وَحُمِلَتِ الْاَرْضُ وَالْجِبَالُ فَدُكَّتَا دَكَّةً وَاحِدَةً
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Hâkka Sûresi, 14. Ayet
Daralt
X
-
Etiketler: dağların kaldırılması, parçalanma, sur, hâkka suresi 14. ayet, ilk üfleyiş, hâkka 14, hâkka suresi, tek çarpış, yerin kaldırılması, tevhid, arz
-
13-15. "Sûra bir defa üflendiğinde, yeryüzü ve dağlar yerlerinden sökülüp birbirine bir çarpışta darmadağın edildiğinde, işte o gün olacak olur."
Artık sûra bir defa üflendiği zamanda. Sanki Resûlullah'ın muhatapları “Vâkıa”, “Hâkka” ve “Kāria”nın, yani kıyametin ne zaman kopacağını sormuşlar, Cenâb-ı Hak da bu soruya şöyle cevap vermiştir: “Artık sûra bir defa üflendiğinde, yeryüzü ve dağlar kaldırılıp birbirine tek bir çarpışta darmadağın edildiği zaman, işte o gün olacak olan olur (kıyâmet kopar)”. Onlara verilen cevap, “İşte o gün olacak olan olur” cümlesidir. Daha önce de anlattığımız üzere soruların tamamı o vakitte olacak olaylarla ilgilidir. Aslında kıyamet vaktinin beyan edilmesinde onlar için herhangi bir fayda olmadığı gibi, onu bilmenin de hiçbir yararı yoktur. Fayda, ancak kıyamet günü meydana gelecek gelişmelerin bilinmesindedir, zira bununla hem özendirme hem de korkutma vardır. En doğrusunu Allah bilir.
Sûra Üfleme
“Bir defa üfleme (نَفْخَةٌ وَاحِدَةٌ)” bu terkibin üflemenin gerçek durumunu açıklamak için gelmiş olması mümkündür; bunun “bir üfleme miktarı kadar” anlamında olması da ihtimal dâhilindedir. İkinci mânadaki ifadenin sağlayacağı şey, ölümden sonra dirilmenin yüce Allah için kolay olduğunun vurgulanmasıdır. Çünkü bir üfleme, dünyada insanın kolaylıkla yapacağı işlerden olup, imkânsız değildir. Üfleme (النَّفْخَةُ) kelimesi ruhların bedenlerine girmesi ve yayılması dolayısıyla da belirtilmiş olabilir, bu da bir üfleme fonksiyonudur. Çünkü rüzgâr bir kaba üflendiğinde ona sirâyet eder ve içine yayılır. Cenâb-ı Hak, üfleme ile ruhun bedene girişini kinâye yoluyla ifade etmiştir. Yine aynı gerekçe ile üfleme fiilini kullanarak ruhların cesetlerden çıkmasını da beyan etmiştir. “Biz de, ona ruhumuzdan üfledik” meâlindeki ilâhî beyanın da, üfleme hakiki mânasında olmayıp, ruh Hz. Meryem'de üflemenin fonksiyonunu icra ettiği için böyle denilmiştir. En doğrusunu Allah bilir.
“Sura” (فِي الصُّورِ) bazıları şöyle demiştir: Sûr bir boynuz olup birinci üfleme ona yapılır, göklerde ve yeryüzünde bulunanlardan Allah'ın diledikleri dışında herkes anında ölür denmiştir. Sonra sûra bir kez daha üflenir, üflenir üflenmez ölülerin tümü birden ayağa kalkıp etrafa bakmaya başlar. Bazı müfessirlere göre ise sûra üflenmesi demek, insanların cesetlerine ruhun üflenmesi demektir. (Fakat bu isabetli değildir.) Çünkü “es-suratü (الصُّورَةُ)” kelimesinin çoğulu, “es-sûr” (الصُّور) değil, es-suverdir (الصُّوَر). Dolayısıyla bunun “ceset” anlamına gelen “es-sûratü” kelimesinin çoğulu olması ihtimali ortadan kalkar. Fakat Allah Teâlânın sûra üflemeyi onları yok etmek ve diriltmek için sebep kılması mümkündür. Bu, O'nun, sûra üflenmedikçe göklerde ve yerde olanları yok etmekten ve diriltmekten aciz bırakmasından dolayı değildir. Yüce Allah, sûra üflemeyi bir tür hikmet ve faydanın sebebi yapmıştır; yahut da sûra üflemekle görevli meleğin imtihanı için bir sebep kılmıştır. Bilindiği gibi meleklerin yağmur yağdırmak, bulutları bir yerden başka bir yere sevketmek, insanların amelleri konusunda görevlendirilmek gibi ve daha başka ağır görevleri vardır.
