فَاَمَّا مَنْ اُو۫تِيَ كِتَابَهُ بِيَم۪ينِه۪ فَيَقُولُ هَٓاؤُ۬مُ اقْرَؤُ۫ا كِتَابِيَهْۚ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Hâkka Sûresi, 19. Ayet
Daralt
X
-
Etiketler: sevinç, hâkka suresi, kitabımı okuyun, hâkka 19, kitabı sağdan verilen, hâkka suresi 19. ayet, kitap
-
"Kitabı sağ tarafından verilen kimse der ki Alın kitabımı okuyun."
Kitabı sağ tarafından verilen kimse. Kur'ân'da geçen ifadelerin zâhiri, müminlerin tamamına âhirette merhamet gösterileceği ve azap edilmeyeceğini, kâfirlerin ise azaba uğratılıp merhamete eriştirilmeyeceğini gerektirmektedir. Zira Cenâb-ı Hak, insanları kıyamet günü iki kısma ayıracaktır. Sonra da bu iki zümreden her biri için üç belirti olacağından söz etmektedir: Bir keresinde onların tartılarının hafif geleceğinden bahsetmekte ve şöyle demektedir: “Kimin de tartıları hafif gelirse...” , bir başka defa yüzlerinin kapkara olacağını ifade etmektedir: Bir diğerinde ise onlara amel defterlerinin sol taraftan verileceğini belirtmektedir. Evet bu belirtileri, iki zümreden birisi hakkında beyan etmiştir. İkinci zümrenin de üç alâmetinden bahsetmiştir; yüzlerinin beyazlığı, tartılarının ağır gelmesi, amel defterlerinin sağ taraftan verilmesi. Öte yandan yüce Allah, yüzlerin karalığı hakkında şöyle buyurmuştur. “İmdi yüzleri kararanlara: İnanmanızdan sonra kâfir mi oldunuz? Öyle ise inkâr etmiş olmanız yüzünden tadın azabı! (denir)”. Tartılarının hafif gelmesini zikrederken de ilgili âyetin sonunda onların kâfir olduklarını belirtir. Çünkü Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: “Size âyetlerim okunurdu da, onları yalanlardınız değil mi?” Kitabın soldan verilmesinden söz eden âyette o kişinin kâfirlerden olduğunu beyan eden ifade vardır. Zira Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: “Çünkü o, ulu Allah'a iman etmezdi. Yoksulu doyurmaya teşvik etmezdi”. Buradan çıkan sonuç, mutlak tehdidin (vaîd) kâfirler hakkında belirtilmiş olduğudur. Yine Cenâb-ı Hak bir başka âyette “Kâfirler için hazırlanmış bulunan ateşten sakının!” demiş, bir âyette ise şunu haber vermiştir: “Takva sahipleri için hazırlanmış olan” ve “genişliği gökler ve yer kadar olan cennete koşun!”. Bu beyanlardan cehennemliklerin kâfirler olduğu ortaya çıkmaktadır. Şunu da belirtmek gerekir ki dünyada müminlerin birtakım ayak sürçmeleri olabilir ve günah işleyebilirler. Buna karşılık kâfirlerin de güzel amelleri bulunabilir. Ne var ki kâfirlere yaptıkları iyiliklerin karşılığı dünyada verilir; çünkü onlar âhirete inanmazlar, bu sebeple de müminin yaptığı kötülüklerin karşılığı dünyada verilebilir. Bu durumda iyi amellerinin karşılığı âhirette kendisine kalır ve orada mükafatlandırılır. Yine müminin yapacağı iyi ameller kötü amellerine kefaret olabilir. Çünkü iyi ameller kötü amellere kefaret yapılmıştır. Cenâb-ı Hak bu konuda şöyle buyurmuştur: “Çünkü iyilikler kötülükleri giderir”. Müminin kötülükleri dünyada giderilince âhirette onların karşılığında azaba uğramaz. Yüce Allah'ın onları, günahları ölçüsünde azaba uğratması, ardından önceki imanları ve başka amelleri sayesinde affetmesi de mümkündür. Aslında bütün müminlerin sonu cennettir, tartıları ağır gelecektir, yüzleri ağaracaktır ve kitapları sağ taraflarından verilecektir. Öte yandan günahları karşılığında azaba uğrayacak olan müminin, kitabının sağ tarafından verilmesinden ve tartısının ağır gelmesinden önce azap görmesi de mümkündür. Mümin, yüzü ağarmadan önce kara değil, dünyada olduğu gibiydi. Sonra affedilince Allah'ın ona lütfedeceği nur ile yüzü ağaracaktır. Çünkü bir hadiste şöyle buyurulur: “İnsanlar kıyamet gününde hesap için üç defa (Allah'ın huzuruna) çıkarılacaklardır. İlk ikisinde karşılıklı şikâyetleşme ve mazeret beyan etme şeklinde olacak, üçüncüsünde ise yapıp ettiklerini kaydeden amel defterleri ellerine gelecektir”. Müminin azap görmesinin, üçüncü arzdan önce olması da mümkündür. Sonra üçüncü arzda amel defteri sağ tarafından verilecektir. İşte o anda kişide mutluluk belirtileri ortaya çıkacaktır. Mutlak tehdidin kâfirler hakkında geldiği ortaya çıktığına göre mümin olup büyük günah işleyenler hüküm itibarıyla onlara dâhil edilmemiştir. Hanefi âlimlerin dedikleri gibi onlar hakkında hüküm vermeyip durmak gerekir. Başarıya ulaştıran sadece Allah'tır.
Alın, kitabımı okuyun der. Âyetin metninde geçen “haümü” (هَاؤُمُ) “gelin!” demektir. Bazı âlimler, bu kelimenin “haküm (هَاكُمْ)” alın anlamına geldiğini söylemişlerdir, bunların kanaatince “kâf” (ك) harfinin yerine “hemze” getirilmiştir. Ayetin zâhirine göre kendisine amel defteri verilecek kişi, bu ifadeyi insanları davet etmek için kullanacak veya müjdelemek ve sevincini belirtmek için amel defterini onlara verecek, Allah'ın kendisini affedip merhamet ettiğini müjdeleyecektir. Fakat tefsir âlimleri yorumlarını amel defterini alana değil verene odaklamış ve bu cümleyi defteri ona veren söyleyecektir demişlerdir. Sanki dünyada bu defteri yazan melek onu ilgili kişiye verecek ve “Alın, kitabımı okuyun, yani sizin lehinize ve aleyhinize yazdıklarımı alıp okuyun” diyecektir. En doğrusunu Allah bilir.
Yorumu Yorumla
-
Ûtiye (أُوتِيَ)
İbn Fâris, e-t-y kökünün sözlükte gelmek, ulaşmak ve if'al babında vermek (ita') anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, eylemin edilgen (meçhul) formda kullanılmasının, hesabın sonucunun kulun kendi çabasının ötesinde doğrudan ilahi bir lütuf, hüküm veya ihsan olarak onun eline tutuşturulmasını ifade ettiğini aktarır. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, ahiret sahnelerinde eylemin meçhul sîgada gelişinin, insanın mahşerdeki acziyetine ve mutlak otoritenin kararına olan teslimiyetine işaret ettiğini, amel defterinin verilmesinin nesnel bir uzatmadan ziyade nihai beraat veya mahkumiyet kararının ilanı olduğunu tahlil eder.
Kitâbehu (كِتَابَهُ)
İbn Fâris, k-t-b kökünün dikiş dikmek, iki şeyi birbirine tutturmak ve kelimeleri bir araya getirerek yazmak anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, bu lafzın dünyevi hayatta işlenen tüm amellerin eksiksizce kaydedilip korunduğu o ilahi sicili nitelediğini ifade eder. Arthur Jeffery, kelimenin köken analizinde Aramice ve Süryanicede yazılı belge, ferman ve kayıt anlamlarına gelen ortak Sami köklerine işaret ederek, Kur'an'ın bu yerleşik kavramı insanın varoluşsal hesabının somut bir belgesi (amel defteri) olarak yeniden formüle ettiğini aktarır. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın anlamsal evreninde bu kelimenin sadece fiziksel bir defter değil, bireyin ahlaki eylemlerinin ontolojik karşılığını ve ilahi hafızadaki mutlak kaydını temsil eden temel bir eskatolojik terim olarak işlev gördüğünü tahlil eder.
Yemînihi (يَمِينِهِ)
İbn Fâris, y-m-n kökünün sözlükte sağ taraf, bereket ve uğur (yümn) anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, Arap kültüründe sağ elin gücü, onuru ve temizliği temsil ettiğini, ayette amel defterinin sağdan verilmesinin ilahi rızayı, mutlak kurtuluşu ve aklanmayı simgeleyen bir metafor olduğunu aktarır. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın ahlaki coğrafyasında yönlerin sembolik ve varoluşsal bir değeri olduğunu, sağ tarafın ilahi lütfa mazhar olanların ontolojik konumunu, aydınlığı ve ebedi kurtuluşu ifade ettiğini tahlil eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin nüzul ortamındaki kültürel bağlamına değinerek, muhatapların iyi haberleri ve müjdeleri sağ tarafla ilişkilendirme adetinin ahiret tasvirinde sarsıcı bir beraat tablosuna dönüştürüldüğünü, defterin sağ ele verilmesinin kişinin o büyük mahkemeden yüz akıyla çıktığının en somut psikolojik ve görsel kanıtı olduğunu vurgular.
Hâumu (هَاؤُمُ)
Celaleddin el-Suyuti, bu lafzın Arap dil yapısında "alın, işte, buyrun" manalarına gelen bir ism-i fiil olduğunu, hitap edilen topluluğa yönelik bir sevinç ve nida ifadesi olarak kullanıldığını aktarır. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), kelimenin edebi ve fonetik ahengini inceleyerek, med harfiyle uzatılan he sesi ile ardından gelen hemzenin ve mim harfinin yüksek, coşkulu sesletiminin, mahşer yerinde beraatını alan kişinin kalbine sığmayan o büyük sevinç patlamasını, heyecanını ve iftiharını okuyucunun kulağına adeta bir zafer çığlığı olarak doğrudan yansıttığını belirtir. Angelika Neuwirth, Mekke dönemi apokaliptik sahnelerinde bu tür doğrudan nidaların görsel ve işitsel dramayı zirveye taşıdığını, kurtuluşa eren kişinin bu nidayla sadece melekleri değil, tüm mahşer halkını kendi şahitliğine çağıran muazzam bir eskatolojik sevinç tablosu çizdiğini savunur.
İkraû (اقْرَءُوا)
İbn Fâris, k-r-e kökünün sözlükte bir şeyi bir araya getirmek, toplamak ve harfleri birleştirip anlam çıkarmak (okumak) manalarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, eylemin bir metni sadece gözle taramak değil, onu yüksek sesle, iftiharla ve içindeki hakikatleri beyan ederek telaffuz etmek manası taşıdığını aktarır. Arthur Jeffery, kelimenin köken itibarıyla Süryanice "keryana" (kutsal metin okuması, sesli kıraat) lafzıyla bağlantılı olan ortak Sami dil ailesinin bir parçası olduğunu, Kur'an'ın bu kavramı ilahi hesabın neticesini duyurma eylemi olarak kullandığını ifade eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, emir kipiyle çoğula hitap eden bu kelimenin ayetteki psikolojik derinliğine dikkat çekerek, dünyadayken inancı uğruna dışlanan müminin, ahirette haklılığının belgesi olan o defteri bütün kalabalıklara gösterip "okuyun!" demesinin, yeryüzündeki ezilmişliğin yerini alan muazzam bir ilahi iade-i itibar, gurur ve haklı çıkma coşkusu olduğunu tahlil eder.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla