Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Hâkka Sûresi, 8. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Hâkka Sûresi, 8. Ayet

    فَهَلْ تَرٰى لَهُمْ مِنْ بَاقِيَةٍ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Fehel terâ lehum min bâkiye(tin)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      "Şimdi onlardan geriye kalan bir şey görüyor musun?"

      Yere serilmiş. Haviye (خَاوِيَةٍ) kelimesine baz müfessirler “çürümüş” mânasını verirken, bazıları “...evlerinin çatıları üzerlerine çökmüş” meâlindeki âyette olduğu gibi “yere serilmiş” anlamı vermişlerdir. Bazıları da “izi kalmamış” anlamına geldiğini söylemişlerdir; hurma kütüklerinin “izi kalmamış” kelimesi ile nitelenmesi, köklerinden sökülmüş ve o yerlerde eserlerinin kalmamış olmasındandır. “Acâzün-nahl (أَعْجَازُ النَّخْلِ)” tamlaması hurmaların kökleri demektir.

      Şimdi onlardan geriye kalan bir şey görüyor musun? Yani onlardan geride isimlerinin birlikte anılacağı bir nesil kalmamıştır. Aksine onların tamamı helâk edilmiş, geriye kötü anılmaktan başka bir namları kalmamıştır; şayet böyle olmasaydı onlardan geride kalan birileri görülürdü. Bu ifadede onların köklerinin kazınmış olduğu ve azabın büyük küçük demeden herkesin başına gelmiş bulunduğu anlatılıyor. Yüce Allah Mekkelilere Ad ve Semûd kavmine yaptıklarını haber vererek onların yüreklerine korku salıyor. Buradan onların içinde hiç merhamet olmayan bir azapla azaba uğradıkları anlaşılmaktadır. Cenâb-ı Hakk'ın peygamberleri yalancılıkla itham edenler hakkındaki âdeti geçmişte bu idi. Bu ümmetin azabını ise cihada muhatap olma ve savaşla karşı karşıya gelme şeklinde takdir etmiştir. Netice olarak bu ümmetin azabı, içinde rahmetin bulunduğu bir azaptır. Zira bu ümmetin küçük yaştakileri ile savaşılmıyor, kadınları ile savaşılmıyor, belki müslüman olurlar diye esir alınıyor. Cenâb- Hakk'ın “Biz seni âlemlere rahmet olarak gönderdik” meâlindeki âyeti bu doğrultuda yorumlanır. En doğrusunu Allah bilir.

      Şimdi onlardan arda kalan bir şey görüyor musun?” cümlesinin, “Muhammed sunbûrdur”, yani sayesinde neslinin ve adının devam edeceği erkek çocuğu yoktur, şeklindeki ifadelerine bir cevap teşkil eder gibidir. Onların bu ifadeleri üzerine Cenâb-ı Hak, evlat çokluğunun Allah karşısında işe yaramayacağını haber vermiştir. Zira Resûlullah için öyle diyenlerin aileleri ve evlatları vardı, ama en son fertlerine kadar helâk edilmiş ve üremeleri kesilmiştir. Ta ki Allah'a ve resûlüne itaat edenin -evladı olsun veya olmasın- ismini ve şanını devam ettireceğini bilsinler.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Terâ (ترى)

        İbn Fâris, r-e-y kökünün sözlükte gözle görmek, idrak etmek ve bilmek anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, rü'yet kavramının hem fiziksel görmeyi hem de akılla kavramayı içerdiğini, ayetteki bağlamında muhatabın dikkatini helak olan kavmin geride bıraktığı mutlak yokluğa çekerek ibret almaya yönlendiren bir idrak çağrısı olduğunu ifade eder. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın epistemolojik çerçevesinde bu fiilin salt bir görme eylemi değil, muhatabın inkar ettiği teolojik gerçeği, yıkımın somut kanıtlarına bakarak idrak etmeye zorlayan sarsıcı bir yüzleşme aracı olduğunu tahlil eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, ayetteki soru kalıbı içerisinde yer alan bu fiilin her ne kadar tekil bir muhataba (Hz. Peygamber'e) yönelikmiş gibi görünse de asıl hedefin Mekke aristokrasisi olduğunu, onlardan geçmişteki kudretli kavimlerin akıbetine bakıp ilahi azabın geride bıraktığı koca bir hiçliği gözleriyle onaylamalarının istendiğini vurgular.

        Bâkiyeh (باقية)

        İbn Fâris, b-k-y kökünün sözlükte bir şeyin sebat etmesi, devamlılık göstermesi ve yok olmanın (fena) zıddı olarak geriye kalması anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin bu ayette helak edilen Âd kavminden geriye kalan hiçbir iz, nesil veya kalıntı bırakılmadığını vurgulamak üzere kullanıldığını, ism-i fail yapısındaki bu lafzın tam bir yok oluş tablosu çizdiğini ifade eder. Celaleddin el-Suyuti, lafzın morfolojik yapısına dikkat çekerek sonundaki te (ta-i marbuta) harfinin kelimeyi masdarlaştırdığını (beka/kalıcılık) veya geride kalan tek bir canlının bile olmadığını vurgulayan mübalağa bildiren bir sıfat işlevi gördüğünü aktarır. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), kelimenin fonetik tahlilinde, cümlenin sonunda yer alan bu lafzın duraklama (vakıf) halinde sessiz bir "he" harfine dönüşmesinin okuyucunun nefesini kesen bir boşluk hissi yarattığını, bu edebi ahengin geride kalan mutlak ıssızlığı ve sessizliği akustik bir yansımayla muhataba hissettirdiğini belirtir. Angelika Neuwirth, erken dönem Mekke surelerinde tarihsel ibret anlatılarının genellikle bu tarz retorik sorular ve kesinlik bildiren kelimelerle sonlandırıldığını, "bâkiyeh" lafzının dinleyicinin zihninde, isyan eden bir medeniyetin ardından geriye kalan sadece rüzgarın uğultusu ve ölümcül bir hiçlik (tabula rasa) olduğu imgesini başarıyla inşa ettiğini savunur. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin nüzul bağlamındaki teolojik mesajını ele alarak, varlıklarıyla ve inşa ettikleri medeniyetle övünen, güçlerine güvenerek ahireti inkar eden muhataplara, ilahi irade devreye girdiğinde o büyük kudretten geriye bir toz zerresinin bile kalmayacağı (bâkiyeh) gerçeğinin en çarpıcı biçimde yüzlerine vurulduğunu tahlil eder.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X