itaat etmek, boyun eğmek, bir şeye gönüllü olarak uyum sağlamak ve icabet etmek olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "istita'a" kavramını oldukça detaylı bir ontolojik çerçevede ele alır. Ona göre bir insanın bir şeye "istita'a" sahibi (güç yetirebilir) olması için dört unsurun bir araya gelmesi şarttır: Kişinin fiziksel veya zihinsel kapasitesi, eylemi gerçekleştireceği iradesi, eylem için gerekli olan araç/donanım ve dış dünyada bu eylemi engelleyecek bir maninin bulunmaması. Ayetin kurgusu içindeki kelimenin felsefi ve teolojik değerini inceleyen Prof. Dr. Sadık Kılıç, bu kelimenin teolojik meydan okuma (tahaddi) bağlamında kullanılmasının derin bir anlamı olduğunu vurgular. Kılıç'a göre müşrikler, Kur'an'ın diline (Arapçaya) ve şiirsel araçlara en üst düzeyde sahip olmalarına rağmen, Kur'an'ın benzerini getirme konusunda tam bir varoluşsal çaresizlik (acz) içindedirler. Bu fiilin kullanılması, onların sadece fiziksel değil, ontolojik bir imkansızlıkla karşı karşıya olduklarını gösterir.
Sâdikîn (صَادِقِينَ)
Doğruluk ifade eden bu kelime, sad-dal-kaf kökünden gelmektedir. İbn Fâris, bu kökün asıl anlamının güç, sağlamlık, sertlik ve bir şeyin kendi hakikatiyle tam bir örtüşme halinde olması olduğunu belirtir. Arapların hedefini şaşmadan ve sapmadan tam isabetle vuran mızrağa "sadk" demeleri de bu kökün gerçeklikle örtüşen katı doğasından gelir. Râgıb el-İsfahânî, "sıdk" kavramını sadece sözün gerçeğe uyması olarak değil; kalp (niyet), dil (söz) ve eylemin (davranış) mutlak bir uyum ve dürüstlük içinde olması şeklinde tanımlar. Sıdkın teolojik boyutunu inceleyen Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın ahlak sisteminde sıdk kavramının yalan (kizb) ile oluşturduğu zıtlık (dualite) üzerine odaklanır. Izutsu'ya göre Kur'an bağlamında "sadık" olmak, sadece ahlaki bir erdem değil, epistemolojik bir zorunluluktur; iddialarını delille, rasyonel ve gözlemlenebilir gerçeklerle kanıtlayabilen kişi sadıktır. Bu kelimenin retorik ve psikolojik işlevine değinen Prof. Dr. Mustafa Öztürk, ayetin sonundaki "eğer doğru söyleyenler iseniz" şart cümlesinin müşriklerden gerçek bir doğruluk beklentisi olmadığını belirtir. Öztürk'e göre bu kelime, müşriklerin iddialarının (Kur'an'ın iftira olduğu) ne kadar temelsiz, akıl dışı ve sahte olduğunu onların kendi yüzlerine vuran, onları entelektüel olarak köşeye sıkıştıran polemiksel ve sarsıcı bir edebi vuruştur.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla