Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Hâkka Sûresi, 11. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Hâkka Sûresi, 11. Ayet

    اِنَّا لَمَّا طَغَا الْمَٓاءُ حَمَلْنَاكُمْ فِي الْجَارِيَةِۙ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    İnnâ lemmâ taġâ-lmâu hamelnâkum fî-lcâriye(ti)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      "Bir zamanlar sular coştuğu vakit sizi gemide kuşkusuz biz taşıdık."

      Sular coştuğu vakit. Bazıları bu âyete “su bekçi meleklere baskın geldiği vakit” şeklinde bir mâna vermişlerdir. Çünkü bekçi melekler, yağmuru belli bir ölçekle, belli tartıda ve miktarda gönderir. Bir başka âyette ise şöyle denilir: “Biz de derhal göğün kapılarını açtık”. Bu beyanda geçen “münhemir” (مُنْهَمِرٍ) kelimesi, “devamlı akan, yani dökülen” demektir. Buna göre âyetin tevili şöyle olur: Yüce Allah o vakitte bekçi meleklere yağmuru tutma fırsatı vermemiş ve yağmur bu sebeple onlara baskın gelmiştir. Aksi takdirde o vakitte yağmuru muhafaza etmekle görevlendirilmiş olsalardı su onlara baskın gelmezdi. Zira daha önce belirttiğimiz gibi onların suyu muhafaza ile emrolunup da onu tutmaya güç yetiremeyişleri mümkün değildir. “Tağa (طَغَا)” fiiline şöyle bir mâna vermek de mümkündür: Su, Nuh'u (a.s.) yalanlayanlardan helâk edilenler üzerine baskın çıktı. (اَلطُّغْيَان) kelimesinin açıklamasını daha önce yapmıştık. En doğrusunu Allah bilir.

      Sizi gemide kuşkusuz biz taşıdık. Allah Teâlâ bu âyette bizim gemide taşındığımızdan söz ediyor, fakat biz o zamanlar dünyada yoktuk ki taşınmış olalım. Ayet Hz. Peygamber zamanında yaşayanlara hitap etmektedir. Zira o gemide taşınanların kurtulması zürriyetlerinin de kurtulması, helâki de zürriyetlerinin yok olması anlamına gelir. Sanki yüce Allah, Hz. Nuh'a iman edenleri taşımakla âyete muhatap olanları taşımış olmaktadır. Zira Nuh'a (a.s.) iman edenlerin taşınması ile zürriyetlerinin de kurtuluşu gerçekleşmektedir. Yahut da “sizi” hitabı, onların babalarının zürriyetinden olmalarını takdir etmesi sebebiyledir; sanki onlar gemide takdiren taşınmış olmaktadırlar.

      Sizi gemide kuşkusuz biz taşıdık” cümlesi “Ey âdemoğulları! Size ayıp yerlerinizi örtecek giysi, süsleneceğiniz elbise indirdik” meâlindeki ilâhî beyana benzemektedir. “Elbise indirdik” demek, üzerinize yağmur indirdik ve elbisenin onun tesiriyle olmasını takdir ettik demektir. Cenâb-ı Hak, elbisenin olmasını sağlayan yağmuru indirince sanki elbise indirmiş gibi olmuştur. Yüce Allah bir başka âyette şöyle buyurur: “Ey insanlar! Eğer yeniden dirilmekten şüphede iseniz, şunu bilin ki biz sizi topraktan yarattık”. Oysa biz topraktan yaratılmadık. Fakat yüce Allah, ana maddemiz olan topraktan yaratılmamızı takdir edince sanki ondan yaratılmış gibi olduk. Bunun gibi bizler her ne kadar Nuh'un gemisinde taşınmamış olsak da taşınanların soyundan dünyaya gelmemiz için aslımız olan dedelerimiz taşındı. Böylece bizler de o gemide taşınmış gibi olduk, çünkü Allahın iradesinde dünyaya gelenlerdendik. En doğrusunu Allah bilir. Yahut da Cenâb-ı Hak atalarımıza yönelik olarak yaptığı ihsanı belirterek biz çocuklarına olan nimetini hatırlattı. Böylece evlatların babalarına ve dedelerine yaptığı ihsana şükretmeleri gerektiği bilinsin istedi.​​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Tağâ (طغى)

        İbn Fâris, t-ğ-y kökünün sözlükte suyun yatağından taşması, sınırları aşmak ve kontrolden çıkmak anlamlarına geldiğini, temelde ölçüsüzlük ve taşkınlık vurgusu barındırdığını belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "tuğyan" kavramının herhangi bir konuda haddi aşmak olduğunu, ayetin bağlamında bu kelimenin Nuh tufanı sırasındaki suyun bilindik fiziksel sınırlarını yıkarak yeryüzündeki her şeyi yutacak devasa boyutlara ulaşmasını ifade ettiğini aktarır. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın semantik yapısındaki edebi zıtlığa ve ironiye dikkat çekerek, genellikle bilinçli varlıkların (insanların) ilahi otoriteye karşı kibrini ve başkaldırısını anlatan bu fiilin, burada cansız bir doğa olayına (suya) atfedilmesinin, isyankar insanlığın tam da kendi karakterlerine uygun biçimde sınır tanımayan (taşkın) bir azap aracıyla yok edildiğini gösteren teolojik bir tablo çizdiğini tahlil eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin nüzul ortamındaki işlevine değinerek, güç ve iktidarlarına güvenip ilahi mesaja karşı haddi aşan (tuğyan eden) müşriklere, yeryüzünün en temel yaşam kaynağı olan suyun bile ilahi emirle nasıl durdurulamaz bir felakete dönüşebileceğinin sarsıcı bir metaforla anlatıldığını vurgular.

        El-Mâ' (الماء)

        İbn Fâris, m-v-h kökünden türeyen bu kelimenin bilinen sıvı, yani su anlamına geldiğini ve varlıkların yaşam kaynağını nitelediğini ifade eder. Arthur Jeffery, kelimenin köken analizinde Sami dillerindeki (özellikle İbranice ve Aramicedeki) "m-y-m" köküyle olan ortak bağına işaret ederek, Kur'an'ın kadim Ortadoğu havzasının kültürel hafızasında derin izler bırakan küresel bir tufan anlatısını bu ortak ve köklü kelime üzerinden yeniden formüle ettiğini aktarır. Angelika Neuwirth, Mekke dönemi surelerindeki edebi kompozisyonda suyun sıradan bir tabiat unsuru olmaktan çıkarılıp, kozmik düzeni yeniden kurmak ve isyankar bir nesli yeryüzünden silmek üzere serbest bırakılan apokaliptik bir güce dönüştürüldüğünü, su taşkını imgesinin dinleyicide derin bir dehşet ve çaresizlik hissi uyandırdığını savunur.

        Hamelnâ (حملنا)

        İbn Fâris, h-m-l kökünün sözlükte bir şeyi yerden kaldırmak, sırtlanmak, taşımak ve yüklenmek anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, eylemin fiziki bir ağırlığı kaldırmanın yanı sıra, birini koruma altına almak ve selametle hedefe ulaştırmak manası da taşıdığını, ayette inananların ilahi bir lütuf olarak gemiye bindirilip o korkunç dalgaların üzerinde güvenle taşınmasını ifade ettiğini vurgular. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, fiilin "biz taşıdık" (na) şeklindeki birinci çoğul şahıs zamiriyle kullanılmasının, kurtuluşun basit bir gemi inşası veya insan çabasıyla değil, doğrudan doğruya ilahi iradenin himayesiyle gerçekleştiğini gösterdiğini ve bu durumun Mekke'de baskı altında inleyen ilk Müslümanlara umut aşılayan tarihsel bir teselli mesajı içerdiğini tahlil eder.

        El-Câriyeh (الجارية)

        İbn Fâris, c-r-y kökünün sözlükte suyun akması, bir şeyin pürüzsüzce hızla ilerlemesi ve seyretmesi anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, bu kelimenin aslında suyun kendi akışını anlatan bir sıfat iken, ayette o şiddetli suların üzerinde adeta kayarak ilerleyen gemiyi nitelediğini, ism-i fâil formunun bu seyir halinin kesintisizliğini ve güvenliğini yansıttığını ifade eder. Celaleddin el-Suyuti, lafzın Arapça dil yapısında sıfat-ı galibe (kendisiyle meşhur olmuş sıfat) olarak doğrudan Hz. Nuh'un gemisine (sefine) işaret ettiğini aktarır. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), kelimenin edebi ve fonetik ahengini inceleyerek, "tağâ" (taştı) kelimesindeki sert, boğucu ve şiddetli ses uyumunun yarattığı dehşet tablosunun ardından, "câriyeh" lafzındaki yumuşak, akıcı ve uzun sesletimin (elif ve ye harflerinin meddi) okuyucunun zihninde aniden beliren o sarsılmaz huzuru, emniyeti ve suların üzerindeki o mucizevi süzülüşü akustik bir tezatla mükemmel biçimde resmettiğini belirtir.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X