Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Hâkka Sûresi, 18. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Hâkka Sûresi, 18. Ayet

    يَوْمَئِذٍ تُعْرَضُونَ لَا تَخْفٰى مِنْكُمْ خَافِيَةٌ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Yevme-iżin tu’radûne lâ taḣfâ minkum ḣâfiye(tun)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      "O gün hesaba çekilirsiniz, size ait hiçbir sır gizli kalmaz."

      O gün hesaba çekilirsiniz, size ait hiçbir sır gizli kalmaz. Amelleriniz karşınıza dikilir ve size hiçbir şey gizli kalmaz. Yani o gün size amelleriniz gösterilir ve açık hale gelir. Nitekim Cenâb-ı Hak bu hususta şöyle buyurmuştur: “Gizlenenlerin ortaya döküldüğü günde”. Yani o gün insanlar, gizlediklerini öğrensinler ve onlardan hiçbir şey gizli kalmasın diye hepsi kendilerine gösterilir. Bu beyan “Size ait hiçbir sır” yüce Allah'a “gizli kalmaz” şeklinde anlamak da mümkündür. [Cümlenin anlamı, bundan önce amelleri Allah'a gizli idi de o gün kendisine zuhur edecek şeklinde değildir] . Şüphe yok ki durumundan herhangi bir şeyin yüce Allaha gizli kaldığını iddia eden ve O'nun bundan haberdar olmadığını zanneden herkes, o gün Allah'a hiçbir şeyin gizli kalmadığını anlayacaktır. Bu ifade O'nun şu beyanı doğrultusundadır: “Bugün hükümranlık kimindir? Kahhâr olan tek Allah'ındır”. Bu beyandan hükümranlığın daha önce başkasına ait olduğu anlamını çıkarmamak gerekir. Fakat bazı insanlar dünyada hükümranlığa ortaklık (şirk) iddia ediyorlardı. Ama o gün iddialarını terkedecekler ve yüce Allahın hükümranlıkta tek olduğunu kesin olarak öğreneceklerdir. “(O gün) hepsi Allahın huzuruna çıkacaklar” meâlindeki âyetini de bu doğrultuda anlamak gerekir. İnsanlar daha önce Allah'tan gizlenmiş değillerdi, aksine her vakit ona âşikâr durumdaydı. Fakat dünyada iken insanların gizli kaldıklarını iddia eden kişi, o gün bu iddiadan vazgeçecek ve (her şeyin) O'na âşikâr olduğunu kabul edecektir. Başarıya ulaşmak ancak Allah'ın yardımı ile mümkündür.

      Kulun Amelleriyle Yüzleşmesi

      Rivayet edildiğine göre söz konusu karşı karşıya gelme, üç kez olacaktır. Bunlardan ikisinde karşılıklı çekişme ve özür dileme cereyan edecektir. Yani insanlar birbirleriyle dava görecek ve çekişeceklerdir. Amelleri karşılarına dikilince Rab'lerinden af istemeye ve hasımlarından hoş görü dilemeye başlayacaklardır. Üçüncü karşı karşıya gelme ise amel defterlerinin uçuşması anında olacaktır. Turadune (تُعْرَضُونَ) fiilinin manası insanların bir kısmı diğer kısmının karşısına çıkarılacak ve kimseye hasmı gizli kalmayacak demektir. Yahut da herkes yaptığını ve her düşman düşmanlığını hatırlasın diye amelleri kendilerine sunulacak demektir. O gün sanki, korkunun dehşeti ve korkunçluğun şiddetinden yaptıklarını unutmuş gibi olacaklardır. Fakat Allah Teâlâ, yaptıklarını hatırlamaları için amellerini kendilerine bildirecektir. En doğrusunu Allah bilir.​​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Tu'radûne (تُعْرَضُونَ)

        İbn Fâris, a-r-d kökünün sözlükte bir şeyi göstermek, ortaya koymak, sunmak ve bir şeyin genişleyip görünür hale gelmesi anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "arz" kavramının bir şeyi gözlem ve değerlendirme için başkasına sunmak manasını taşıdığını, ayetteki meçhul (edilgen) kullanımın ise insanların kıyamet gününde ilahi huzura zorunlu olarak çıkarılıp tüm amelleriyle birlikte mutlak bir teşhire tabi tutulmalarını ifade ettiğini aktarır. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın eskatolojik sahnelemesinde bu fiilin, insanın dünyevi hayatta büründüğü tüm maskelerin ve sığınakların ortadan kalktığı ontolojik bir çıplaklık halini simgelediğini, bireyin tüm gerçekliğiyle mutlak hakikatin önünde sergilenmesini tahlil eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, fiilin edilgen çatıda ve geniş zaman kipiyle gelmesinin, hesap gününde insanın hiçbir inisiyatifinin kalmadığını, kendi iradesi dışında ilahi mahkemeye zorla sevk edilip bütün sırlarının döküleceği o sarsılmaz gerçeği dönemin muhataplarına sarsıcı bir dille ilettiğini vurgular.

        Tahfâ (تخفى)

        İbn Fâris, h-f-y kökünün sözlükte örtmek, gizli kalmak ve görünmez olmak anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, fiilin gözden veya akıldan saklı kalmak manasını taşıdığını, ayetteki olumsuzluk edatıyla birlikte kullanıldığında, kıyamet gününde ilahi bilgi ve kudret karşısında fiziksel veya ruhsal hiçbir şeyin saklanma ihtimalinin bulunmadığı mutlak bir şeffaflık durumunu ifade ettiğini aktarır. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, eylemin bu bağlamda doğrudan Mekkeli müşriklerin gizlice kurdukları tuzaklara ve içlerinde sakladıkları düşmanlıklara yönelik psikolojik bir darbe olduğunu, ilahi mahkemenin sadece zahiri eylemleri değil, insan bilincinin en derin ve karanlık köşelerini bile aydınlatıp yargılayacağını tahlil eder.

        Hâfiyeh (خافية)

        İbn Fâris, h-f-y kökünden türeyen bu ismin gizli olan sır, içte saklanan düşünce veya kimsenin bilmediği gizem anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, ism-i fâil formundaki bu kelimenin sır olarak saklanan her türlü eylemi ve niyeti kapsadığını, lafzın sonundaki te (ta-i marbuta) ekinin ise tekil bir vurgu yaparak "en ufak bir sır, gizli kalmış tek bir zerre" manasını pekiştirdiğini ifade eder. Celaleddin el-Suyuti, kelimenin Arap dil bilgisindeki yapısı itibarıyla genel bir olumsuzlama cümlesi içinde yer aldığını, bunun da kıyamet gününde insanın iç dünyasına ait hiçbir tikel veya tümel gizemin perdelenmesinin mümkün olmayacağını dilsel bir kesinlikle ortaya koyduğunu aktarır. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), kelimenin edebi ve fonetik ahengini inceleyerek, aynı kökten gelen tahfâ fiilinin hemen ardından hâfiyeh isminin zikredilmesinin (iştikak) okuyucunun zihninde gizleme çabasının imkansızlığını pekiştirdiğini, hı ve fe harflerinin fısıltılı ve yumuşak sesletiminin sır fısıldamayı akustik olarak taklit ederken, bu sırların ifşa edileceği gerçeğinin muazzam bir psikolojik gerilim ve tezat yarattığını belirtir.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X