Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Hâkka Sûresi, 27. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Hâkka Sûresi, 27. Ayet

    يَا لَيْتَهَا كَانَتِ الْقَاضِيَةَۚ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Yâ leytehâ kâneti-lkâdiye(tu)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      "Keşke ölümüm her şeyi bitirseydi!"

      Keşke ölümüm her şeyi bitirseydi! Yani keşke ilk ölüm benim için devam etseydi. Bazıları âyete şöyle bir mâna vermişlerdir: Keşke sûra son üfürüş ölümü ve helâki getirseydi ve onun gelişi hayata döndürüp diriltmeseydi. En doğrusunu Allah bilir.

      Katâde şöyle demiştir: Dünyada iken hiçbir şey onlara ölümden daha sevimsiz olmadığı halde (âhirette) ölümü temenni edeceklerdir. Öte yandan ölüm, onlar için hüküm veren değil, verilmiş hükümdür. Buna göre “Keşke o hakkımda verilmiş bir hüküm olsaydı” denilmeliydi. Fakat insanlar bu cümleyi hoşlanmadıkları her şey için kullanmaktadır. Görmez misin ki insanlar yüce Allaha, kötü kazayı (olayı, sonucu) kendilerinden çevirmesi için dua ederler. Oysa ki o, kaza (hüküm) değil, “kaza edilmiş” (makzî), yani Allah tarafından verilmiş bir hükmün sonucudur. Netice olarak bu cümle insanların âdet haline getirdikleri söyleyişe uygun olarak ifade edilmiş bir sözdür. Bunun bir benzeri de şudur: Meselâ “Namaz Allah'ın emridir” denir. Oysa namaz Allah'ın emri değil, O'nun emri üzerine kılınandır, fakat O'nun emrinin sonucu iken Allah'ın kazası diye anılmıştır. En doğrusunu Allah bilir.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Kadiye (القاضية)

        İbn Fâris, k-d-y kökünün sözlükte bir şeyi hükme bağlamak, bir işi tamama erdirmek, kesip atmak ve bir davanın sonunu getirmek anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, kaza kavramının hem yaratılıştaki takdiri hem de bir meselenin nihai olarak sonuçlandırılmasını ifade ettiğini, ayetteki "el-Kâdiyeh" lafzının ise her şeyi ebediyen bitiren, varoluşu sonlandıran ve bir daha dirilişi olmayan mutlak ölümü (ölümün öldürücülüğünü) niteleyen bir sıfat-isim olduğunu aktarır. Celaleddin el-Suyuti, bu kelimenin ayetteki bağlamında "hayatı tamamen söndüren ve geriye hiçbir şey bırakmayan nihai son" anlamında kullanıldığını, mübalağa bildiren bir isim formu olduğunu ifade eder. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın semantik evreninde bu kelimenin suçlunun içine düştüğü mutlak ümitsizliği yansıttığını, dünyadayken korktuğu ve kaçtığı ölümün artık onun için ebedi bir yok oluş ve sığınak olarak arzulandığını, kelimenin bu eskatolojik bağlamda varoluşun son bulması yönündeki trajik bir talebe dönüştüğünü tahlil eder. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), kelimenin sonundaki dişil takının (ta-i marbuta) eylemin şiddetini ve kesinliğini pekiştirdiğini, ayrıca "dad" harfinin dolgun ve baskın sesletiminin ölümün o kaçınılmaz ve sert darbesini akustik olarak yansıttığını, suçlunun "keşke o (ölüm) her şeyi bitirmiş olsaydı" feryadındaki o bitiş arzusunun kelimenin bizzat kendi ses yapısında gizli olduğunu belirtir. Angelika Neuwirth, erken dönem Mekke surelerinde bu tür kesinlik bildiren ve hüküm içeren terimlerin, inkar edenlerin dünyevi kibirlerinin ahirette nasıl devasa bir hiçlik ve yok oluş arzusuna evrildiğini gösteren dramatik bir ironi taşıdığını savunur. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin nüzul bağlamındaki teolojik mesajına değinerek, ahireti inkar eden Mekkeli müşriklerin o gün geldiğinde yaşadıkları şokun büyüklüğünü ve içlerinde hissettikleri o dayanılmaz utanç ve azaptan kurtulmak için ebedi bir yokluğu (kadiye) seve seve tercih edecek hale geldiklerini, bunun insan onurunun en büyük çöküş tablosu olduğunu vurgular.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X