Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Hâkka Sûresi, 29. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Hâkka Sûresi, 29. Ayet

    هَلَكَ عَنّ۪ي سُلْطَانِيَهْۚ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Heleke ‘annî sultâniyeh

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      "Güç ve saltanatım elimden çıkıp gitti."

      Güç ve saltanatım elimden çıkıp gitti. İbn Abbas'ın şöyle dediği rivayet edilmiştir: “Kur'ânda geçen bütün “sultan” kelimeleri kanıt ve delil anlamına gelir”. Aslında kâfır dünyada kendisini bâtıl delillerle savunur. Bazan “Sen de yalnızca bizim gibi bir insansın” derken, bazan da “Bu, eskilerin masallarından başka bir şey değil” der. Başka bir zamanda da “Bu bir büyüdür”, “O bir delidir” ve benzeri ifadeler Güç ve saltanatım elimden kaçıp gitti cümlesiyle “(dünyada iken) sarıldığımız deliller yok olup, geçersizlikleri ortaya çıktı. Halbuki biz onların delil olduğunu zannetmiştik” demek ister. Bazı müfessirler “sultan” (السُّلْطَان) kelimesine değer ve şeref mânası vermiştir. Buna göre âyetin mânası “Dünyadaki büyüklük taslayışım ve saltanatım, değerim ve şerefim yok olup gitti” demek olur. Bazıları da âyeti şöyle anlamıştır: Dünyada iken peygamberlere karşı böbürlenmem, saltanatım ve onlara aldırmayışım yok olup gitmiştir. Dünyada iken nefsime ait saltanatım ve otoritem artık bitti, çünkü o, dünyada iken otoritesini Allah rızası için kullanma imkânına sahipti. Şimdi diyor ki: Bu otoritem ortadan kalkmıştır, zira ben onu Allah'ın rızasını hak edeceğim yerde kullanamıyorum. Evet kullanamaz, çünkü orada müslüman oluyor ama Allah onun müslümanlığını artık kabul etmiyor.

      Bu hitapların sonlarında yer alan gaip zamirleri, yani “hã” harfleri “benim malım, benim saltanatım” kitabı sol tarafından verilenlere işaret ediyor olabilir. Veya durumu pekiştirmek ve benzerlik gibi abartı için de olabilir. Ya da onlar bu cümlelerle kendi nefislerine sesleniyor olabilirler. Bu, mümkündür, zira nida yapılırken münâdanın sonuna “yâ rabbâh = ey Rabbim!”, “yâ seyyidah = ey efendim!” örneklerinde olduğu gibi “hã” harfi gelebilir. Bunun yanında kırâatte vakıf yapıp nefes almak ve sözü tamamlamak için gelmiş olması mümkündür. Nahiv âlimleri bu “hã” harfine “hâü'l-istirâha” derler.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Heleke (هَلَكَ)

        İbn Fâris, h-l-k kökünün sözlükte bir şeyin parçalanması, dağılması, canın çıkması ve varlık sahasından çekilmesi anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, helak kavramının dört farklı şekilde gerçekleşebileceğini, ayetteki bağlamında ise suçlunun dünyada sahip olduğu imkanların artık kendisine hiçbir fayda sağlamayacak şekilde işlevini yitirmesini ve o gücün ontolojik olarak son bulmasını ifade ettiğini aktarır. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın semantik evreninde bu fiilin, ilahi rızadan mahrum kalmış bir varoluşun nihai çöküşünü simgelediğini, burada sadece fiziksel bir yok oluşun değil, kibrin dayanağı olan tüm dünyevi temellerin sarsıcı bir biçimde buharlaşmasının anlatıldığını tahlil eder. Celaleddin el-Suyuti, fiilin geçmiş zaman kipiyle gelmesinin, mahşer yerindeki o büyük hüsran anında suçlunun kendi iktidarının bittiğini ve her şeyin elinden kayıp gittiğini kesin bir dille itiraf edişindeki trajik boyutu yansıttığını ifade eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin nüzul ortamındaki işlevine değinerek, yeryüzünde kendilerini yenilmez ve mutlak kudret sahibi sanan otorite figürlerinin, ilahi mahkeme önünde düştükleri mutlak acziyeti ve dayandıkları tüm maddi mekanizmaların nasıl darmadağın olduğunu (heleke) gösteren sarsıcı bir teolojik yıkım tablosu çizdiğini vurgular.

        Sultâniyeh (سُلْطَانِيَهْ)

        İbn Fâris, s-l-t kökünün sözlükte sertlik, şiddet, bir şeye galip gelme ve üstünlük kurma anlamlarına geldiğini; yöneticiye "sultan" denmesinin sebebinin de sahip olduğu ezici güç ve otorite olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "sultan" kavramının iki temel veçhesi olduğunu, birinin kaba kuvvet ve siyasi otorite, diğerinin ise aklı ikna eden kesin delil ve hüccet manasına geldiğini; ayetteki kullanımın her iki anlamı da kapsayacak şekilde suçlunun ne dünyevi iktidarının ne de kendini savunacak tek bir bahanesinin/delilinin kalmadığını ifade ettiğini aktarır. Arthur Jeffery, kelimenin etimolojik analizinde Aramice ve Süryanicedeki "şultânâ" (yönetim, yetki) lafzıyla olan kökensel bağına işaret ederek, Kur'an'ın bu yerleşik siyasi ve hukuki terimi eskatolojik bir bağlamda, insanın en çok güvendiği savunma mekanizmasının çöküşünü anlatmak üzere kullandığını belirtir. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın güç ontolojisinde "sultan"ın cahiliye insanı için sığınılacak mutlak bir sığınak iken, mahşer sahnesinde bu kavramın yerini mutlak ilahi otoriteye bırakarak bireyin elinde koca bir hiçliğe dönüştüğünü tahlil eder. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), kelimenin fonetik ve edebi yapısını inceleyerek, lafzın sonundaki sakin "he" (ha-i sekte) harfinin, suçlunun boğazında düğümlenen o derin pişmanlık hıçkırığını ve elindeki tüm gücü kaybetmiş olmanın getirdiği o tarifsiz kahrı akustik olarak somutlaştırdığını, kelimenin bu şekilde bitişinin mutlak bir sessizlik ve bitiş hissi uyandırdığını belirtir. Angelika Neuwirth, Mekke dönemi metinlerinde bu lafzın, dünyevi başarıyı ve kibri simgeleyen her türlü "iktidar" algısının ilahi irade karşısında nasıl hükmünü yitirdiğini (sultâniyeh) gösteren dramatik bir ironi ve edebi bir zirve noktası olduğunu savunur. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin iyelik ekiyle ("benim saltanatım/gücüm") zikredilmesinin, dünyadayken kibrin ve vurdumduymazlığın kaynağı olan o geçici yetkinin, ahirette nasıl büyük bir hüsran ve pişmanlık feryadına dönüştüğünü, suçlunun "gücüm benden ayrılıp yok oldu" diyerek kendi sahte tanrısallığının yıkılışını ilan ettiğini tahlil eder.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X