Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Hâkka Sûresi, 39. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Hâkka Sûresi, 39. Ayet

    وَمَا لَا تُبْصِرُونَۙ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Vemâ lâ tubsirûn(e)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      38-39. "Görebildikleriniz ve göremedikleriniz üzerine yemin ederim ki."

      Görebildikleriniz ve göremedikleriniz üzerine yemin ederim ki. “Felâ uksimu” (فَلَا أُقْسِمُ) fiilinin tevilinin şöyle olabileceğini söylemiştik: “Gökler, yerler ve nefislerinizin yaratılması gibi gördükleriniz ve nefislerinizdeki duyma, görme, kalp ve akıl gibi görmedikleriniz üzerine yemin ederim. Ya da “karşınızdaki yaratıklardan gördükleriniz ve görmedikleriniz üzerine yemin ederim” diye de yorumlanabilir. Dolayısıyla görülen ve görülmeyen şey üzerine yapılan yemin, bütün mahlukat üzerine yapılmış yemin olur. Çünkü bütün yaratıklar bu iki şık üzeredir; bunların bir kısmı görülür, bir kısmı da görülmez. Allah Teâlânın, kastettiği şeyi tekit etme amacıyla yemin ettiğini daha önce söylemiştik, o da üzerinde tefekkür edilerek ve uzun uzadıya düşünülerek öğrenilen şeylerdir.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Vemâ (وَمَا)

        İbn Fâris, bu yapının başındaki vav harfinin birleştirme ve atıf, "mâ" lafzının ise m-y (m-y) kökünden mülhem genel bir varlık veya durum bildiren edat olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, buradaki "mâ"nın bir önceki ayetteki "bimâ" (gördükleriniz) ifadesiyle tam bir simetri ve uyum içinde olduğunu, üzerine yemin edilen varlıkların dairesini insan idrakinin dışındaki (gayb) her şeyi kapsayacak şekilde mühürlediğini aktarır. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin atıf işleviyle fiziksel alem ile metafizik alem arasında bir köprü kurduğunu, Kur'an'ın sunduğu hakikatin hiçbir boşluk bırakmadan tüm varlığı (görünen ve görünmeyen her şeyi) yeminine şahit kıldığını tahlil eder.

        Lâ (لَا)

        Râgıb el-İsfahânî, "lâ" lafzının Arapçada mutlak bir yokluğu değil, bazen bir fiilin (görme) o andaki imkansızlığını veya sınırını bildirdiğini ifade eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, buradaki olumsuzluğun dış dünyadaki varlıklar için değil, insan algısı için bir "perde" (hicap) manası taşıdığını; yani insan gözünün biyolojik olarak göremediği ancak varlığı yeminle teyit edilen ontolojik bir boyutu nitelediğini vurgular.

        Tubsırûn (تُبْصِرُونَ)

        İbn Fâris, b-s-r kökünün sözlükte bir şeyin yarıp çıkması, netleşmesi ve görünür olması manasına geldiğini, ismin ise hem fiziksel göz hem de ilimle elde edilen kesin kanaat (basiret) olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, ayetteki "ebsara" fiilinin "idrak" manasını da içerdiğini, ancak buradaki olumsuzlukla birleşince insanın en güvendiği duyusu olan görmenin bile ilahi sırlar, melekût alemi ve varlığın tüm boyutları karşısında ne kadar yetersiz kaldığının sarsıcı bir şekilde hatırlatıldığını aktarır. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın dünya görüşünde "görünmeyen" (gayb) kavramının sadece "bilinmeyen" değil, "insan algısını ontolojik olarak aşan" bir alanı ifade ettiğini; "lâ tubsırûn" fiilinin bu aşkın alanın sınırlarını çizdiğini tahlil eder. Angelika Neuwirth, bu fiilin kullanımının, Mekke müşriklerinin sadece duyusal verilere dayanan dar materyalist bakış açısını sarsmayı ve onları daha yüce, görünmez bir hakikatin varlığına ikna etmeyi amaçlayan edebi bir strateji olduğunu savunur. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin bir önceki ayetteki "görüyorsunuz" ifadesine mukabil "görmüyorsunuz" şeklinde gelmesinin, Kur'an'ın muhatabını kendi duyusal sınırlarını fark etmeye ve evrenin görünmeyen nizamı üzerinden vahyin otoritesini tasdik etmeye çağıran bir teolojik retorik olduğunu ifade eder.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X