وَاِنَّهُ لَحَسْرَةٌ عَلَى الْـكَافِر۪ينَ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Hâkka Sûresi, 50. Ayet
Daralt
X
-
Etiketler: hâkka suresi, kesin gerçek, hâkka suresi 50. ayet, kafirlerin hasreti, hâkka 50, küfür, kafir, örtmek, gizlemek, nankörlük, inkar, münkir, gavur
-
"Muhakkak o, kâfirler için bir iç yarasıdır."
Muhakkak o, kâfirler için bir iç yarasıdır. Yani Kur'an kıyamet günü kâfirler için bir iç yarasıdır. Çünkü o, kendisine uyan ve muhtevasıyla amel edenler için şefaatçi ve şefaati kabul edilendir. Bunun yanında Kur'ân'ı arkasına atıp gereğince amel etmeyen için sözü kabul edilen bir davacı olacaktır. Yine Kur'ân onlar için bir iç yarasıdır. Zira onlarla tartışacak ve kendisi haklı çıkacak, onların aleyhlerine şahitlik edecek ve bu fiil tasdik edilecektir.
Yahut da kâfirler kıyamet günü Kur'ân'a karşı olan davranışlarını hatırlayıp pişman olacaklar ve bu onların iç yangılarını daha da arttıracaktır. Çünkü onlar dünyada iken kendilerine Kur'ân okunduğu zaman sapıklıkları, inkârları daha da artıyor ve mânevî pislikleri büsbütün katmerleniyordu; Cenâb-ı Hakk'ın şu beyanında buyurduğu gibi: “Kalplerinde hastalık olanlara gelince, bu onların (mânevî) kirlerine kir katmıştır”. Kur'ân, pisliğin artması için sebep değildir, fakat onlar, Kur'ân okunduğu zaman daha fazla yalanlıyor ve sapkınlık yapıyorlardı. Bundan dolayı “artırma” Kur'ân'a izafe edilmiştir, çünkü onları daha fazla yalan saymaya iten Kur'ân olmuştur. Bu davranışları, kıyamet günü onların iç yangılarını daha da arttıracaktır. Arttırma Kur'ân'a nispet edilmiştir, çünkü Kur'ân'ın yanında o inkârı yapmışlardır, tıpkı mânevî kirin Kur'ân'a izafe edilmesinde olduğu gibi. En doğrusunu Allah bilir.
Yorumu Yorumla
-
İnnehu (إِنَّهُ)
Râgıb el-İsfahânî, "inne" edatının bir hükmü pekiştirmek ve zihindeki tereddütleri gidermek amacıyla kullanıldığını, buradaki "hu" zamirinin ise önceki ayetlerde üzerine yemin edilen ve mahiyeti açıklanan Kur'an'a işaret ettiğini belirtir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu yapının Kur'an'ın bir "tezkira" (hatırlatma) oluşunun kesinliğini ve bu gerçeğin her türlü şüphenin ötesinde olduğunu bildiren teolojik bir vurgu taşıdığını tahlil eder.
Le-hasrah (لَحَسْرَةٌ)
İbn Fâris, h-s-r kökünün sözlükte bir şeyi soymak, kabuğunu çıkarmak, bir şeyin örtüsünü açıp ortaya dökmek ve yorgunluktan bitap düşmek anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "hasret" kavramının elden kaçan bir fırsatın ardından duyulan ve adeta insanın içini kemiren, onu tüketen derin pişmanlık manasına geldiğini; kelimenin kökündeki "soymak" anlamıyla bağlantılı olarak, hakikatin perdesinin kalktığı o anda (ahirette) suçlunun tüm çıplaklığıyla yüzleştiği o kahredici duyguyu nitelediğini aktarır. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın eskatolojik semantiğinde "hasret"in, inkarın sonuçlarının geri döndürülemez bir şekilde idrak edildiği andaki mutlak psikolojik yıkımı ve varoluşsal çöküşü simgelediğini tahlil eder. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), kelimenin başındaki vurgulu "lam" harfi ile ha ve sin harflerinin mahreç özelliklerini inceleyerek; ha harfinin boğazdan gelen derin nefes sesinin bir pişmanlık "ah"ı gibi tınladığını, sin harfinin keskinliğinin ise bu sızıyı akustik olarak yansıttığını, böylece hasretin sadece bir duygu değil, bizzat bir ses tablosu olarak sunulduğunu belirtir. Angelika Neuwirth, erken Mekke dönemi metinlerinde bu lafzın, inatla reddedilen vahyin ahirette bir "pişmanlık nesnesine" dönüşeceğini bildiren dramatik bir ironi taşıdığını savunur. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, ayette Kur'an'ın bizatihi kendisinin bir hasret kaynağı olarak nitelenmesinin, onun varlığının ve mesajının haklılığının inkar edenler için ebedi bir üzüntü ve hüsran vesilesi olacağını gösteren sarsıcı bir teolojik ihtar olduğunu vurgular.
Alâ (عَلَى)
İbn Fâris, a-l-v kökünün sözlükte yükseklik, üstünlük ve bir şeyin üzerine kurulma anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "ala" edatının burada bir istila ve kuşatma manası taşıdığını, o derin pişmanlığın (hasret) inkarcıları her yönden saracağını ve üzerlerine bir yük gibi çökeceğini ifade eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu edatın hasretin etkisini muhatap üzerinde sabitlediğini ve azabın kaçınılmaz bir psikolojik baskı olarak üzerlerinde kalacağını nitelediğini tahlil eder.
El-Kâfirîn (الْكَافِرِينَ)
İbn Fâris, k-f-r kökünün sözlükte bir şeyi örtmek, gizlemek ve üstünü kapatmak anlamlarına geldiğini, çiftçiye tohumu toprağa gömdüğü için "kâfir" denmesinin de bu kökten geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "küfür" kavramının kalpteki fıtri inancı veya kendisine ulaşan ilahi hakikati inatla örtmek, onu görmezden gelmek ve nimete nankörlük etmek manasına geldiğini aktarır. Arthur Jeffery, kelimenin etimolojik kökeninde Sami dillerindeki (İbranice kâfar, Aramice kpar) ortak yapıya dikkat çekerek, bu lafzın başlangıçta "silmek, kefaret etmek" anlamındayken Kur'an'da "ilahi mesajı reddetmek" manasındaki teknik ve merkezi bir dini terime dönüştüğünü belirtir. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın ahlaki-semantik alanında küfrün "şükür" kavramının ontolojik zıddı olduğunu; Allah'ın ayetlerine ve nimetlerine karşı bilinçli bir "körlük ve nankörlük" duruşunu temsil eden temel bir inkarcı tipolojiyi nitelediğini tahlil eder. Angelika Neuwirth, Mekke dönemi hitabetinde "kâfirîn" nitelemesinin peygamberin çağrısına karşı toplumsal ve zihinsel bir bariyer ören muhatap grubunu tanımlayan sarsıcı bir kimlik inşası olduğunu savunur. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin belirli (marife) ve çoğul gelmesinin bu hasretin sadece rastgele bir grup için değil, hakikati bilinçli bir şekilde örtmeyi karakter haline getirmiş olan tüm o tarihsel ve evrensel inkarcı zihniyet için geçerli olduğunu vurguladığını ifade eder.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla