كَذَّبَتْ ثَمُودُ وَعَادٌ بِالْقَارِعَةِ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Hâkka Sûresi, 4. Ayet
Daralt
X
-
Etiketler: hâkka suresi, hâkka suresi 4. ayet, çarpacak bela, yalanlama, ad kavmi, semud kavmi, hâkka 4
-
- "O gerçekleşecek olay (kıyâmet)!"
- "Nedir o büyük olay?"
- "O büyük olayın ne olduğunu sen nereden bileceksin!"
- "Semûd ve Âd, kapılarını çalacak felâketi yalan saymışlardı."
Kıyametin İsimleri
Korkutmak ve dehşete düşürmek için kıyâmet günü meydana gelecek belâ ve sıkıntılara “kıyamet” denildiğini daha önce söylemiştik. Kıyâmetin kopacağı vaktin bayan edilmesi ve bizzat “kıyamet” isminin kullanılması, korkutma ve özendirme sağlamaz. Bundan dolayı yüce Allah, bu günü engelleme ve caydırma unsuru içeren vasıtalarla anmıştır. “Hâkka (الْحَاقَّةُ)” amel eden herkes için amelinin karşılığı gerçekleşmiş ve hak sahibi herkes hak ettiği karşılığı almıştır. Mükellef cehennemlikse cehennemi hak etmiş, şayet cennetlikse oraya girmiştir. Bazıları da şöyle demiştir: “Hakka (اَلْحَاقَّةُ)” başa geldi mi bir daha asla gitmeyecek olan belâ ve musibettir. Sözü edilen musibet, kıyamet günü insanların amellerine verilecek karşılık ve başa geleceği uyarısında bulunulan çeşit çeşit cezalardır. Bazıları, “el-hâkka” kelimesine “el-vâcibe”, yani vacip olan şey mânasını vermiştir. Bu durumda “بِهِمْ حَقَّتْ” “Vacip oldu ve başlarına geldi” meâlindeki beyanda olduğu gibi bir mâna taşır. Aslında kıyamet “el-kāria” (الْقَارِعَةُ), “el-vâkıa” (الْوَاقِعَةُ), “et-tâmme” (الطَّامَّةُ), “es-sâhha” (الصَّاخَّةُ) ve Kur'anda sözü edilen benzeri başka isimlerde olduğu gibi insanların o gün büyük sıkıntıya uğrayacakları hallerin adlarıyla isimlendirilmiştir. En doğrusunu Allah bilir.
(Evet) nedir o büyük olay? Bu ifade, o günü yüceltmek için getirilmiştir. Ayet, Arapçadaki “fulânun mâ fulanun (فُلانٌ مَا فُلانٌ)” “Filanca var ya! Ne adam ama!” ifadesine benzer. Birinin son derece güçlü veya cömertlikte zirve olduğunu ve benzeri durumlardaki halini ifade etmek için böyle söylenir.
O büyük olayın ne olduğunu sen nereden bileceksin? meâlindeki âyet de aynı şekilde o günün zorlu bir gün olduğunu ifade etmektedir. Gerçekleşecek olanın (kıyâmetin) ne olduğunu sen nereden bileceksin? meâlindeki beyanı şöyle anlamak mümkündür: Yani sen o günün zor bir gün olduğunu bilmiyordun, Cenâb- Hak sana bildirdi. Çünkü kıyamet gününde olacaklara dair hiçbir şey, ne senin ne de kavminin bilgisi dahilinde değildi. Fakat Allah Teâlâ seni buna muttali kıldı, zira Hz. Peygamber'in kavmi ölümden sonraki dirilmeyi inkâr ediyor, dolayısıyla buna dair hiçbir şey bilmiyorlardı. Şöyleki yüce Allah, onlara kavranması akla ve hikmete bağlı olan “öldümden sonra dirilme'nin delillerini belirtmiştir: Dindar ile günahkârın, itaatkârla âsinin aynı konumda olmayacağı, bu âlemin abes ve boş yere yaratılmış olmasının imkân dâhilinde bulunmadığı ve saymakla bitmez diğer deliller... Bütün bunlar onları ikna etmediği, göklerin ve yerin yaratılışı üzerinde kafa yorup delillere itibar etmediklerinde Cenâb- Hak, onlara ölümden sonra dirilmeyi inkâr eden ve peygamberlere inanmayan geçmiş milletlerin başlarına gelenleri delil olarak getirdi. Zira O, geçmiş inkârcıların köklerini kazımış, yaptığı uyarı daha etkin olsun diye gelmiş ve geçmişlerinden kimseyi geride bırakmamıştır.
Söz konusu uyarı ifadesi de Semûd ve Âd, kapılarını çalacak felâketi yalan saymışlardı meâlindeki beyandır. Bu âyette Allah Teâlâ onlara Semûd ve Âd kavminin peygamberleri yalancılıkla itham ettikleri için başlarına gelenleri hatırlatmakta ve şöyle demektedir: Muhammed'in Allah'tan size getirdiği haberlerde O'nu yalancılıkla itham ettiğimiz için peygamberlerini yalanlayan Semûd ve Âd kavimlerinin başlarına gelenin aynısı sizin başınıza da gelecektir. Yüce Allah, bunu Hz. Muhammed'i yalanlamaktan vazgeçsinler diye yaptı. Ayet-i kerîme için şöyle bir mâna da söz konusu olabilir: Cenâb-ı Hak, müşriklere şunu haber veriyor: Semûd ve Ad kavmi peygamberlerini yalanladılar, helâke uğrayınca da yaptıkları yalanlamadan pişman oldular. Ölümden sonra neler olacağına dair size getirdiği haberlerde Muhammed aleyhisselâmı yalanlamaya devam ederseniz siz de pişman olacaksınız.
Üstelik yüce Allah, müşriklere her ne kadar yalanlasalar da Ad ve Semûd kavminin başlarına gelenleri hatırlatmıştır, tâ ki kıyamet günü “Bizim bundan haberimiz yoktu” diyerek ellerinde bir bahane kalmasın. Zaten araştırsalardı bu âyetler ve haberler onlara söz konusu bilgiyi sağlardı. Aslında âyetler onlar için tartışma sonucu birer delil olarak gelmiştir. Ama gafletleri ve yüz çevirme tavırları buna engel olmuştur. Artık âyetlere iman etmeyi kabul etmeseler bile mazeretleri kalmamış ve delil onları bağlayıcı hale gelmiştir.
Gerçekleşecek olan; (Evet) nedir o gerçekleşecek olan? meâlindeki âyeti ile “Kapı çalan! Nedir o kapı çalan? O kapı çalanın ne olduğunu bilir misin?” (اَلْقَارِعَةُ... مَا الْقَارِعَةُ) meâlindeki âyetleri, “Ey insan! yüce Rabb'in hakkında seni yanıltıp aldatan ne oldu?” ifadesinde olduğu gibi Hz. Peygamber'e değil de ölümden sonra dirilmeyi inkâr eden herkese hitap ediyor da olabilir. Zira İnfitâr sûresindeki âyette Hz. Peygamber'e değil, dünya hayatına aldanan herkese hitap edilmektedir. Öte yandan bununla Hz. Peygamber'e hitap ediliyor olması da mümkündür. Hitabın Hz. Peygamber'e yapıldığı kabul edildiği takdirde yalanlayanlara hitabın Resûlullah'a (a.s.) yapılması durumunda, dinî gerçekleri yalan sayanlara yönelik hitap başka bir mâna gerektirir. Aslında Arap dilinde “fulânun ma fulanun” (فُلانٌ مَا فُلانٌ) “Filanca var ya! Ne adam ama!” denilince bu yapılan hitabı cazip hale getirir ve hitap edilen kişiyi dinlemeye sevkeder ve dinleyenin duyulur âlemini incelemesini gerektirir. Çünkü bu söz, o kişide görülmemiş ve duyulmamış bir halde olduğunda veya durumunda bir olağanüstülük bulunduğunda söylenir. Ve ondaki bu görülmemiş ve duyulmamış halin neden ibaret olduğunu öğrenmek için araştırılır. Şayet hitap yalanlayanlara yönelikse onları haberdeki görülmemiş ve duyulmamış olan şeyi öğrenmeye ve yüceltmeye sevkeder. Gerçekleşecek olanın (kıyâmetin) ne olduğunu sen nereden bileceksin? meâlindeki ilâhî beyan ileri derecede bir şaşkınlık ifade eder. Bu hitap ve ifadeye kulak verip anladıklarında kendilerini iman etmeye sevkeder. Netice olarak âyet, bir teşvik ve bir dikkat çekme mesabesinde olur.
Âyet Resûlullah sallallahu aleyhi ve selleme yönelik bir hitap ise tevili şöyle olur: Peygamberi yalanlayanlar ona eziyet ediyor ve tuzak kuruyordu, kendisi bu tavırlarından rahatsız oluyor ve yaptıkları davranışlar ağrına gidiyordu. Bunun üzerine Cenâb- Hak onların başına gelecek olan ve kaçınılması imkânsız bulunan azabı hatırlatıyor ve bu da Resûlullah'ın kavminden mâruz kaldığı eziyet karşısında bir parça teselli bulmasını sağlıyordu. Şöyle de diyebiliriz: Yüce Allah, Hz. Peygamber'e onların azabı hak ettiklerini hatırlatıyor ki yaptıklarından üzüntü duymasın, aksine bu, kendisini onlara şefkat göstermeye ve acımaya sevketsin.
Şöyle de denilmiştir: Âyetin hitabı yalanlayanlar hakkında olduğu takdirde bu, Mekkeliler'i korkutma ve dehşete düşürme anlamına gelir. Mekke halkı, ölümden sonra dirilmeye ilişkin olarak peygamberlerinin verdiği haberi yalanladıkları takdirde Ad ve Semûd kavminin başına gelen azabın aynısı kendi başlarına gelecektir, Mekkeliler, onların başlarına nelerin geldiğini biliyorlardı. Âyetin muhatabı Hz. Peygamber olduğu takdirde ise şöyle deriz: Âyette Ad ve Semûd kavminin başlarına gelenlerin belirtilmesi Resûl-i Ekrem'i müşriklerden gördüğü eziyet karşısında sabretmeye davet etmektedir. Gerçekten bu, kendisi için bir parça teselli olur. Zira yüce Allah bir anlamda şöyle demektedir: Sen yalancı sayılan ilk peygamber değilsin, daha önce bu uğurda başka peygamberler sana ortak olmuş ve yalanlanmaya mâruz kalmıştır. Bunun ardından Cenâb- Hak, Âd ve Semûd kavminin kıyâmeti yalanlamaları yüzünden başlarına gelenleri beyan etmekte ve şöyle buyurmaktadır: (Hakka, 5)
Yorumu Yorumla
-
Kezzebet (كذبت)
İbn Fâris, k-z-b kökünün sözlükte doğrunun zıddı olan yalan söylemek ve bir şeyin aslına aykırı davranmak anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, tef'il babındaki "tekzib" eyleminin sadece yalan söylemek değil, sunulan apaçık bir hakikati bilinçli bir şekilde yalanlamak, elçinin getirdiği haberi asılsız sayarak inatla reddetmek anlamına geldiğini vurgular. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın anlamsal çerçevesinde bu fiilin sıradan bir inkardan ziyade, ilahi mesaja karşı aktif, inatçı ve kibirli bir isyan halini yansıttığını, küfür kavramının pratik hayattaki en somut yansımalarından biri olarak dini terminolojide konumlandığını tahlil eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin ayetteki bağlamında geçmiş ümmetlerin peygamberlerine ve ahiret haberlerine karşı sergiledikleri küstahça reddedişin, doğrudan dönemin muhataplarına yönelik psikolojik bir uyarı ve ibret sahnesi olarak sunulmasına hizmet ettiğini ifade eder.
Semûd (ثمود)
İbn Fâris, s-m-d kökünün Arapçada tükenmeyen az su anlamına geldiğini ancak "Semûd" kelimesinin çok eski bir Arap kabilesinin özel ismi olarak kullanıldığını ifade eder. El-Cevâlîkî, bu ismin kadim kökenlerine dikkat çekerek antik bir kavim adı olduğunu ve Arapça kökenli olmakla birlikte dil bilgisi açısından hem munsarıf hem de gayr-ı munsarıf formlarda kullanılabildiğini belirtir. Arthur Jeffery, kelimenin köken analizinde ismin İslam öncesi kitabelerde, Asur metinlerinde ve antik Yunan kaynaklarında (Thamudaei) geçtiğini, Kur'an'ın hedef kitlesi tarafından zaten bilinen bu kadim kabile ismini tarihsel bir ibret vesikası olarak kullandığını aktarır. Theodor Nöldeke, Kur'an'ın tarihsel anlatılarında Semûd kavminin, ilahi cezaya uğramış prototipik bir millet olarak erken dönem uyarım ve korkutma mesajında merkezi bir edebi rol oynadığını kaydeder. Angelika Neuwirth, Mekke dönemi surelerindeki edebi kompozisyonda bu ismin, geçmiş kavimlerin helakı teması etrafında, peygamberi yalanlamanın kaçınılmaz ve ontolojik yıkımını dinleyiciye dramatik bir şekilde hissettirmek için formüle edildiğini savunur.
Âd (عاد)
İbn Fâris, a-v-d kökünün sözlükte geri dönmek, eski hale gelmek ve adet edinmek gibi anlamlara geldiğini, "Âd" isminin de çok eski ve kadim zamanlara ait olmaları hasebiyle bu kökten türeyen ve antik bir milleti niteleyen özel isim olduğunu belirtir. Arthur Jeffery, ismin etimolojisinin İslam öncesi Arabistan yarımadasının derinliklerine uzandığını, antik Arap şiirinde "çok eski zamanlardan kalma" anlamında sıklıkla Semûd kavmi ile birlikte anıldığını ve Kur'an'ın bu yerleşik kültürel hafızayı tebliğ amacıyla kullandığını aktarır. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin tarihsel bağlamına işaret ederek, muhatapların ticaret yolculuklarında kalıntılarını gördükleri ve sözlü kültürlerinde efsanelerini bildikleri bu kudretli kavmin isminin ayette zikredilmesinin, Mekkeli inkarcıların sahip oldukları maddi gücün ilahi felaket karşısında hiçbir işe yaramayacağı gerçeğini vurgulamak için seçildiğini tahlil eder.
El-Kâri'ah (القارعة)
İbn Fâris, k-r-a kökünün sert ve şiddetli bir şekilde vurmak, bir şeyi diğerine çarpmak ve tiz bir ses çıkarmak anlamlarına geldiğini, kelimenin temelinde sarsıcı ve yıkıcı bir fiziksel temasın bulunduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin şiddetli bir darbe anlamından yola çıkarak ayetteki bağlamında hesap gününü nitelediğini, zira o günün insanların kalplerine büyük bir korku ve dehşet salarak onlara adeta ağır bir manevi darbe indireceğini ifade eder. Celaleddin el-Suyuti, bu lafzın Hâkka kelimesi gibi kıyametin kesinliğini, dehşetini ve her şeyi ezip geçen yapısını bildiren sıfat-isim formunda olduğunu aktarır. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), kelimenin edebi tasvir gücüne dikkat çekerek, kaf, ra ve ayın harflerinin ardışık diziliminin oluşturduğu sert fonetik yapının, gökleri ve yeri sarsan, kulakları sağır eden o büyük felaketin kopuş sesini adeta kelimenin telaffuzunda akustik olarak somutlaştırdığını vurgular. Angelika Neuwirth, erken dönem apokaliptik terminolojide bu kelimenin ritmik ve sarsıcı ses ahenginin, eskatolojik sahnelerin korkutuculuğunu artırdığını, muhatabın duyularına doğrudan hitap ederek onu yaklaşan, ansızın çarpacak olan mutlak sona karşı en çarpıcı şekilde uyardığını savunur.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla