Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Hâkka Sûresi, 25. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Hâkka Sûresi, 25. Ayet

    وَاَمَّا مَنْ اُو۫تِيَ كِتَابَهُ بِشِمَالِه۪ فَيَقُولُ يَا لَيْتَن۪ي لَمْ اُو۫تَ كِتَابِيَهْۚ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Ve emmâ men ûtiye kitâbehu bişimâlihi feyekûlu yâ leytenî lem ûte kitâbiyeh

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      "Kitabı sol tarafından verilene gelince, o: Keşke, der, bana kitabım verilmeseydi de."

      Amel defterinin sol taraftan verilmesi, talihsizliğin alâmetlerinden biridir. Dolayısıyla kişi, talihsizliğinin alâmetinin kendisine verilmemesini temenni edecektir.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Ûtiye (أوتي)

        İbn Fâris, e-t-y kökünün sözlükte gelmek, ulaşmak ve if'al babında vermek anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, eylemin meçhul (edilgen) formda kullanılmasının, hesabın sonucunun suçluya kendi iradesi dışında, kaçınılmaz ve zorunlu bir mahkumiyet kararı olarak verilmesini ifade ettiğini aktarır. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, ayetteki eylemin edilgen çatıda gelişinin, dünyada iken her şeyi kendi kontrolünde sanan ve hakikate kibirle direnen insanın mahşer yerindeki mutlak acziyetine, ilahi hüküm karşısında hiçbir inisiyatifinin kalmayıp kendi yıkım fermanını çaresizce teslim alışına işaret ettiğini tahlil eder.

        Şimâl (شمال)

        İbn Fâris, ş-m-l kökünün sözlükte sağın zıddı olan sol taraf anlamına geldiğini, aynı zamanda Arap dilinde uğursuzluk, kötülük ve felaket (şü'm) kavramlarıyla kökensel ve anlamsal bir bağ taşıdığını belirtir. Râgıb el-İsfahânî, Arap kültüründe sağ elin gücü ve bereketi, sol elin ise zayıflığı, eksikliği ve uğursuzluğu temsil ettiğini, ayette amel defterinin soldan verilmesinin ilahi rızadan mutlak mahrumiyeti, hüsranı ve nihai mahkumiyeti simgeleyen sarsıcı bir metafor olduğunu aktarır. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın ahlaki coğrafyasında ve uzamsal kurgusunda yönlerin derin bir varoluşsal değeri olduğunu, sol tarafın (şimâl) ışığın yokluğu, inkarın neticesi ve eskatolojik çöküş ile eşleştiğini, böylece defteri soldan almanın bizzat ontolojik bir lanetlenme hali olduğunu tahlil eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin nüzul ortamındaki bağlamına değinerek, muhatapların kötü haberleri ve felaketleri sol tarafla ilişkilendirme adetinin ahiret tasvirinde muazzam bir psikolojik yıkım tablosuna dönüştürüldüğünü, defterin sol ele verilmesinin kişinin o büyük mahkemeden yüz karasıyla çıktığının ve ebedi hüsrana uğradığının en somut görsel kanıtı olduğunu vurgular.

        Yekûlu (يقول)

        İbn Fâris, k-v-l kökünün sözlükte bir düşünceyi, duyguyu veya haberi sesli olarak ifade etmek, konuşmak anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, kavl eyleminin insanın iç dünyasındaki niyetin dille dışa vurulması olduğunu, ayette ise suçlunun eline tutuşturulan o kahredici defter karşısında içindeki dehşeti, pişmanlığı ve sarsıntıyı saklayamayarak istemsizce dışa vurduğu bir feryadı anlattığını aktarır. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), eylemin muzari (geniş/şimdiki zaman) kipiyle gelmesinin, mahşer yerindeki o kahredici anı, suçlunun çaresizlik çığlığını adeta canlı bir yayın gibi okuyucunun şimdiki zamanına ve doğrudan kulağına taşıdığını, bu edebi tercihin eskatolojik korkuyu muhatabın zihninde dinamik tuttuğunu belirtir.

        Kitâbiyeh (كتابيه)

        İbn Fâris, k-t-b kökünün kelimeleri ve harfleri birleştirerek yazmak, kayıt altına almak anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, dünyevi eylemlerin ilahi sicilini ifade eden bu kelimenin, birinci tekil şahıs iyelik ekiyle ve sonuna Arapçadaki duraklama harfi olan "ha-i sekte" eklenerek kullanıldığını aktarır. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), kelimenin edebi ve fonetik ahengini 19. ayetle karşılaştırarak muazzam bir tahlil yapar; beraat eden kişinin kitabını alırken duyduğu coşkuyla kelimenin sonundaki o sakin "he" harfinde derin ve rahat bir nefes alışına mukabil, mahkum olan kişinin "keşke bu kitabım (kitâbiyeh) bana verilmeseydi" feryadındaki aynı "he" (ha-i sekte) harfinin, suçlunun boğazında düğümlenen, nefesini kesen o derin pişmanlığı, korkuyu ve utancı akustik olarak somutlaştıran boğuk bir inilti, kesik bir hıçkırık işlevi gördüğünü belirtir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin "benim kitabım" formunda zikredilmesinin, mahkumiyet kararının başkasına değil doğrudan kişinin kendi elleriyle hazırladığı ahlaki yıkıma ait olduğunu, dünyadayken inkar edilen bu bireysel sorumluluğun ahirette kişiyi mutlak bir çaresizlik ve kendi varoluşundan iğrenme (keşke verilmeseydi) noktasına getirdiğini gösteren çarpıcı bir teolojik yüzleşme olduğunu vurgular.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X