فَاصْدَعْ بِمَا تُؤْمَرُ وَاَعْرِضْ عَنِ الْمُشْرِك۪ينَ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Hicr Sûresi, 94. Ayet
Daralt
X
-
"Sen, sana buyurulam açıkça duyur, müşriklere aldırış etme!"
Sen, sana buyurulanı açıkça duyur, müşriklere aldırış etme. Sana buyurulanı açıkça duyur. Bu beyan hakkında bazıları "emrolunduğun gibi istikamet sahibi ol" yorumunu yapmıştır. Nitekim yüce Allah "Emrolunduğun gibi istikamet sahibi ol❞ buyurmuştur. Bu Hz. Peygambere (s.a.) verilen bütün emirlere dairdir. Bazıları duyur, yani emredildiğin elçilik tebliğini yerine getir ve müşriklerden yüz çevir demektir demişlerdir. Müşriklere karşılık vermeekten yüz çevir. Bunun mânası -en doğrusunu Allah bilir ya- emrolunduğun gibi onlara elçilik görevini tebliğ etmeye devam et, onlardan korkma, ürkme; korku, akrabalık ya da başka hiçbir şey seni elçilik görevini tebliğ etmekten engellemesin. Fakat sen emrolunduğun fiili yapmaya devam et. O da Allah Teâlânın buyurduğu gibidir: "Herhangi bir topluluğa duyduğunuz kin, sizi adaletsiz davranmaya itmesin"; "Ey iman edenler! Kendinizin veya anne babanızın ve akrabanızın aleyhine de olsa adaletten asla ayrılmayan, Allah için şahitlik eden kimseler olun". Yani onlara buğz etmeniz ve kendi aranızda akraba olmanız, gerçeği söylemenizi ve adaleti icra etmenizi engellemesin. Buna göre "fesda bima tümer" (فَاصْدَعْ بِمَا تُؤْمَرُ) cümlesi, emredildiğin elçiliği tebliğ etmene bak, korku, tehdit ve seninle onlar arasındaki akrabalık bağları seni bu görevi yapmaktan alıkoymasın.
İbn Kuteybe şöyle demiştir: "Fesda bimâ timer (فَاصْدَعْ بِمَا تُؤْمَرُ) yani emredildiğin risâleti açığa vur. "Fesda (فَاصْدَعْ) aslı ayırmak ve fethetmektir. Bundan şunu murat ediyor: Senin savunduğun hakikat ile bâtılı, sana yakîn yani ölüm gelinceye kadar, birbirinden ayır. Ebû Avsece dedi ki: Fesda (فَاصْدَعْ) yani emrolunduğun şeye devam et. "Sadate (صَدَعْتَ) yani (مضيت) devam etme, işine bak demektir. Bunların hepsinin aslı yarmak, parçalamaktır. Şöyle denilir: "Tesaddeu (تَصَدَّعُوا) yani ayrıldılar. En doğrusunu Allah bilir.
Müşriklere aldırış etme. Yani onlara karşılık vermekten yüz çevir. Sana eziyet yapmaları dolayısıyla onlara karşı ben sana yeterim. Bazı müfessirler, müşriklere aldırış etme anlamındaki sözün kılıç âyeti ile neshedilmiş olduğunu söylemiştir. Fakat bahsettiğimiz şekildeki mânasıyla neshedilmemiştir. Müşriklere aldırış etme ifadesinin şu mânaya da ihtimali vardır: Eğer savaşa ve tevhide çağrı varsa o her vakit değil bazı vakitlerdedir yahut belli bir kavme karşıdır. Allah, onların Hz. Peygambere (s.a.) icabet etmeyeceklerini ve ona inanmayacaklarını bildiği için O'nun elçisi onların iman etmelerinden ümit kesmiştir. Bu sebeple yüce Allah ona şu emri vermiştir: Onlardan yüz çevir, onlarla meşgul olma, onları davet etme, çünkü onlar inanmayacaklardır. Fakat başka kavimleri imana çağır. En doğrusunu Allah bilir.
Yorumu Yorumla
-
Fasda' (فَاصْدَعْ)
Etimolojik kökeni "s-d-a" köküne dayanır. Başındaki "fe" (öyleyse/bunun üzerine) takibiye harfi ile sülasi mücerred emir kipi olan "ısda'" fiilinin birleşiminden oluşur.
İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "sert ve katı bir şeyi (cam veya taş gibi) ikiye ayırmak, çatlatmak, yarmak ve bir gerçeği hiçbir şüpheye yer bırakmayacak şekilde şiddetle açıkça ortaya koymak" olduğunu belirtir. Sabahın karanlığı yırtarak aydınlanmasına da "sad'u's-subh" denir. Ayette, sıradan bir tebliğ kelimesi (kul/söyle) yerine "fasda'" (çatlatırcasına haykır/yar) kelimesinin seçilmesi; İslam tebliğinin artık gizli safhadan çıkıp, Mekke'nin o sağır edici şirke dayalı sükunetini "çatlatarak" yaran, muazzam bir akustik ve toplumsal patlamayı ifade eder.
Râgıb el-İsfahânî, "sad" kavramını incelerken, bunun hak ile batılı birbirinden kesin çizgilerle "ayıran" o vurucu eylem olduğunu açıklar. Hz. Peygamber'e verilen "fasda'" emri; "Hakikati öylesine gür ve net bir şekilde söyle ki, karşındaki o kaskatı küfür zırhı ve cahiliye inançları paramparça olsun (çatlasın), hak ve batıl birbirinden tamamen ayrılsın" şeklindeki o büyük ilahi talimattır.
Celaleddin el-Suyuti, ayetin nahiv (dilbilgisi) ve belagat kurgusunda bu kelimenin muazzam bir "istiâre" (metafor) barındırdığına dikkat çeker. "Fe" bağlacıyla bir önceki ayetlere yaslanan bu emir; müşriklerin alaylarına ve Kur'an'ı parçalama (ıdîn) girişimlerine karşı, Yüce Allah'ın peygamberine "Onlar ne yaparsa yapsın, sen şimdi o ilahi mesajı onların zihinlerinin tam ortasına bir balyoz gibi indir (fasda')" diyerek psikolojik ve eylemsel üstünlüğü elçisine verdiğini gramatik olarak mühürler.
Dücane Cündioğlu, kelimenin fenomenolojik ve estetik dokusuna iner. Ona göre "fasda'", varlığın uykusunu bölen, estetik ve sarsıcı bir teolojik neşterdir. Hakikat, Mekke'nin o kalın, kârlı ve şatafatlı putperest duvarlarına nazikçe dokunarak değil; "fasda'" emrinin o çatlatıcı, parçalayıcı ve sarsıcı frekansıyla vurarak kendini var etmiştir. Peygamber, sözü bir kelâm olmaktan çıkarıp, müşrik aklını "yaran" (sad' eden) ontolojik bir kılıca dönüştürmekle emrolunmuştur.
Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin kıssadaki tarihi ve siyasi şiddetine odaklanır. İslam daveti yaklaşık üç yıl boyunca "Dâru'l-Erkam"da gizlice (sirren) yürütülmüştü. Bu ayetteki "fasda'" (açıkça haykır / gerçeği yararak ilan et) emri, tebliğin gizli safhasının bittiğini; Hz. Peygamber'in Safa tepesine çıkıp Mekke aristokrasisine doğrudan meydan okuduğu o "açık ve aleni davet" sürecinin resmi ve devrimci bir fermanıdır.
Diyanet İslam Ansiklopedisi, lügatte "yar, çatlat, açıkça bildir, gerçeği pervasızca haykır, hakkı batıldan ayır" anlamlarına gelen emir fiilinin, ayetin bağlamında Hz. Peygamber'e (s.a.v.) ilahi vahyi hiçbir kınayıcının kınamasından korkmaksızın, en gür sadayla ve aleni olarak topluma ilan etmesi gerektiğini emreden o meşhur kırılma fiili olduğunu kaydeder.
Bimâ (بِمَا)
Etimolojik olarak vasıta, bitişiklik ve beraberlik bildiren "bi" (ile) harf-i ceri ile ism-i mevsul (ilgi zamiri) olan "mâ" (şey, o şey ki) edatının birleşiminden oluşur.
Celaleddin el-Suyuti, ayetin nahiv örgüsünü incelerken, buradaki "bi" harfinin "tâdiye" (geçişlilik) veya "mülâbese" (sıkı sıkıya bağlı olma) işlevi gördüğünü belirtir. "Fasda' bimâ..." (O şey ile çatlat / o şeyi açıkla) yapısındaki bu edat, peygamberin haykıracağı şeyin kendi şahsi fikirleri veya beşeri bir ideoloji olmadığını; doğrudan doğruya elindeki o mutlak "vahye tutunarak" ve onu yegâne silah (vasıta) kılarak bu eylemi gerçekleştireceğini gramatik olarak sabitler.
Diyanet İslam Ansiklopedisi, Arap dilbilgisinde "...olan şeyle, o şeyi ki" anlamlarına gelen bu edat kombinasyonunun, ayetin bağlamında Hz. Peygamber'in (s.a.v.) açıkça ilan edip tebliğ edeceği asıl muhtevayı (ilahi mesajı) işaret etmek üzere bir köprü vazifesi gördüğünü belirtir.
Tü'meru (تُؤْمَرُ)
Etimolojik kökeni "e-m-r" köküne dayanır. Muzari (şimdiki/geniş zaman), meçhul (edilgen), ikinci tekil şahıs fiilidir.
İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "bir işin yapılmasını kesin bir dille istemek, yönlendirmek, buyurmak, yücelik ve hüküm sahibi olmak" olduğunu belirtir. Emr, yasaklamanın (nehyin) mutlak zıddıdır. Fiilin "tü'meru" (sana emrediliyor / emrolunuyorsun) şeklinde meçhul (edilgen) formda gelmesi; peygamberin bu eylemde (açık tebliğde) kendi inisiyatifiyle değil, bizzat kendisinin üzerindeki o "Mutlak Âmir'in" (Allah'ın) karşı konulamaz iradesiyle hareket ettiğini gösterir.
Râgıb el-İsfahânî, "emr" kavramını incelerken, bunun üst bir makamdan alt bir makama yönelik bağlayıcı ve zorunlu bir irade beyanı olduğunu açıklar. "Emrolunduğun şeyi haykır" ibaresi, Hz. Peygamber'in tebliğ sürecindeki ontolojik konumunu netleştirir. O, sadece ilahi emrin (vahyin) kusursuz bir taşıyıcısı ve uygulayıcısıdır.
Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın ontolojik semantiğinde "emr" kavramının ilahi iradenin yeryüzüne iniş vektörü olduğunu tahlil eder. Kur'an'da Allah emreder, elçi uygular. "Tü'meru" (sana emredilen) fiili, vahyin peygamber için seçmeli bir durum değil, varoluşsal bir mecburiyet olduğunu ilan eder. Mekke müşrikleri peygamberi susturmaya çalışacaktır, ancak peygamberin iradesi kendi elinde değil, o sarsılmaz "İlahi Emr"in elindedir; emredilen şey mutlaka icra edilecektir.
Prof. Dr. Sadık Kılıç, kelimenin kelami (teolojik) boyutunu inceler. "Bimâ tü'meru" (Emrolunduğun şey ile) tamlaması, İslam davetinin temel çerçevesini (hududunu) çizer. Peygamber, davet esnasında insanların hoşuna gitsin diye mesajı esnetemez veya müşrikleri kızdırmamak için bazı ayetleri gizleyemez. O, sadece "kendisine ne emredildiyse" onu eksiksiz, fazlasız ve tavizsiz bir şekilde çatlatırcasına (fasda') ortaya koymakla yükümlüdür. Bu kelime, risalet ahlakının ve sadakatinin zirvesidir.
Diyanet İslam Ansiklopedisi, lügatte "sana emrediliyor, emrolunmaktasın, sana talimat veriliyor" anlamlarına gelen muzari edilgen fiilin, ayetin bağlamında Yüce Allah'ın Hz. Muhammed'e (s.a.v.) Cebrail vasıtasıyla ulaştırdığı o mutlak İslâm tebliğini ve tevhid mücadelesini kesin bir dille nitelediğini kaydeder.
Ve a'rıd (وَأَعْرِضْ)
Etimolojik kökeni "a-r-d" köküne dayanır. Başındaki "ve" (atıf/bağlaç) harfi ile if'al babında emir kipi olan "a'rıd" (yüz çevir) fiilinin birleşiminden oluşur.
İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "bir şeyin eni, genişliği, yan tarafı, bir şeyi ortaya koymak, sunmak veya birine yan/arka tarafını dönmek" olduğunu belirtir. "İ'râz" (if'al babında a'rıd emri), birisine yüzüyle değil, omuzunu veya yan tarafını dönerek onu dikkate almamak, sırt çevirmek, muhatabın eylemini veya sözünü bütünüyle değersizleştirip ondan uzaklaşmak demektir.
Râgıb el-İsfahânî, "i'râz" kavramını, kişinin bir şeyden zihinsel, kalbî ve bedensel olarak tamamen ilgisini kesmesi olarak tanımlar. Hz. Peygamber'e "açıkça haykır" (fasda') denildikten hemen sonra "ve yüz çevir" (ve a'rıd) denilmesi muazzam bir peygamberi stratejidir. Gerçeği haykırdıktan sonra onların seninle alay etmelerine, polemiklerine veya ucuz itirazlarına takılma; onları muhatap alıp seviyeni düşürme ve onlara "yanını/sırtını dönerek" asli görevine devam et emridir.
Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), Kur'an'ın edebi tasvir gücünü tahlil ederken, bu iki emir (fasda' ve a'rıd) arasındaki o kusursuz edebi tezada dikkat çeker. "Fasda'", varoluşu yaran son derece aktif, yüksek sesli ve agresif/hamleci bir fiildir. Buna karşılık "a'rıd" (yüz çevir/aldırış etme), tamamen pasif, sessiz ve geri çekilmeyi ifade eden bir eylemdir. Allah, peygamberin şahsında İslam'ın tebliğ metodunu bu zıtlıkla kurar: Hakikati söylerken en gür sada (hamle), cahillerin kibrine karşı ise mutlak bir sessizlik ve asil bir kayıtsızlık (i'raz).
Prof. Dr. Hidayet Aydar, kelimenin sosyolojik ve eylemsel boyutuna odaklanır. Aleni tebliğe (fasda') geçilmesiyle birlikte müşriklerin saldırıları, iftiraları ve fiziki engellemeleri başlayacaktır. "Ve a'rıd" (yüz çevir) emri, bu süreçte peygambere verilen "pasif direniş" ve "çatışmadan kaçınma" talimatıdır. Müşrikler tahrik edecek, ancak peygamber kılıç çekmeyecek veya onlarla aynı çirkin üslupla kavgaya tutuşmayacaktır. İ'raz, o dönem için en büyük psikolojik silahtır; düşmanı yok saymaktır.
Diyanet İslam Ansiklopedisi, lügatte "ve yüz çevir, sırt dön, aldırış etme, onlardan uzak dur" anlamlarına gelen if'al babındaki emir fiilinin, ayetin bağlamında Hz. Peygamber'e (s.a.v.) hakikati tebliğ ettikten sonra müşriklerin inatlarına, alaylarına ve kötülüklerine takılmadan yoluna asaletle devam etmesini emreden o kesin ilahi talimat olduğunu kaydeder.
Ani'l-müşrikîn (عَنِ الْمُشْرِكِينَ)
Etimolojik kökeni "ş-r-k" köküne dayanır. Başındaki "an" (den/dan) harf-i ceri ve belirlilik takısı (el) ile if'al babında çoğul ism-i fail (etken) formunda birleşmiştir.
İbn Fâris, bu kökün asıl manasının "bir şeyde hisse/pay sahibi olmak, ortaklık kurmak, iki şeyi birbirine karıştırmak ve tek (vahdet) olana bir benzer tayin etmek" olduğunu belirtir. Tevhidin (birlemenin) mutlak zıddıdır. Müşrik, Allah'ın yaratıcılığına, otoritesine veya sevgisine başka varlıkları (putları, melekleri, gücü, ataları) ortak koşan ve bu ortaklığı aktif bir inanç biçimi haline getiren kişidir.
Râgıb el-İsfahânî, "şirk" kavramını ikiye ayırır: Şirk-i ekber (büyük şirk / açıkça başka ilahlar edinmek) ve şirk-i asgar (küçük şirk / riya). Ayetteki "müşrikîn", Allah'a inanmakla beraber O'na aracılar (şefaatçiler) ve ortaklar koşarak Kur'an'ın o saf tevhid inancını reddeden Mekke aristokrasisini ve onların takipçilerini (organize paganları) tanımlar. "An" (den) edatıyla gelen "yüz çevirme", sadece şahıslara değil, o şirk sistemine de (ideolojiye de) ontolojik bir sırt dönüştür.
Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın anlambilimsel evreninde "şirk" kavramının teolojik ve sosyolojik çöküşünü tahlil eder. Müşrikîn (ortak koşanlar), Mekke'de sadece teolojik bir hata içinde olan masum insanlar değildir. Şirk, ekonomik rantın, kabileciliğin ve kibrin üzerine kurulduğu bir sömürü düzenidir. Yüce Allah "Müşriklerden yüz çevir" diyerek, peygamberini bu ahlaksız sosyo-ekonomik sistemden bütünüyle izole etmeyi ve yeni bir toplum (müminler) inşasına yöneltmeyi hedeflemiştir.
Gabriel Said Reynolds, "müşrik" kavramının İbrahimi teolojideki yerini inceler. Kitab-ı Mukaddes geleneğinde putperestlik (idolatry), Yaratıcı'ya yapılmış en büyük ontolojik ihanettir. Kur'an'ın peygambere verdiği "Onlardan yüz çevir" (a'rıd ani'l-müşrikîn) emri, Nuh'un, İbrahim'in ve Musa'nın kendi putperest kavimlerinden fikren ve ruhen koptuğu o büyük "ayrılış" (hicret/kopuş) geleneğinin son halkasıdır. Kutsal olan (peygamber), profan/kirli olandan (şirkten) kesin çizgilerle ayrılmalıdır.
Diyanet İslam Ansiklopedisi, lügatte "ortak koşanlardan, Allah'a eş ve benzer tanıyanlardan" anlamlarına gelen ism-i fail çoğul kelimenin, ayetin bağlamında Mekke'deki o putperest sistemin kurucuları ve savunucuları olan kitlenin ta kendisini işaret ettiğini ve peygamberin tebliğden sonra onlarla olan tüm fikrî ve hissî bağını kesmesi gerektiğini kesin bir dille nitelediğini kaydeder.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla