Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Hâkka Sûresi, 37. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Hâkka Sûresi, 37. Ayet

    لَا يَأْكُلُهُٓ اِلَّا الْخَاطِؤُ۫نَ۟​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Lâ ye/kuluhu illâ-lḣâti-ûn(e)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      "Onu da günahkârlardan başkası yemez."

      Onu da günahkârlardan başkası yemez. Bunlar yüce Allah'ın haklarında şöyle dediği kimselerdir: “Çünkü o, ulu Allah'a iman etmezdi. Yoksulu doyurmaya teşvik etmezdi”.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Ye'külühû (يَأْكُلُهُ)

        İbn Fâris, e-k-l kökünün sözlükte bir şeyi çiğnemek, yutmak ve tüketerek eksiltmek anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "ekl" (yeme) eyleminin bu ayetteki kullanımının, cennetliklerin zevk için yemesinin tam aksine, cehennemlikler için bir ihtiyaç veya haz değil, bizzat azabın bir parçası ve zorunlu bir eylem olduğunu ifade eder. Fiilin sonundaki "hû" zamirinin bir önceki ayette zikredilen "gıslîn"e (irinli sızıntı) döndüğünü, dolayısıyla eylemin tiksindirici bir maddeyi vücuda alma mecburiyetini nitelediğini aktarır. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, fiilin geniş zaman kalıbıyla gelmesinin, bu iğrenç beslenme sürecinin sürekliliğini ve inkarcının bu aşağılayıcı durumdan asla kurtulamayacağını gösteren teolojik bir vurgu taşıdığını tahlil eder. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), kelimenin ortasındaki hemze harfinin (ye'külü) yarattığı ani duraklama ve kesinti sesinin, o iğrenç maddeyi yutmaya çalışan suçlunun boğazındaki düğümlenmeyi ve yaşadığı bedensel sarsıntıyı akustik olarak yansıttığını belirtir.

        El-Hâtıûn (الْخَاطِئُونَ)

        İbn Fâris, h-t-e kökünün sözlükte doğrudan sapmak, yoldan çıkmak ve hedefi tutturamamak anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, Arap dilinde "hata" (unintentional error) ile "hit'i" (intentional sin) arasında keskin bir fark olduğunu; ayette kullanılan ism-i fâil formundaki bu kelimenin, bilmeyerek yanılanları (muhti) değil, hakikati bildiği halde kasten ve ısrarla yanlış yolu seçen bilinçli suçluları (hâtı) nitelediğini ifade eder. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın semantik evreninde bu kavramın "hedefi ıskalamak" şeklindeki kadim bedevi anlamından sıyrılarak, ilahi hidayet çizgisinden bilinçli bir kopuşu ve ahlaki bir sapmayı simgeleyen merkezi bir günahkar tipolojisine dönüştüğünü tahlil eder. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), kelimenin fonetik yapısını inceleyerek; hı harfinin hırıltılı çıkışı ile tı harfinin baskın, dolgun sesletiminin ardından gelen hemzenin sertliği ve sonundaki "ûn" çoğul ekinin yarattığı uğultunun, bu suçlu topluluğunun içine düştüğü o karanlık, ağır ve kasvetli sonu sesle resmettiğini belirtir. Angelika Neuwirth, Mekke dönemi metinlerinde bu tür kategorik isimlendirmelerin, inkar edenlerin sadece eylemlerini değil, tüm varoluşsal kimliklerinin artık "suç ve sapma" ile özdeşleştiğini gösteren eskatolojik bir mühürleme işlevi gördüğünü savunur. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin çoğul ve belirli (marife) olarak gelmesinin, bu akıbetin ferdi bir hata değil, dünyada bir yaşam tarzı haline getirilmiş kolektif bir inkarın ve ahlaki çöküşün zorunlu bir bedeli olduğunu muhataba ihtar ettiğini vurgular.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X