وَلَوْ اَنَّهُمْ صَبَرُوا حَتّٰى تَخْرُجَ اِلَيْهِمْ لَكَانَ خَيْراً لَهُمْۜ وَاللّٰهُ غَفُورٌ رَح۪يمٌ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Hucurât Sûresi, 5. Ayet
Daralt
X
-
Etiketler: hucurat suresi, bağırma, odaların arkası, sabır, akılsızlık, hucurat suresi 5. ayet, hucurat 5, allah, rahim, mağfiret, rahmet
-
"Odaların dışından sana seslenenlerin çoğu kuşkusuz düşünemiyorlar."
"Sen yanlarına çıkıncaya kadar sabredip bekleselerdi elbette kendileri için daha iyi olacaktı. Yine de Allah çok bağışlayıcı, çok esirgeyicidir."
Odaların dışından sana seslenenlerin çoğu kuşkusuz düşünemiyorlar. Bu ilâhî beyan da yukarıda söylediğimiz gibi müşriklerin ve münafıkların niteliğidir. Bazıları şöyle dediler: Bir grup bedevî geldiler ve Muhammed aleyhisselâmı kastederek gidip şu adamla konuşalım dediler, eğer peygamberse, onun sayesinde biz insanların en mutlusu oluruz, şayet melekse biz de onun kanatları altında yaşarız. Böyle diyerek Hz. Peygamber'in evine geldiler ve odaların dışından seslendiler: Yâ Muhammed! İşte bu âyet, bu olay üzerine geldi. Bazıları da şöyle söyledi: Hz. Peygamber Temîmoğulları kabilesinin çocuklarını ve kadınlarını esir almıştı, kabilenin ileri gelenleri onları serbest bırakıp kendilerine vermesini istemek üzere geldiler ve odaların dışından ona seslendiler. Hz. Peygamber esirlerin bir kısmını âzat etti, bir kısmından da fidye aldı. Bu âyet de bu olay üzerine geldi.
Onların çoğu kuşkusuz düşünemiyorlar. Sen yanlarına çıkıncaya kadar sabredip bekleselerdi elbette kendileri için daha iyi olacaktı. Çünkü böyle yapmaları, Resûlullah'a (s.a.) büyük değer verdiklerini, onun konumunu yücelttiklerini, lâyık olduğu kıymetini bildiklerini ve ona gereken saygıyı koruduklarını gösterirdi. Onların çoğu düşünemiyorlar cümlesi, farklı yorumlamalara müsaittir. Birincisi, az sayıdaki müminler biliyor olsa da onların çoğu Hz. Peygamber'in değerini ve konumunu bilmiyorlar mânasına gelebilir. İkincisi, onların çoğu akıllarını kullanarak Resûlullah'tan (s.a.) yararlanamıyorlar anlamına gelebilir. Üçüncüsü, onların çoğu onun Allah'ın elçisi olduğuna akıl erdiremiyorlar anlamına gelebilir, bundan maksat da kâfirlerin alt tabakası ve avam kesimidir. Onların azınlığı teşkil eden inatçı reisleri ise onun peygamber olduğunu biliyorlardı. Bu âyetle "Farkında olmadan amelleriniz boşa gider" meâlindeki âyet, kasıtlı olmadan ve bilmeden olsa bile Resûlullah'ı (s.a.) küçümseme anlamına gelecek sözler söylemenin, insanın amellerini boşa çıkarmasına ve hakkında küfür hükmünün verilmesine işaret etmektedir. En doğrusunu Allah bilir.
Yorumu Yorumla
-
Lev (لَوْ)
İbn Fâris, bu edatın bir dilek, temenni veya geçmişte gerçekleşmemiş bir şarta bağlılık bildirdiğini, bir şeyin imkansızlığına veya gerçekleşmeyişine işaret ettiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "lev" kelimesinin gerçekleşmemiş bir durumun, başka bir durumun yokluğu sebebiyle vücut bulmadığını ifade eden bir varsayım edatı olduğunu açıklar. Ayet bağlamında, bedevilerin sergilemediği bir erdem olan sabrın, eğer gösterilmiş olsaydı ortaya çıkaracağı olumlu tabloyu tahayyül ettirmek için kullanıldığını ifade eder.
Ennehum (أَنَّهُمْ)
İbn Fâris, bu ibarenin isim cümlesini mastar anlamına çeviren ve yargıyı pekiştiren "enne" harfi ile muhatapları gösteren "hum" (onlar) zamirinden oluştuğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "enne" edatının cümleye mutlak bir kesinlik kazandırdığını ve varsayılan "sabretme" eyleminin faili olan topluluğun durumunu netleştirerek vurguladığını ifade eder.
Saberu (صَبَرُوا)
İbn Fâris, s-b-r kökünün temel anlamının hapsetmek, alıkoymak, engellemek ve direnç göstermek olduğunu; ayrıca bir şeyin zirvesi anlamına da geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, sabrın nefsi aklın ve şeriatın gerektirdiği sınırda tutmak, içgüdüsel aceleciliğe karşı zorluklara tahammül etmek olduğunu açıklar. Toshihiko Izutsu, sabır kavramının bedevi kültüründeki kıtlık veya savaşta gösterilen salt fiziksel dayanıklılığın ötesine geçerek, İslam ile birlikte dürtülerin kontrol altına alındığı ahlaki ve dini bir metanete, olgunluğa dönüştüğünü vurgular. Prof. Dr. Sadık Kılıç, ayetteki eylemin, bedevilerin içgüdüsel aceleciliğine ve dürtüsel taşkınlığına karşı, insanın iradi olarak kendini frenlemesi, sükuneti ve beklemeyi tercih etmesi şeklinde ontolojik bir terbiye süreci olduğunu belirtir.
Hatta (حَتَّى)
İbn Fâris, bu harfin bir şeyin sonunu, hedefini ve sınırını (gaye) bildiren bir edat olduğunu ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, "hatta" kelimesinin eylemin bitiş noktasını veya eylemden beklenen nihai neticeyi gösterdiğini, burada sabır eyleminin ne zamana kadar sürdürülmesi gerektiğine dair zaman ve durum sınırı çizdiğini belirtir.
Tahruce (تَخْرُجَ)
İbn Fâris, h-r-c kökünün bir şeyin darlıktan, gizlilikten veya bulunduğu kapalı bir yerden dışarı çıkması, ayrılması anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, bu fiilin kapalı bir mekandan (hucurat) açık alana geçişi ifade ettiğini, ayette ise elçinin kendi iradesi ve kararıyla, baskı altında kalmadan dışarı çıkması eylemini nitelediğini açıklar. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu fiilin öznesinin doğrudan elçi olmasının, mahremiyet alanından kamusal alana geçişin tamamen onun inisiyatifine, planına ve uygun gördüğü zamanlamaya bırakılması gerektiğini, dışarıdan müdahalenin bu otoriteyi sarstığını vurgular.
İleyhim (إِلَيْهِمْ)
İbn Fâris, yönelme ve sınır bildiren "ila" edatı ile çoğul zamirin birleşmesinden oluştuğunu, bir hedefe varmayı ve yönelmeyi ifade ettiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, elçinin odasından çıkış eyleminin amaçsız bir çıkış olmadığını, doğrudan dışarıda bekleyen bedevi topluluğuna yönelik, onları muhatap alacak iradi bir buluşma olduğunu gösterdiğini açıklar.
Lekane (لَكَانَ)
İbn Fâris, k-v-n kökünün bir şeyin var olması, meydana gelmesi ve oluşu anlamına geldiğini; başındaki "lam" harfinin ise cevabı pekiştirmek için kullanıldığını belirtir. Râgıb el-İsfahânî, varoluş durumunu kesinleştiren bu fiilin, geçmişte veya genel geçer bir kural olarak, eğer şartlar yerine getirilseydi mutlak surette o iyiliğin vücut bulacağını kanıtladığını ifade eder.
Hayran (خَيْرًا)
İbn Fâris, h-y-r kökünün bir şeye yönelmek, onu seçmek ve fayda sağlamak anlamına geldiğini; insanların fıtraten rağbet ettiği iyi ve üstün şeyleri temsil ettiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, hayrın akıl, adalet ve erdem gibi herkesin faydalı bulduğu, arzu ettiği durum olduğunu söyler. Ayetteki bağlamıyla, edepsizlikten doğacak manevi yıkıma karşılık, elçinin iradesine saygı göstermenin getireceği dünyevi itibar ve uhrevi mükafatın üstünlüğüne işaret ettiğini açıklar. Prof. Dr. Sadık Kılıç, buradaki hayrın sadece soyut ahlaki bir iyilik olmadığını, aynı zamanda bedevilerin elçiyle kurmak istedikleri iletişimin ve elde etmek istedikleri neticenin, meşru ve edebe uygun bir zeminde beklendiğinde çok daha rasyonel ve kalıcı bir fayda sağlayacağını belirtir.
Lehum (لَهُمْ)
İbn Fâris, tahsis, aidiyet ve lehine olma bildiren "lam" harfi ile muhatapları gösteren zamirden oluştuğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, sabrın ve edepten ayrılmamanın sonucunda ortaya çıkacak olan hayrın ve faydanın başkasına değil, doğrudan doğruya eylemi gerçekleştirenlerin kendi menfaatlerine, kendi manevi hesaplarına yazılacağını ifade eder.
Vallahu (وَاللَّهُ)
İbn Fâris, kelimenin e-l-h kökünden türeyen ve yaratıcının mutlak tekliğini bildiren yüce lafza olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, bu özel ismin, ardından gelecek olan bağışlama ve merhamet sıfatlarının kaynağının bizzat ibadete layık olan yaratıcı otorite olduğunu göstermek için cümlenin başına yerleştirildiğini ifade eder. Arthur Jeffery, kelimenin köken olarak Süryanice Alaha veya Aramice elaha kelimesinden evrilerek İslami monoteizmin merkezine, bütün sıfatları kendisinde toplayan nihai otorite olarak yerleştiğini savunur.
Ğafurun (غَفُورٌ)
İbn Fâris, ğ-f-r kökünün bir şeyi örtmek, gizlemek, kirden veya tehlikeden korumak anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, Allah hakkında kullanıldığında kullarının günahlarını ve kusurlarını örtmesi, onları cezalandırmaktan vazgeçmesi anlamına geldiğini; kelimenin mübalağa kalıbında (fe'ul) olmasının, bu bağışlayıcılığın sürekliliğine ve büyüklüğüne işaret ettiğini açıklar. Toshihiko Izutsu, bedevilerin işlediği bu ciddi saygısızlığa rağmen, hatanın fark edilip sabır ve edep yoluna dönülmesi durumunda devreye girecek olan kapsayıcı ilahi rahmeti simgelediğini, Allah'ın ahlaki bir denetleyici olduğu kadar affedici bir mercii de olduğunu ifade eder.
Rahim (رَحِيمٌ)
İbn Fâris, r-h-m kökünün incelik, acıma, şefkat ve koruma duygusunu barındırdığını, ana rahmi kelimesinin de bu kapsayıcı ve koruyucu özellikten dolayı aynı kökten geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, rahmetin bir kimsenin ihtiyacını gidermek için duyulan incelik ve lütuf olduğunu, "Rahiym" isminin bağışlanan kişiye aktif olarak nimet ve iyilik vermek anlamına geldiğini açıklar. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), "Ğafur" sıfatıyla günahların silinip temizlendiğini, "Rahiym" sıfatıyla ise temizlenen o varlığa şefkatle muamele edilerek manevi lütuflarda bulunulduğunu; böylece ilahi affın sadece bir ceza iptali değil, tam teşekküllü psikolojik bir onarım süreci olduğunu vurgular. Angelika Neuwirth, ayet sonlarındaki bu ikili sıfat kullanımının (Ğafurun Rahiym), Kur'an'ın karakteristik edebi ritmini oluşturmakla kalmayıp, ilahi otoritenin sınırları ihlal edenlere yönelik sert ve disipline edici uyarılarını, daima açık tutulan bir ümit ve bağışlanma kapısıyla pedagojik olarak dengelediğini belirtir.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla