Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Hâkka Sûresi, 30. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Hâkka Sûresi, 30. Ayet

    خُذُوهُ فَغُلُّوهُۙ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Ḣużûhu feġullûh(u)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      "(Ve şöyle emredilir:) Onu yakalayıp bağlayın."

      (Ve şöyle emredilir:) Onu yakalayıp bağlayın. Bir başka âyette “huzûhu faʻtiluhu (خُذُوهُ فَاعْتِلُوهُ)” yani (Görevlilere şöyle denir: O günahkârı yakalayıp cehennemin ortasına sürükleyin!) denilmektedir. Ayette yer alan “atl”den (الْعَتْل) türeyen “faʻtiluhu” (فَاعْتِلُوهُ) “şiddetle sevkediniz” demektir. Yüce Allah bir başka âyette ise şöyle buyurur: “Günahkârları da suya götürülen sürü gibi cehenneme süreceğiz” En doğrusunu Allah bilir ya, sanki onların elleri boyunlarına bağlanmaktadır. Tefsirini yapmakta olduğumuz âyetin “bağlamak” fiilinin emir sîgasıyla başlaması, insanların dünyada uğradıkları işkenceyi olanca güçleriyle bizzat engellemeye çalışmalarındandır. Cenâb-ı Hak âhirette ellerinin boyunlarına bağlanacağını ve kendilerine uğrayacakları azabı savuşturma imkânı tanınmayacağını bildirmektedir. Bu, onlar için daha da şiddetli olacak ve durumları yüce Allah'ın şu ifadesindeki gibi olacaktır. “Kıyamet gününde o şiddetli azaba karşı kendini (çaresizlikten) yüzüyle korumaya çalışan kişi mi (daha kötü durumda [yoksa cennette bulunan mümin mi]?)” Kitabı sol tarafından verilen kişi ateşten yüzünü korumasın diye elleri boynuna bağlanacaktır. Sonra kıyâmetin çeşitli aşamaları uyarınca zincirlere vurulacaklar, ardından sürüklenecekler, çekilecekler ve yüzleri üstü sürüleceklerdir.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Huzûhu (خُذُوهُ)

        İbn Fâris, e-h-z kökünün sözlükte bir şeyi sıkıca tutmak, yakalamak, bir şeyi kendine çekip almak ve birine galip gelmek anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "ahz" kavramının bir şeyi zorla ve mutlak bir kudretle ele geçirmek manası taşıdığını, ayetteki emir formunun ilahi azap görevlilerine yönelik kesin ve tavizsiz bir tutuklama talimatı olduğunu, suçlunun artık hiçbir kaçış veya direnme imkanının kalmadığını ifade eder. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), kelimenin fonetik yapısındaki hı ve zel harflerinin mahreç özelliklerinin yarattığı sert ve keskin tınıya dikkat çekerek, bu kısa ve vurucu emrin mahşer yerindeki o büyük pişmanlık feryadını bıçak gibi kesen ilahi bir müdahale olduğunu, azabın başladığını ilan eden akustik bir şok etkisi yarattığını belirtir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin bağlamında suçlunun "keşke"lerle dolu feryadının hemen ardından gelmesinin muazzam bir dramatik kırılma oluşturduğunu, sözün bittiği ve fiili cezalandırma sürecinin başladığı o dehşet anını temsil ettiğini, dünyadaki kibrin yerini mutlak bir boyun eğişe bıraktığını tahlil eder.

        Fe-ğullûhu (فَغُلُّوهُ)

        İbn Fâris, g-l-l kökünün sözlükte bir şeyin bir şeyin içine girmesi, nüfuz etmesi, hararet ve bağlanmak anlamlarına geldiğini; "ğull" kelimesinin de boyna geçirilen kelepçe ve pranga manasına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, bu kelimenin elleri boyna bağlayan ağır zincirleri ve demir halkaları nitelediğini, ayetteki kullanımının sadece fiziksel bir bağlamayı değil, suçlunun onurunu kırıcı, onu aşağılayıcı ve hareket kabiliyetini tamamen sıfırlayan mutlak bir mahkumiyet halini ifade ettiğini aktarır. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın semantik evreninde bu fiilin, inkarın getirdiği manevi körlüğün ve dünyadaki "bağlanmış" kalplerin ahiretteki somut ve fiziksel karşılığı olduğunu, özgürlüğün mutlak kaybını simgeleyen eskatolojik bir terim olarak işlev gördüğünü tahlil eder. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), kelimenin başındaki "fe" edatının eyleme kazandırdığı sürat ve takip etme manasının yanı sıra, gayın harfinin boğazdan gelen hırıltılı sesi ile şeddeli lam harfinin oluşturduğu ağır sesletimin, o devasa zincirlerin boyna geçirilirken çıkardığı metalik ve boğucu sesi akustik olarak yansıttığını belirtir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin nüzul ortamındaki etkisine değinerek, dünyada kendi kibrine, servetine ve otoritesine esir olmuş inkarcıların, ahirette bu manevi prangalarının nasıl ağır ve gerçek zincirlere (ğull) dönüşeceğinin sarsıcı bir görselleştirme ile muhataba sunulduğunu vurgular.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X