Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Hucurât Sûresi, 18. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Hucurât Sûresi, 18. Ayet

    اِنَّ اللّٰهَ يَعْلَمُ غَيْبَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ وَاللّٰهُ بَص۪يرٌ بِمَا تَعْمَلُونَ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    İnna(A)llâhe ya’lemu ġaybe-ssemâvâti vel-ard(i)(c) va(A)llâhu basîrun bimâ ta’melûn(e)

    Yorum

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      "Allah göklerin ve yerin gizlisini bilir. Allah bütün yaptıklarınızı görmektedir."

      Allah göklerin ve yerin gizlisini bilir. Yani göklerde ve yerde olan her türlü gizli işleri bilir. Hiçbir şey O'na gizli olmadığına göre insanların kalplerinde sakladıklarını (iman ve inkârı) da elbette bilir. En doğrusunu Allah bilir.

      Allah bütün yaptıklarınızı görmektedir. Bu ilâhî beyan tehdit mânasına gelir. Yani Allah sizin gizlediklerinizi de açıkladıklarınızı da bilmektedir, öyleyse sürekli uyanık kalmanız ve dikkatli olmanız gerekir. Bütün güç ve kudret Allaha aittir.

      Yorum

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        İnne (إِنَّ)

        İbn Fâris, bu harfin cümlede tekid (pekiştirme) işlevi gördüğünü, bildirilen haberin doğruluğunu şüpheye yer bırakmayacak şekilde teyit ettiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "inne" edatının muhatabın zihnindeki her türlü tereddüdü gidererek, cümlenin devamında gelecek olan ilahi bilginin mutlaklığına ve sarsılmazlığına dikkat çektiğini açıklar.

        Allahe (اللَّهَ)

        İbn Fâris, e-l-h kökünden türeyen ve ibadet edilmeye layık tek yaratıcı otoriteyi ifade eden özel isim olduğunu belirtir. Arthur Jeffery, kelimenin Sami dillerindeki kökenlerine atıf yaparak (Süryanice Alaha), mutlak otorite ve her şeyin yaratıcısı olan yegane gücü temsil ettiğini savunur.

        Ya'lemu (يَعْلَمُ)

        İbn Fâris, a-l-m kökünün bir şeyi alametleriyle idrak etmek ve cehaletten kurtulmak olduğunu; fiilin muzari (geniş zaman) kalıbında gelmesinin, bilginin geçmişe veya geleceğe hapsolmadığını, sürekli, kesintisiz ve her an taze olduğunu ifade ettiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, Allah hakkında kullanıldığında bilmenin, eşyanın hakikatini ve en gizli yönlerini mutlak bir kapsayıcılıkla ihata etmek olduğunu açıklar.

        Ğaybe (غَيْبَ)

        İbn Fâris, ğ-y-b kökünün gözden ırak olmak, gizlenmek, örtülü kalmak ve duyularla algılanamayan alan anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, gaybın, insanın duyularının ve akli kapasitesinin sınırlarını aşan, yalnızca Allah'ın mutlak ilmiyle bilinebilen metafizik ve örtülü gerçeklik boyutu olduğunu ifade eder. Toshihiko Izutsu, Kur'an ontolojisinde varlığın "şehadet" (görünen/fiziksel) ve "gayb" (görünmeyen/metafizik) olarak iki temel kategoriye ayrıldığını; gaybın tamamen ilahi egemenlik alanı olduğunu ve insanın bu alana sadece iman vasıtasıyla nüfuz edebileceğini vurgular. Prof. Dr. Sadık Kılıç, bedevilerin kalplerinde gizlediklerini sandıkları sahte niyetlerin ve inançsızlıklarının, aslında evrensel gayb bilgisinin en basit nesnelerinden biri olduğunu, Allah'ın kozmik ilmi karşısında insanın iç dünyasının tamamen şeffaf kaldığını belirtir.

        Es-semavati (السَّمَاوَاتِ)

        İbn Fâris, s-m-v kökünün yükseklik, yücelik ve üst taraf anlamına geldiğini; yeryüzünün üzerindeki tüm fiziksel gökleri ve yüksek alemleri kapsadığını belirtir. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin çoğul yapısının, hem görünen yıldızlar sistemini hem de melekut gibi insanın idrakini aşan metafizik gök katmanlarını ifade ettiğini açıklar.

        Vel-ardı (وَالْأَرْضِ)

        İbn Fâris, e-r-d kökünün aşağıda olan, zemin, ayak basılan yeryüzü anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, göklerin mukabili olarak insanların üzerinde barındığı, eylemde bulunduğu, yaşam sürdüğü somut ve maddi mekanı nitelediğini ifade eder. Angelika Neuwirth, gökler ve yer (semavat ve arz) kelimelerinin bir arada kullanılmasının, Kur'an'ın edebi yapısında sıkça başvurulan "merizm" (zıtlıklar üzerinden bütünü ifade etme) sanatı olduğunu; bunun tüm varoluşu, makrokozmostan mikrokozmosa kadar evrenin mutlak tamamını kapsayan retorik bir formül olduğunu belirtir.

        Vallahu (وَاللَّهُ)

        İbn Fâris, cümlenin anlamını pekiştirmek, hükmü ve gözetimi doğrudan nihai otoritenin kendisine bağlamak üzere lafzatullahın (Allah isminin) tekrar edildiğini belirtir.

        Besiyrun (بَصِيرٌ)

        İbn Fâris, b-s-r kökünün gözle görmek, bir şeyin hakikatini kavramak ve derinlemesine idrak etmek anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "basar"ın fiziksel görme organı, "basiret"in ise kalp gözüyle kavrama olduğunu; Allah'ın "Besiyr" sıfatının her iki boyutu da kusursuzca kapsayarak insanların en gizli amellerini bile bütün çıplaklığıyla müşahede etmesi olduğunu açıklar. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), ayetin ve Sûrenin sadece bir "bilme" sıfatıyla değil "Besiyr" (gören) sıfatıyla kapanmasının çok güçlü bir psikolojik etki yarattığını; teorik bir bilginin ötesinde insanların somut eylemlerine (amellerine) yönelik aktif, kesintisiz ve delici bir ilahi gözetimin (murakabenin) varlığını hissettirerek Sûre boyunca inşa edilen ahlaki yasalara kesin bir ontolojik yaptırım gücü kazandırdığını vurgular.

        Bima (بِمَا)

        İbn Fâris, vasıta ve bağlama işlevi gören "ba" harfi ile cansız, canlı her türlü eylemi kapsayan ve genellik bildiren "ma" (şey/ne ki) ism-i mevsulünün birleşiminden oluştuğunu belirtir.

        Ta'melun (تَعْمَلُونَ)

        İbn Fâris, a-m-l kökünün bilinçli, kasıtlı ve iradeye dayalı olarak ortaya konan eylem ve iş olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, insanın rastgele reflekslerinden farklı olarak amelin, belli bir niyet doğrultusunda süreklilik arz eden davranışlar olduğunu ifade eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, Sûrenin başından beri ele alınan tüm sosyolojik, ahlaki ve hukuki ihlallerin (gıybet, alay, lakap takma, tecessüs, sui-zan, isyan, sahte iman iddiaları) bu kelimenin geniş kapsamına girdiğini; müminlerin ve bedevilerin gerçekleştirdiği her türlü bilinçli fiilin nihai ve mutlak bir ilahi kayıt/gözetim altında olduğunu hatırlatarak toplumsal nizamın ilahi ahitle (sözleşmeyle) nihayete erdirildiğini belirtir.

        Yorum

        İşleniyor...
        X