وَاِنَّهُ لَتَذْكِرَةٌ لِلْمُتَّق۪ينَ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Hâkka Sûresi, 48. Ayet
Daralt
X
-
Etiketler: yalanlayanlar, hâkka suresi 48. ayet, ilahi bilgi, öğüt, takva sahipleri, hâkka suresi, hâkka 48, zikir, takva
-
"Doğrusu o Kur'ân takva sahipleri için bir öğüttür."
Doğrusu o Kur'ân, takva sahipleri için bir öğüttür. Müttakîler tevhit ehli olanlardır. Cenâb- Hak onlara bazan “sâbirîn (صَابِرِين)” sabredenler, bazan da “şâkirîn (شَاكِرِين)” yani şükredenler der. Şu âyeti buna örnek verebiliriz: “Bunda çok sabreden, çok şükreden herkes için alınacak ibretler vardır”. Kur'ân, bir öğüttür, çünkü onlara vâdi, tehdidi, kaçınılması ve yapılması gerekenleri ve başka şeyleri hatırlatmaktadır. O, yani Kur'ân bir öğüttür.
Yorumu Yorumla
-
Ve innehû (وَإِنَّهُ)
Râgıb el-İsfahânî, "inne" edatının bir hükmü pekiştirmek ve zihindeki tereddütleri gidermek amacıyla kullanıldığını, buradaki "hu" zamirinin ise önceki ayetlerde üzerine yemin edilen ve mahiyeti açıklanan Kur'an'a işaret ettiğini belirtir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu yapının bir önceki bölümlerde reddedilen iftiralara (şiir ve kehanet) karşı Kur'an'ın gerçek kimliğini ve işlevini kesin bir dille ilan ettiğini, metnin nesnel bir gerçeklik olarak muhataba sunulduğunu tahlil eder.
Le-tezkirah (لَتَذْكِرَةٌ)
İbn Fâris, z-k-r kökünün sözlükte bir şeyi dille söylemek, kalple hatırlamak, unutmamak ve zihni bir bilgiyi canlandırmak anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "tezkirah" kelimesinin bir şeyi hatırlatan, öğüt veren ve insanın fıtratında var olan hakikati uyandıran bir araç manasına geldiğini aktarır. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın semantik yapısında tezkirenin, insanın Allah ile olan ezeli ahdini hatırlaması sürecinde bir "uyarıcı" ve "hatırlatıcı" olarak işlev gördüğünü, vahyedilen sözün bir keşiften ziyade bir "hatırlatma" (reminding) olduğunu tahlil eder. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), kelimenin başındaki "lam" harfinin (lam-ı te'kid) vurgu katarak hatırlatma eyleminin kesinliğini pekiştirdiğini, kelimedeki zel ve kef harflerinin ses uyumunun ise zihni uyanık tutan ritmik bir uyarıcı etkisi yarattığını belirtir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, Kur'an'ın bir "tezkire" olarak nitelenmesinin, onun sadece bilgi veren bir kitap değil, aynı zamanda insanın vicdanını harekete geçiren ve ahlaki sorumluluğunu hatırlatan dinamik bir hitap olduğunu vurgular.
Lil-muttekîn (لِلْمُتَّقِينَ)
İbn Fâris, v-k-y kökünün sözlükte bir şeyi korumak, sakınmak, siper edinmek ve zarardan uzak durmak anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "takva" kavramının nefsi günahlardan ve ilahi azaba sebep olacak işlerden titizlikle korumak olduğunu, "müttakîn" kelimesinin ise bu korunma halini hayat tarzı haline getirmiş, duyarlı ve bilinçli kişileri nitelediğini aktarır. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın ahlaki coğrafyasında takvanın, Allah karşısında duyulan derin saygı (havf) ve bu saygıdan kaynaklanan otokontrol mekanizması olduğunu, bu kelimenin müminin varoluşsal "uyanıklığını" simgelediğini tahlil eder. Angelika Neuwirth, Mekke dönemi metinlerinde bu lafzın, inanan topluluğun ayırt edici ahlaki kimliğini tanımlayan merkezi bir terim olduğunu ve vahyin sadece bu duyarlılığa sahip olanlarda (muttekîn) gerçek manada bir "hatırlatma" etkisine dönüştüğünü savunur. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin nüzul bağlamında, Kur'an'dan fayda sağlayacak olanların sadece ön yargısız, hakikati arayan ve ahlaki bir sorumluluk bilinci taşıyan (takva sahibi) bireyler olduğunu, kalbi katılaşmış müşriklere karşı bu kitlesel niteliğin bir ayrıştırıcı olarak sunulduğunu vurgular.
Yorumu Yorumla
Yorumu Yorumla