فَلَٓا اُقْسِمُ بِمَا تُبْصِرُونَۙ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Hâkka Sûresi, 38. Ayet
Daralt
X
-
Etiketler: yemin, hâkka suresi 38. ayet, görülmeyenler, hâkka suresi, şerefli elçi sözü, hâkka 38, görülenler
-
38-39. "Görebildikleriniz ve göremedikleriniz üzerine yemin ederim ki."
Görebildikleriniz ve göremedikleriniz üzerine yemin ederim ki. “Felâ uksimu” (فَلَا أُقْسِمُ) fiilinin tevilinin şöyle olabileceğini söylemiştik: “Gökler, yerler ve nefislerinizin yaratılması gibi gördükleriniz ve nefislerinizdeki duyma, görme, kalp ve akıl gibi görmedikleriniz üzerine yemin ederim. Ya da “karşınızdaki yaratıklardan gördükleriniz ve görmedikleriniz üzerine yemin ederim” diye de yorumlanabilir. Dolayısıyla görülen ve görülmeyen şey üzerine yapılan yemin, bütün mahlukat üzerine yapılmış yemin olur. Çünkü bütün yaratıklar bu iki şık üzeredir; bunların bir kısmı görülür, bir kısmı da görülmez. Allah Teâlânın, kastettiği şeyi tekit etme amacıyla yemin ettiğini daha önce söylemiştik, o da üzerinde tefekkür edilerek ve uzun uzadıya düşünülerek öğrenilen şeylerdir.
Yorumu Yorumla
-
Felâ (فَلَا)
Râgıb el-İsfahânî, buradaki "lâ" (لا) edatının bir nefî (olumsuzlama) olduğunu ve muhatapların zihnindeki yanlış tasavvurları reddederek söze başladığını, ardından gelen yemini pekiştirdiğini belirtir. Bu edatın söze giriş aşamasında "Hayır, sizin zannettiğiniz gibi değil" manası taşıdığını ifade eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu lafzın Mekke dönemi hitabetindeki retorik işlevine değinerek, yemin cümlelerinin başında yer alan "lâ" edatının yemini daha sarsıcı ve dikkat çekici kıldığını, muhatabın inkarını peşinen reddeden bir vurgu yarattığını tahlil eder.
Uksimü (أُقْسِمُ)
İbn Fâris, k-s-m (ك-س-m) kökünün sözlükte bir şeyi kısımlara ayırmak, paylaştırmak ve taksim etmek anlamlarına geldiğini, yemine (kasem) bu ismin verilmesinin ise gerçeği yalandan ayırmak ve hakikati belirgin kılmak amacına dayanmasıyla ilişkili olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "kasem" kavramının bir şeyi pekiştirmek ve doğruluğunu tescillemek için yapılan bir ahit olduğunu, ayette birinci tekil şahıs formunda kullanılmasının doğrudan ilahi iradenin şahitliğini ve kesinliğini ifade ettiğini aktarır. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın yemin sisteminde bu fiilin salt bir sözden ziyade, üzerine yemin edilen varlıklarla (bu ayette görülen alem) yemin edilen hakikat (vahyin gerçekliği) arasında ontolojik bir bağ kurduğunu, yeminin bu bağlamda bir "kanıt ve şahitlik" mekanizması olarak işlev gördüğünü tahlil eder. Angelika Neuwirth, Mekke dönemi surelerinin yapısında bu tür yeminlerin, kainatın düzeninden hareketle vahyin otoritesini meşrulaştıran edebi bir strateji olduğunu ve dinleyiciyi kozmik bir şahitliğe davet ettiğini savunur.
Bimâ (بِمَا)
Râgıb el-İsfahânî, buradaki "mâ" (ما) edatının mevsur (ism-i mevsul) olduğunu ve genel bir kapsayıcılık ifade ederek, üzerine yemin edilen şeylerin belirsizliğini değil, aksine tüm görünür alemi kuşattığını aktarır. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, edatın yemin fiiliyle birleşerek üzerine yemin edilen nesnelerin kapsamını genişlettiğini, "gördüğünüz her ne varsa" manasıyla muhatabın algı alanındaki tüm gerçekliği ilahi şahitliğin bir parçası haline getirdiğini tahlil eder.
Tubsırûn (تُبْصِرُونَ)
İbn Fâris, b-s-r (ب-س-r) kökünün sözlükte bir şeyin netleşmesi, parlaması, görülmesi ve bir konuyu tüm açıklığıyla kavramak anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "basar" (görme) eyleminin hem gözle görülen fiziksel alemi (duyuşsal) hem de akıl ve kalple kavranan hakikatleri (basîret) kapsadığını, ayetteki "tubsırûn" fiilinin ise muhatapların her an şahitlik ettikleri, inkar edemeyecekleri somut maddi evreni ve olayları nitelediğini ifade eder. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın epistemolojik sisteminde görme eyleminin (basar) doğrudan "şehâdet" alemiyle ilgili olduğunu, bu ayette muhatapların gözlemlerine dayanarak vahyin doğruluğuna dair bir kanıt sunulduğunu tahlil eder. Angelika Neuwirth, erken Mekke dönemi retoriğinde "gördükleriniz" vurgusunun, insanı çevresindeki tabiat olaylarına ve varlıklara dikkat kesilmeye çağırdığını, böylece ilahi kelamın doğruluğunun kainattaki somut işaretlerle (âyât) temellendirildiğini savunur. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, fiilin muhatap (siz) kipiyle gelmesinin, Mekkeli inkarcıların inkar edemedikleri fiziksel gerçeklikten hareketle, yine inkar edemeyecekleri bir metafizik sonuca (Kur'an'ın hakkaniyeti) ulaştırılmak istendiğini gösteren sarsıcı bir pedagojik yöntem olduğunu vurgular.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla