وَلَا طَعَامٌ اِلَّا مِنْ غِسْل۪ينٍۙ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Hâkka Sûresi, 36. Ayet
Daralt
X
-
"Yananların akıntısından başka yiyeceği de yoktur!"
Yananların akıntısından başka yiyeceği de yoktur. Cenâb- Hak başka bir âyette de “Onlar için kuru, dikenli bir bitkiden başka yiyecek yoktur” buyuruyor. Bir diğer ilâhî beyan ise şöyle: “Sonra siz ey yoldan sapmış inkârcılar! Mutlaka zakkum ağacından yiyeceksiniz”. Zakkum, dikenden başka bir şeydir. En doğrusunu Allah bilir ya, bunun sebebi şudur: Cehennemin tabakaları vardır. Bir tabakada bulunacak olanlar, orada irinden başka bir şey bulamayacaklardır. Bir başka tabakaya yerleşecek olanlar irinden başka bir şey bulacaklardır. Diğer bir tabakaya atılacak olanların ise yiyecekleri zakkum olacak ve bundan başka yiyecekleri olmayacaktır. Bu durumlar böyle tevil edilmediği takdirde âyetler arasında farklılıklar meydana gelir ve Allah katından geliyor olmaktan çıkar, şu ilâhî beyanda belirtildiği gibi: “Eğer Allah'tan başka birinden gelmiş olsaydı onda birçok tutarsızlık ve çelişki bulurlardı!”
Öte yandan, cehennem ehlinden her bir grubun, lâyık oldukları azaba uygun yemeklerin bulunduğu yere sokulması mânasına gelmesi de mümkündür. Bu dünyada iken kendilerinden daha aşağı seviyede olanlara yedikleri yemeklerle övündükleri ve bu yemeklerden yoksun olanları aşağıladıkları için yüce Allah cehennemde onlar için aşağılanacakları yemek tahsis etmiştir. Hasan-ı Basrî şöyle demiştir: Kur'ân'ın tamamı, tek bir sûre gibidir, sûre de bir âyet gibidir. Cenâb-ı Hak âdeta bütün bu şeyleri bir âyette toplamış ve şöyle buyurmuştur: Onların irinden, dikenden ve zakkumdan başka yiyecekleri yoktur. Âyetler bağlamına göre yorumlanırsa çelişki olduğu kuruntusu ortadan kalkmış bulunur. En doğrusunu Allah bilir.
Yananların akıntısından başka. “Ğislîn”in cehennemliklerin azap edildiği fakat Cenâb-ı Hakk'ın mahiyetini ve bilgisini vermediği şeylerden birisi olması mümkündür. Allah Teâlâ âhiret hakkında öyle isimler bahsetmiştir ki insanlar bunlar hakkında herhangi bir bilgiye sahip değildir. Görmez misin ki “zakkum” dünyada çirkin ve iğrenç bulunan bir ağacın adı değildir. Ne var ki yüce Allah bunu âhirette iğrenç bulunan ve sevilmeyen bir yiyeceğe isim olarak vermiştir. Bir âyette “İçindeki, orada adına selsebil denilen bir pınardan alınmıştır” buyuruyor. “Selsebîl”, dil âlimleri nezdinde bilinen bir kelime değildir. Bazı âlimler, “ğıslin” (الْغِسْلِين) cehennemliklerin azap gördükleri esnada derilerinden akan şey demektir ki bu irindir” demişlerdir. Bunun yanında cehennemliklerin ateşleri şiddetlenince Allah Teâlâdan yardım istemeleri, bu ateşin kendilerinden kaldırılmasını dilemeleri, bunun üzerine azaplarını daha da arttıracak olan bir nesnenin üzerlerine dökülmesi, böylece vücutlarından dökülecek olan şeye “ğıslîn” denilmiş olması da mümkündür. En doğrusunu Allah bilir.
Yorumu Yorumla
-
Vela (وَلَا)
Râgıb el-İsfahânî, bu olumsuzluk edatının bir önceki ayetteki "hamîm" (yakın dost) yokluğunu pekiştirdiğini ve suçlunun hem sosyal hem de biyolojik tüm sığınaklarının elinden alındığını ifade eder. Ayetteki bağlamında "la" edatı, sadece bir yokluğu değil, inkarcının ahiretteki mutlak mahrumiyetini ve dünyadayken yoksulun hakkını gözetmemesine karşılık bir ceza olarak, kendisine sunulan tek seçeneğin aslında bir "yokluk" (yenilemeyecek bir şey) olduğunu vurgular. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu edatın ayetteki kullanımının, suçlunun içine düştüğü mutlak çaresizliği ve dünyevi hayatın tüm konforundan kopuşunu niteleyen kesin bir teolojik reddediş olduğunu tahlil eder.
Taâm (طَعَامٌ)
İbn Fâris, t-a-m kökünün sözlükte bir şeyi tatmak, lezzetini almak ve bir yiyecekten faydalanmak anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "taâm" kelimesinin canlıyı ayakta tutan ve besleyen her türlü rızık manasına geldiğini; ancak bu ayette, besleyici hiçbir özelliği bulunmayan bir madde için kullanılmasının muazzam bir edebi ironi (tezkim) barındırdığını, suçluya "rızık" diye sunulanın aslında azabın ta kendisi olduğunu aktarır. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın semantik yapısında 34. ayetteki "yoksulun yemeği" (taâm) ile bu ayetteki "gıslîn" (kanlı su/irin) arasında sarsıcı bir zıtlık kurulduğunu; dünyada yoksulun yemeğine engel olanın, ahirette tek yemek olarak iğrenç bir sızıntıyı bulmasının ilahi adaletin ironik bir tecellisi olduğunu tahlil eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin bu bağlamda bir "ödül" veya "nimet" çağrışımından tamamen sıyrılıp, sadece mideyi yakan ve azabı derinleştiren eskatolojik bir cezalandırma aracına dönüştüğünü vurgular.
İllâ (إِلَّا)
Râgıb el-İsfahânî, bu edatın istisna ve hasr (sınırlandırma) ifade ettiğini, suçlunun önündeki seçeneklerin teke indirildiğini belirttiğini aktarır. Ayetteki işlevi, inkarcı için gıslîn dışında hiçbir alternatifin, hiçbir kaçışın ve hiçbir başka "taâm"ın bulunmadığını kesin bir dille ortaya koymaktır. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu sınırlandırmanın mahkumiyetin dehşetini artırdığını; zira insanın en temel ihtiyacı olan beslenmenin bile, sadece azap verici bir maddeyle (gıslîn) sınırlandırılmasının mutlak bir aşağılanma ve mahrumiyet tablosu çizdiğini tahlil eder.
Gıslîn (غِسْلِينٍ)
İbn Fâris, g-s-l kökünün sözlükte bir şeyi suyla temizlemek, yıkamak ve bir şeyden akan kirli su anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "gıslîn" kelimesinin cehennemliklerin yaralarından akan kan, irin ve her türlü kirli sızıntıyı niteleyen özel bir eskatolojik terim olduğunu ifade eder. Arthur Jeffery, kelimenin köken analizinde doğrudan Arapça "yıkamak" fiilinden türediğini, ancak "fı'lîn" veznindeki yapısının mübalağa ve yoğunluk bildirdiğini; bu lafzın Kur'an'ın özgün terminolojisinde, inkarcıların içeceği o iğrenç ve yakıcı sızıntıyı betimlemek üzere teknikleştiğini aktarır. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), kelimenin fonetik yapısındaki gayın harfinin boğazdan gelen hırıltılı sesi ile sin harfinin keskinliği ve lam harfinin akıcılığının birleşerek, o iğrenç sıvının akışını ve mide bulandırıcı doğasını akustik olarak yansıttığını, dinleyicide derin bir tiksinti ve korku uyandırdığını belirtir. Gabriel Said Reynolds, kelimenin apokaliptik literatürdeki karşılıklarına değinerek, "yıkanmış şeylerin tortusu/artığı" anlamının, suçlunun dünyevi kirlerinin ve günahlarının sembolik bir sonucu olarak ahirette kendisine fiziksel bir azap sıvısı olarak döndüğünü tahlil eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin nüzul ortamındaki etkisine dikkat çekerek, çöl sıcağında serin ve temiz suyun hayatiyetine mukabil, içecek olarak sadece irinli sızıntının (gıslîn) sunulmasının, Mekkeli müşriklere yönelik en sarsıcı ve iğrendirici teolojik ihtarlardan biri olduğunu vurgular.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla