Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Hâkka Sûresi, 22. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Hâkka Sûresi, 22. Ayet

    ف۪ي جَنَّةٍ عَالِيَةٍۙ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Fî cennetin ‘âliye(tin)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      22-23. "Meyveleri kolayca devşirilebilir yüce bir cennettedir."

      Yüce bir cennettedir. Bazıları bu ifadeye dünyada bahçelerin yüksek yerlerde olmasının hoş görülmesi doğrultusunda “yüksek bahçelerdedir” anlamı vermiştir. Bir kısım âlimler de âyette geçen cennet kelimesinin ağaçlı bahçenin adı olduğunu söylemişlerdir. Buna göre Cenâb- Hak, bahçenin ağaçlarını yüksek, uzun ve manzaralı olarak nitelemektedir. Bu da sahipleri için en çekici bir durumdur. Bu sebeple olmalıdır ki Allah Teâlâ “meyveleri sarkmış” buyurmuştur, çünkü cennetten söz etmek ağaçları da anmayı gerektirir. Üçüncü bir ihtimal “âliye” (عَالِيَةٍ) kelimesi, yüksek olmakla birlikte değerli ve önemi anlamına gelmesidir. Arapçada yüksek bir şey, “ulüvv” (عُلُوّ) yani yücelik” ile nitelenebilir. En doğrusunu Allah bilir.

      Meyveleri kolayca devşirilebilir. Yani salkımları, koparmak isteyenlere yakın, istemeyenlere uzaktır. Bazıları “salkımları yakındır”, meâlindeki cümleyi cennetin meyvelerini ayakta olan nasıl alabiliyorsa oturan da alabilir diye açıklamışlardır. Bir kısmı, meyveleri yakındır, yani meyveler ellerine uzak olmaz ve meyve yerine diken de gelmez demişlerdir.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Cennet (جنة)

        İbn Fâris, c-n-n kökünün bir şeyi örtmek, gizlemek, gözden saklamak anlamlarına geldiğini, kelimenin de ağaçlarının sıklığı ve dallarının gürlüğü sebebiyle toprağı ve içindekileri örtüp gizlediği için bu kökten türeyerek bahçe manasını kazandığını belirtir. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin dünyadaki sık ağaçlıklı bahçeleri tanımlamakla birlikte, ahiretteki ödül yurdunun uhrevi boyutlarını, nimetlerinin dünya gözünden gizlenmiş olmasını ve insan idrakini aşan o saklı mahiyetini ifade etmek üzere teolojik bir kavrama dönüştüğünü aktarır. Arthur Jeffery, kelimenin köken itibarıyla ortak Sami dillerinde bulunduğunu, İbranice ve Aramicede (gannâ) etrafı çevrili bahçe anlamında kullanıldığını, Habeşçede de benzer kökenlerin yer aldığını, ancak Kur'an'ın bu yerleşik tarımsal kavramı alıp eskatolojik bir ödül ve ebedi mutluluk mekanı olarak yeniden inşa ettiğini belirtir. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın anlamsal evreninde bu lafzın, azap kavramının ontolojik zıddı olarak konumlandığını, dünyevi hayatın çile ve meşakkatlerine karşılık ilahi rızanın tecelli ettiği mutlak sükunet, korunmuşluk ve huzur alanını simgeleyen merkezi bir teolojik terim olduğunu tahlil eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, Mekke coğrafyasının kurak ve çöl iklimi göz önüne alındığında, gür ve gölgeli "bahçe" imgesinin dönemin muhatapları için ferahlığın ve arzuların zirvesini temsil ettiğini, Kur'an'ın bu kavrayışı kullanarak ahiret nimetlerini onların zihinlerinde en çarpıcı, tanıdık ve arzulanabilir şekliyle somutlaştırdığını ifade eder.

        Âliyeh (عالية)

        İbn Fâris, a-l-v kökünün sözlükte bir şeyin yüksekte olması, yücelmesi, derece ve makam bakımından üstünlük taşıması anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "uluvv" kavramının hem fiziksel bir yüksekliği hem de şeref ve değer bakımından manevi yüceliği ifade ettiğini, ayette cenneti niteleyen ism-i fâil formundaki bu sıfatın, mekanın mekansal olarak tasavvur edilemez bir haşmette olduğunu ve sunduğu nimetlerin kalitesi bakımından benzersiz bir üstünlüğe sahip bulunduğunu aktarır. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), kelimenin edebi yapısındaki ayın harfinin açık mahreci ile ardından gelen elif harfinin meddinin (uzatmasının) oluşturduğu ferah ve yükselen sesletimin, daraltıcı ve boğucu azap tasvirlerinin tam aksine, sonsuz bir ufuk, genişlik ve yüksek bir mevkide bulunma hissini akustik olarak okuyucuya doğrudan yansıttığını belirtir. Angelika Neuwirth, Mekke dönemi eskatolojik metinlerinde yüksek mekan imgesinin, ilahi huzura yakınlığı ve dünyevi düşüşün (hubut) tam tersine varoluşsal bir yükselişi temsil eden temel bir kozmolojik ve edebi motif olarak işlev gördüğünü savunur. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin nüzul ortamındaki işlevine değinerek, inançları sebebiyle Mekke toplumunda ezilen, hor görülen ve alt tabakaya itilen müminlere, ahirette ulaşacakları mekanın ihtişamını, uluviyetini ve onlara verilecek olan o muazzam iade-i itibarı simgeleyen derin bir teolojik müjde ve teselli barındırdığını tahlil eder.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X