Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Hâkka Sûresi, 47. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Hâkka Sûresi, 47. Ayet

    فَمَا مِنْكُمْ مِنْ اَحَدٍ عَنْهُ حَاجِز۪ينَ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Femâ minkum min ehadin ‘anhu hâcizîn(e)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      "Hiçbiriniz buna mâni olamazdınız."

      Hiçbiriniz buna mâni olamazdınız. Bu ilâhî beyanda o kâfirleri ümitsizliğe sevk etmek özelliği vardır. Çünkü onlar Hz. Peygamber'in kendilerine uyacağını ve dinlerini kabul edeceğini umuyorlardı. Cenâb- Hak Resûlullah'ın (a.s.) onlara olumlu cevap verdiği takdirde can damarını koparacağını, engelleyemeyecekleri ve savuşturamayacakları bir ceza ile onu cezalandıracağını, o esnada hiçbir kimsenin kendisine yardım edemeyeceğini veya buna mani olamayacağını haber veriyor. Bu ilâhî beyan şunlara benzemektedir: “O putperestler sana vahyettiklerimizden başka şeyleri yalan yere bize yamayasın diye nerdeyse seni ayartıp ondan saptıracaklar, işte o zaman seni kendilerine dost sayacaklardı. Hatta seni yerinde sağlam tutmasaydık neredeyse -biraz da olsa- onlara kayacaktın! Ama o zaman sana hayatın ve ölümün sıkıntılarını kat kat tattırırdık; sonra bize karşı kendin için hiçbir yardımcı da bulamazdın”.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Mâ (مَا)

        İbn Fâris, m-y kökünün bir şeyi olumsuzlamak veya bir şeyin mahiyetini sormak için kullanıldığını belirtir. Râgıb el-İsfahânî, buradaki "mâ" edatının bir nefiy (olumsuzlama) edatı olduğunu ve cümleye "hiçbir şekilde mümkün değildir" manası katarak ilahi iradeye karşı koyacak her türlü beşeri girişimi peşinen reddettiğini ifade eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu edatın "ehad" ve "minküm" lafızlarıyla birleşerek muazzam bir kapsayıcılık kazandığını, elçinin varsayımsal hatasına karşı verilecek cezayı engelleyebilecek hiçbir gücün bulunmadığını kesin bir dille bildirdiğini tahlil eder.

        Minküm (مِنْكُمْ)

        İbn Fâris, m-y-n kökünün bir bütünden parçayı ayırmak manasına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, buradaki "min" edatının teb'iz (parçalılık) amacı taşıdığını, muhatap olan topluluğun içinden kim çıkarsa çıksın bu ilahi hükmü değiştiremeyeceğini aktarır. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin muhatap zamiriyle (siz) gelmesinin, Hz. Peygamber'in etrafındaki en yakın dostlarından en azılı düşmanlarına kadar tüm insanlığı kapsadığını, ilahi otorite karşısında beşeri dayanışmanın mutlak acziyetini vurguladığını tahlil eder.

        Ehad (أَحَدٍ)

        İbn Fâris, e-h-d kökünün sözlükte tek olma, parçalanamazlık ve eşsizlik anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "vâhid" kelimesinin sayılarda "bir"i temsil ettiğini, "ehad" kelimesinin ise özellikle olumsuz cümlelerde kullanıldığında "hiç kimse, tek bir fert bile" manasına gelerek istisnasız bir genelleme (umum) ifade ettiğini aktarır. Arthur Jeffery, kelimenin köken analizinde Sami dillerindeki (İbranice ehad, Aramice had) ortak yapıya dikkat çekerek, bu lafzın monoteistik dilde mutlak birliği ve olumsuz bağlamda ise mutlak yokluğu niteleyen kadim bir terim olduğunu belirtir. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın ontolojik sözlüğünde bu kelimenin tekliği simgelediğini, burada ise "insan türünden tek bir bireyin dahi" ilahi cezayı engelleme gücüne sahip olmadığını niteleyerek insanın varoluşsal sınırlarını çizdiğini tahlil eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin bu bağlamda kullanılmasının, elçiyi koruyacak hiçbir "kayırıcı" gücün olmadığını, ilahi adaletin tüm beşeri hiyerarşilerin üzerinde olduğunu gösteren sarsıcı bir teolojik vurgu taşıdığını ifade eder.

        Hâcizîn (حَاجِزِينَ)

        İbn Fâris, h-c-z kökünün sözlükte iki şey arasına girmek, engellemek, ayırmak ve birinin bir şeye ulaşmasına mani olmak anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "hâciz" kavramının iki şey arasında engel teşkil eden perde veya sınır manasına geldiğini, ayette ise "koruyucu engel" veya "savunucu" anlamında çoğul formda kullanıldığını aktarır. Toshihiko Izutsu, bu kelimenin Kur'an'ın semantik alanında hem fiziksel hem de manevi engelleri nitelediğini, buradaki kullanımın ise ilahi azap ile suçlu arasına girebilecek her türlü "şefaatçi" veya "koruyucu" gücün mutlak yokluğunu temsil ettiğini tahlil eder. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), kelimenin fonetik yapısındaki "hâ" harfinin genişliği ile "c" ve "z" harflerinin sert mahreçlerinin birleşerek; araya girme eylemindeki o kararlılığı ve bu engelin aşılmazlığını akustik olarak yansıttığını belirtir. Angelika Neuwirth, bu kelimenin erken Mekke dönemi metinlerindeki işlevine değinerek, "hâciz" imgesinin ilahi alem ile beşeri alem arasındaki aşılamaz sınırı simgelediğini, burada ise bu sınırın ilahi cezayı durdurmak isteyenler için bir "yokluk" olarak kurgulandığını savunur. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin çoğul gelmesinin, dünyadaki en güçlü toplumsal ittifakların dahi Allah'ın hükmü karşısında hiçbir "perde" veya "siper" olamayacağını gösteren sarsıcı bir teolojik ihtar olduğunu vurgular.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X