Yeryüzü ve dağlar yerlerinden sökülüp birbirine bir çarpışta darmadağın edildiğinde. Bazıları âyete “yeryüzü ve dağlar tek kırılışla kırıldığı zaman” anlamı verirken, diğerleri “tek yıkılışla yıkıldığı zaman” demişlerdir. Alimlerin bir kısmı da âyeti şöyle anlamıştır: Cenâb-ı Hak “yeryüzü ve dağlar tek sarsılışla sarsıldığı zaman”. En doğrusunu Allah bilir ya, sanki şöyle demektedir: Yeryüzü sarsılır, içinde bulunan fazlalıkları dışarı atar, bu çarpışla bağrında bulunan, ama kendi yapısından olmayan nesneleri dışarı çıkarır ve dağların köklerini bağrından söküp çıkarır. Sonra yüce Allah, dağları savrulan kum yığınlarına çevirir. Bundan sonra rüzgârı devreye sokar ve o yığını toz duman haline getirir. Yumuşaklığından dolayı da atılmış renkli yün gibi gösterir. Sonra bulut gibi yürütür ve bunlar, yeryüzünün dağ yollarına, vadilere ve çeşitli mekânlara düşer, yeryüzü yüce Allah'ın ifadesine uygun olarak şu hale gelir: “Yerlerini dümdüz, bomboş bırakacaktır. Orada ne bir iniş, ne de bir yokuş görebileceksin”. Rüzgâr işte böyledir. Bir şeyin üzerinde fonksiyon icra eder ve eserse onu çeşitli köşelere dağıtır, üzerinde çatlaklar oluşturur ve onu yeryüzüne serer.
Yeryüzü sökülüp. Bu, yeryüzünün bir yerden başka bir yere götürüleceği anlamına değildir. Fakat bir parça, diğer bir parçanın içine sokulacak, bu bastırıp sıkıştırma ile birlikte bir parça diğer parçaya çarpacak anlamınadır. Böylece yeryüzü sanki yerinden kaldırılıp taşınmış gibi olacaktır. Bunlar olduğu gün kıyamet kopacaktır. Âyetin bu ifadeleri, dağlar hakkında gelen âyetler birbiriyle çelişik hale gelmemesi için farklı zamanlara bağlı olarak söylenmiş ifadelerdir diye yorumlanır. En doğrusunu Allah bilir. Kıyâmetle ilgili başka âyetlerde farklı açıklamalar da yapılmıştır. Meselâ dağların yok olması yeryüzünün yok olmasından önce gerçekleşecektir: “De ki: 'Rabb'im onları ufalayıp savuracak. Böylece orayı yani yeryüzünü dümdüz, bomboş bırakacaktır”. Dağların yeryüzünden önce yok olacağına dair başka âyetler de vardır. Yeryüzünün değiştirilmesi, bugünkü halinden başka bir şekil alması demektir. Yani haberlerde belirtildiği gibi binalar yıkılacak, vadiler dümdüz olacak ve dağlar yerlerinden kaldırılıp yok edilecektir. Nitekim buna tebdil denilmiştir. Tıpkı hali değişip de iyi iken kötü olan kimseye bu kökten türeme bir fiille “tebeddelte (تَبَدَّلْتَ)” sen değiştin denildiği gibi; sen değiştin demek, eski durumundaki gibi değilsin, değiştin demektir. Biraz önce âyetin mânası da bu doğrultudadır, yani dağlar bir anda kırılacak ve yeryüzünün durumu değişecektir. Yahut da âyette o günkü yaşanacak şiddetli korku haber verilmektedir. Dağların yok edilmesi her ne kadar yeryüzünün yok edilmesinden önce olsa da bir kez yerle bir etme ile dağlar ve yeryüzü yok olacaktır. Dağlar ve yeryüzü bir anda yok olacak demek değildir, fakat bir kez yerle bir edişle dağlar ve yeryüzü yok olacaktır. Ayetin bunu haber vermesinden maksat, o günün şiddetini ve korkusunu açıklamaktır, yoksa bir kısmı ile diğer kısmının yok olmasının sıralamasını açıklamak değildir. En doğrusunu Allah bilir.
İşte o gün olacak olur. Kıyamet, hesaba çekilmek ve amellerin karşılığı verilmek için kopacaktır. Bu âyet, “ceza, mutlaka vuku bulacaktır” meâlindeki âyete benzer. Kıyamet isimlerinin sonuna “tâ” harfinin getirilmesi, onun durumunu yüceltmek içindir.
Yorumu Yorumla
-
Humilet (حملت)
İbn Fâris, h-m-l kökünün sözlükte bir şeyi yerinden kaldırmak, yüklenmek ve taşımak anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, eylemin meçhul (edilgen) yapıda kullanılmasının, yeryüzünün ve dağların kendi başlarına değil, mutlak ve aşkın bir ilahi kudret tarafından yerlerinden şiddetle sökülüp kaldırılmasını ifade ettiğini aktarır. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, fiilin edilgen çatıda ve bu bağlamda kullanılmasının, insanın üzerinde güvenle yaşadığı ve sarsılmaz sandığı maddi dünyanın ilahi irade karşısında bir tüy gibi hafif ve kontrolsüz kalacağını dönemin müşriklerine sarsıcı bir dille ilettiğini tahlil eder.
El-Ard (الأرض)
İbn Fâris, e-r-d kökünün ayak basılan yer, yeryüzü ve taban anlamlarına geldiğini belirtir. Arthur Jeffery, kelimenin köken itibarıyla tüm Sami dillerinde ortak kullanıma sahip çok kadim bir lafız olduğunu, Kur'an'ın bu yerleşik kavramı insanın ontolojik zeminini tanımlamak için kullandığını aktarır. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın anlamsal evreninde yeryüzünün sadece fiziksel bir mekan değil, insan yaşamının güvenliğini ve kozmik düzeni simgelediğini, bu ayette ise o değişmez sanılan zeminin şiddetle yerinden sökülerek eskatolojik yıkımın merkezine yerleştirildiğini tahlil eder.
El-Cibâl (الجبال)
İbn Fâris, c-b-l kökünün sertleşmek, sabit kalmak ve büyük kütle anlamlarına geldiğini, dağların da yeryüzündeki hareketsiz ve devasa yapılar olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, cebel kavramının Kur'an'da genellikle sarsılmazlık, ağırlık ve sabitlik metaforu olarak kullanıldığını, kıyamet sahnesini anlatan bu ayette ise en sağlam yapıların bile bir çırpıda yerinden oynatılacağının vurgulandığını ifade eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin Mekke coğrafyasının dağlık ve sarp yapısına doğrudan hitap ettiğini, muhatapların gözünde asla yıkılmaz ve sarsılmaz görünen bu devasa kütlelerin ilahi azap karşısında paramparça olacağının bildirilmesinin, müşriklerin dayandığı sahte maddi güç odaklarının hiçliğini simgelediğini tahlil eder.
Dukketâ (دكتا)
İbn Fâris, d-k-k kökünün sözlükte bir şeyi ezmek, ufalamak, dümdüz etmek ve sert bir şekilde çarpmak anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "dekk" eyleminin tümsekleri ve yüksek kütleleri ezip yeryüzüyle aynı hizaya getirmek manası taşıdığını, ayetteki tesniye (ikil) kullanımının ise yeryüzü ve dağların birbirine dehşetli bir biçimde çarpılarak toz haline getirilmesini ifade ettiğini aktarır. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), kelimenin edebi ve fonetik yapısına dikkat çekerek, dal ve şeddeli kef harflerinin oluşturduğu sert, patlamalı sesletimin, devasa dağların birbirine şiddetle çarpılıp un ufak edilmesinin çıkardığı o kozmik gürültüyü okuyucunun kulağında akustik olarak hissettirdiğini belirtir. Angelika Neuwirth, Mekke dönemi apokaliptik retoriğinde bu tür eylemlerin, varlık aleminin hiyerarşik ve fiziksel düzeninin tamamen ortadan kalkıp geriye sadece düz ve kaotik bir hiçliğin kalacağı yönündeki eskatolojik korkuyu derinleştirdiğini savunur.
Dekkeh (دكة)
İbn Fâris, d-k-k kökünden türeyen bu kelimenin, ezme ve dümdüz etme fiilinin tekil bir hamlesini nitelediğini belirtir. Celaleddin el-Suyuti, lafzın Arapça dil yapısındaki masdar bina-i merre (tek bir oluş bildiren vezin) formunda geldiğini, bunun da parçalanma ve un ufak olma eyleminin tekrara veya uzun bir süreye ihtiyaç duyulmaksızın bir kerede tamamlanacağını gösterdiğini aktarır.
Vâhıdeh (واحدة)
İbn Fâris, v-h-d kökünün tek, eşsiz ve ayrılmaz olmak anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, bu sıfatın ezilme eyleminin tekliğini pekiştirdiğini, ilahi kudretin evrenin en devasa yapılarını ortadan kaldırmak için ikinci bir hamleye veya sürece ihtiyaç duymadığını, azamet ve kudretin mutlaklığını vurguladığını ifade eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, nüzul ortamında ahireti akıllarına sığdıramayan inkarcılara, o çok güvendikleri ve sarsılmaz sandıkları dağların ve yeryüzünün yegane sonunun tek bir vuruşa (vâhıdeh) baktığının, ilahi irade devreye girdiğinde tüm kainatın bir anda sıfırlanacağının sarsıcı bir teolojik ihtarı olduğunu tahlil eder.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla