فَاِذَا نُفِخَ فِي الصُّورِ نَفْخَةٌ وَاحِدَةٌۙ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Hâkka Sûresi, 13. Ayet
Daralt
X
-
13-15. "Sûra bir defa üflendiğinde, yeryüzü ve dağlar yerlerinden sökülüp birbirine bir çarpışta darmadağın edildiğinde, işte o gün olacak olur."
Artık sûra bir defa üflendiği zamanda. Sanki Resûlullah'ın muhatapları “Vâkıa”, “Hâkka” ve “Kāria”nın, yani kıyametin ne zaman kopacağını sormuşlar, Cenâb-ı Hak da bu soruya şöyle cevap vermiştir: “Artık sûra bir defa üflendiğinde, yeryüzü ve dağlar kaldırılıp birbirine tek bir çarpışta darmadağın edildiği zaman, işte o gün olacak olan olur (kıyâmet kopar)”. Onlara verilen cevap, “İşte o gün olacak olan olur” cümlesidir. Daha önce de anlattığımız üzere soruların tamamı o vakitte olacak olaylarla ilgilidir. Aslında kıyamet vaktinin beyan edilmesinde onlar için herhangi bir fayda olmadığı gibi, onu bilmenin de hiçbir yararı yoktur. Fayda, ancak kıyamet günü meydana gelecek gelişmelerin bilinmesindedir, zira bununla hem özendirme hem de korkutma vardır. En doğrusunu Allah bilir.
Sûra Üfleme
“Bir defa üfleme (نَفْخَةٌ وَاحِدَةٌ)” bu terkibin üflemenin gerçek durumunu açıklamak için gelmiş olması mümkündür; bunun “bir üfleme miktarı kadar” anlamında olması da ihtimal dâhilindedir. İkinci mânadaki ifadenin sağlayacağı şey, ölümden sonra dirilmenin yüce Allah için kolay olduğunun vurgulanmasıdır. Çünkü bir üfleme, dünyada insanın kolaylıkla yapacağı işlerden olup, imkânsız değildir. Üfleme (النَّفْخَةُ) kelimesi ruhların bedenlerine girmesi ve yayılması dolayısıyla da belirtilmiş olabilir, bu da bir üfleme fonksiyonudur. Çünkü rüzgâr bir kaba üflendiğinde ona sirâyet eder ve içine yayılır. Cenâb-ı Hak, üfleme ile ruhun bedene girişini kinâye yoluyla ifade etmiştir. Yine aynı gerekçe ile üfleme fiilini kullanarak ruhların cesetlerden çıkmasını da beyan etmiştir. “Biz de, ona ruhumuzdan üfledik” meâlindeki ilâhî beyanın da, üfleme hakiki mânasında olmayıp, ruh Hz. Meryem'de üflemenin fonksiyonunu icra ettiği için böyle denilmiştir. En doğrusunu Allah bilir.
“Sura” (فِي الصُّورِ) bazıları şöyle demiştir: Sûr bir boynuz olup birinci üfleme ona yapılır, göklerde ve yeryüzünde bulunanlardan Allah'ın diledikleri dışında herkes anında ölür denmiştir. Sonra sûra bir kez daha üflenir, üflenir üflenmez ölülerin tümü birden ayağa kalkıp etrafa bakmaya başlar. Bazı müfessirlere göre ise sûra üflenmesi demek, insanların cesetlerine ruhun üflenmesi demektir. (Fakat bu isabetli değildir.) Çünkü “es-suratü (الصُّورَةُ)” kelimesinin çoğulu, “es-sûr” (الصُّور) değil, es-suverdir (الصُّوَر). Dolayısıyla bunun “ceset” anlamına gelen “es-sûratü” kelimesinin çoğulu olması ihtimali ortadan kalkar. Fakat Allah Teâlânın sûra üflemeyi onları yok etmek ve diriltmek için sebep kılması mümkündür. Bu, O'nun, sûra üflenmedikçe göklerde ve yerde olanları yok etmekten ve diriltmekten aciz bırakmasından dolayı değildir. Yüce Allah, sûra üflemeyi bir tür hikmet ve faydanın sebebi yapmıştır; yahut da sûra üflemekle görevli meleğin imtihanı için bir sebep kılmıştır. Bilindiği gibi meleklerin yağmur yağdırmak, bulutları bir yerden başka bir yere sevketmek, insanların amelleri konusunda görevlendirilmek gibi ve daha başka ağır görevleri vardır.
Yeryüzü ve dağlar yerlerinden sökülüp birbirine bir çarpışta darmadağın edildiğinde. Bazıları âyete “yeryüzü ve dağlar tek kırılışla kırıldığı zaman” anlamı verirken, diğerleri “tek yıkılışla yıkıldığı zaman” demişlerdir. Alimlerin bir kısmı da âyeti şöyle anlamıştır: Cenâb-ı Hak “yeryüzü ve dağlar tek sarsılışla sarsıldığı zaman”. En doğrusunu Allah bilir ya, sanki şöyle demektedir: Yeryüzü sarsılır, içinde bulunan fazlalıkları dışarı atar, bu çarpışla bağrında bulunan, ama kendi yapısından olmayan nesneleri dışarı çıkarır ve dağların köklerini bağrından söküp çıkarır. Sonra yüce Allah, dağları savrulan kum yığınlarına çevirir. Bundan sonra rüzgârı devreye sokar ve o yığını toz duman haline getirir. Yumuşaklığından dolayı da atılmış renkli yün gibi gösterir. Sonra bulut gibi yürütür ve bunlar, yeryüzünün dağ yollarına, vadilere ve çeşitli mekânlara düşer, yeryüzü yüce Allah'ın ifadesine uygun olarak şu hale gelir: “Yerlerini dümdüz, bomboş bırakacaktır. Orada ne bir iniş, ne de bir yokuş görebileceksin”. Rüzgâr işte böyledir. Bir şeyin üzerinde fonksiyon icra eder ve eserse onu çeşitli köşelere dağıtır, üzerinde çatlaklar oluşturur ve onu yeryüzüne serer.
Yeryüzü sökülüp. Bu, yeryüzünün bir yerden başka bir yere götürüleceği anlamına değildir. Fakat bir parça, diğer bir parçanın içine sokulacak, bu bastırıp sıkıştırma ile birlikte bir parça diğer parçaya çarpacak anlamınadır. Böylece yeryüzü sanki yerinden kaldırılıp taşınmış gibi olacaktır. Bunlar olduğu gün kıyamet kopacaktır. Âyetin bu ifadeleri, dağlar hakkında gelen âyetler birbiriyle çelişik hale gelmemesi için farklı zamanlara bağlı olarak söylenmiş ifadelerdir diye yorumlanır. En doğrusunu Allah bilir. Kıyâmetle ilgili başka âyetlerde farklı açıklamalar da yapılmıştır. Meselâ dağların yok olması yeryüzünün yok olmasından önce gerçekleşecektir: “De ki: 'Rabb'im onları ufalayıp savuracak. Böylece orayı yani yeryüzünü dümdüz, bomboş bırakacaktır”. Dağların yeryüzünden önce yok olacağına dair başka âyetler de vardır. Yeryüzünün değiştirilmesi, bugünkü halinden başka bir şekil alması demektir. Yani haberlerde belirtildiği gibi binalar yıkılacak, vadiler dümdüz olacak ve dağlar yerlerinden kaldırılıp yok edilecektir. Nitekim buna tebdil denilmiştir. Tıpkı hali değişip de iyi iken kötü olan kimseye bu kökten türeme bir fiille “tebeddelte (تَبَدَّلْتَ)” sen değiştin denildiği gibi; sen değiştin demek, eski durumundaki gibi değilsin, değiştin demektir. Biraz önce âyetin mânası da bu doğrultudadır, yani dağlar bir anda kırılacak ve yeryüzünün durumu değişecektir. Yahut da âyette o günkü yaşanacak şiddetli korku haber verilmektedir. Dağların yok edilmesi her ne kadar yeryüzünün yok edilmesinden önce olsa da bir kez yerle bir etme ile dağlar ve yeryüzü yok olacaktır. Dağlar ve yeryüzü bir anda yok olacak demek değildir, fakat bir kez yerle bir edişle dağlar ve yeryüzü yok olacaktır. Ayetin bunu haber vermesinden maksat, o günün şiddetini ve korkusunu açıklamaktır, yoksa bir kısmı ile diğer kısmının yok olmasının sıralamasını açıklamak değildir. En doğrusunu Allah bilir.
İşte o gün olacak olur. Kıyamet, hesaba çekilmek ve amellerin karşılığı verilmek için kopacaktır. Bu âyet, “ceza, mutlaka vuku bulacaktır” meâlindeki âyete benzer. Kıyamet isimlerinin sonuna “tâ” harfinin getirilmesi, onun durumunu yüceltmek içindir.
Yorumu Yorumla
-
Nufiha (نفخ)
İbn Fâris, n-f-h kökünün sözlükte ağızla hava üflemek ve rüzgarın esmesi anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, eylemin meçhul (edilgen) formda kullanılmasının, failin bilindiğine ancak asıl odak noktasının kıyametin kopuşunu başlatan o muazzam ve dehşet verici fiilin kendisi olduğuna işaret ettiğini ifade eder. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), kelimenin fonetik yapısındaki fe ve hı harflerinin mahreç özelliklerinin, nefesin dışarıya doğru şiddetle salınmasını taklit ettiğini ve bu ses ahenginin kıyamet üflemesinin ürkütücü doğasını okuyucunun kulağında somutlaştırdığını belirtir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin edilgen çatıda gelmesinin ilahi iradenin mutlaklığını gösterdiğini, insan aklının sınırlarını aşan bu kozmik olayın aniliğini ve evreni sarsacak olan o ilk müdahaleyi dönemin muhataplarına sarsıcı bir dille aktardığını tahlil eder.
Es-Sûr (الصور)
İbn Fâris, s-v-r kökünün bir şeye eğilim göstermek, toplanmak veya şekil (suret) anlamlarına geldiğini belirtse de, kelimenin ayette doğrudan kıyamet gününde üfürülecek olan boru manasında özel bir isim olarak kullanıldığını ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, bu lafzın ölüleri diriltmek veya evreni yıkmak için çalınacak olan ilahi boynuz veya boru (karn) anlamına geldiğini aktarır. Arthur Jeffery, kelimenin etimolojik kökenlerini incelerken Arapçaya doğrudan komşu dillerden geçtiğini, Aramice ve Süryanicedeki "şîpûrâ" (boynuz boru) kelimesinden evrildiğini ve Geç Antik Çağ'ın Yahudi-Hristiyan apokaliptik literatüründe sıklıkla karşılaşılan bu eskatolojik sembolün Kur'an tarafından Arap yarımadasının kavramsal dünyasına güçlü bir kıyamet motifi olarak entegre edildiğini belirtir. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın anlamsal yapısında bu kelimenin sıradan bir nesneyi değil, dünyevi zamanın mutlak sonunu ve ahiret boyutunun başlangıcını ilan eden ontolojik bir alarmı temsil ettiğini, varoluşsal bir sınır çizgisi işlevi gördüğünü tahlil eder. Angelika Neuwirth, Mekke dönemi metinlerinde bu kavramın dinleyicinin duyularına doğrudan hitap ederek kozmik bir terör ve huşu duygusu yarattığını, evrensel yıkımın işitsel şiddetini vurgulayan temel bir edebi figür olduğunu savunur.
Nefha (نفخة)
İbn Fâris, n-f-h kökünden türeyen bu kelimenin tek bir üfleme eylemini anlattığını belirtir. Râgıb el-İsfahânî, lafzın bu formunun şiddetli ve sarsıcı bir darbeyi nitelediğini, varlık aleminin düzenini bozacak olan o kozmik sarsıntının tek bir eylemle gerçekleşeceğini ifade eder. Celaleddin el-Suyuti, kelimenin Arap dil bilgisindeki "masdar bina-i merre" (tekil oluş bildiren masdar) vezninde geldiğini, bunun eylemin sadece bir kez vuku bulacağını ve tekrarına asla gerek kalmadan nihai yıkımı gerçekleştireceğini gösterdiğini aktarır.
Vâhıdeh (واحدة)
İbn Fâris, v-h-d kökünün sözlükte tek olmak, eşi benzeri olmamak ve ayrılmaz bir bütünlük anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, bu sıfatın önceki kelimeyi pekiştirmek için geldiğini ve ilahi kudretin evreni yok etmek için uzun bir çabaya veya peş peşe gelen hamlelere ihtiyaç duymadığını, eylemin tekliğinin failin mutlak gücüne delalet ettiğini vurgular. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), nefha kelimesinin ardından gelen bu lafzın, ayetin ritminde keskin ve kesin bir duruş (vakıf) hissi yarattığını, kıyametin aniden, bir çırpıda ve geri dönülemez biçimde kopacağı gerçeğini akustik ve edebi bir ahenkle zirveye taşıdığını belirtir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin nüzul ortamındaki işlevine değinerek, ahireti ve kıyameti akıllarına sığdıramayan, bu gerçeği alaya alan Mekkeli müşriklere, inkar ettikleri o muazzam yıkımın sadece tek bir sese (vâhıdeh) baktığını, ilahi gazabın bir anlık ve tek seferlik bir tecellisinin tüm kainatı silmeye yeteceğini bildiren çarpıcı bir teolojik ihtar olduğunu tahlil eder.
Yorumu Yorumla
Yorumu Yorumla