Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Hicr Sûresi, 93. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Hicr Sûresi, 93. Ayet

    عَمَّا كَانُوا يَعْمَلُونَ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    ‘Ammâ kânû ya’melûn(e)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      92-93. "Rabbine andolsun ki yaptıklarından dolayı muhakkak surette onların hepsini sorguya çekeceğiz!"

      Rabb'ine andolsun. Denildi ki bu beyan yüce Allah'ın yemin ifadesidir. Hepsini sorguya çekeceğiz. Bazıları demiştir ki sorguya çekilecekler yaratılmışların hepsidir. Nitekim yüce Allah şöyle buyuruyor: "Elbette kendilerine peygamber gönderilen kimseleri de, gönderilen peygamberleri de mutlaka sorgulayacağız". Yüce Allah hepsini sorgulayacak; peygamberleri, elçiliği tebliğden, peygamberlerin gönderildiği kavimler de elçilerin çağrısını kabul etmekten sorulacaklardır. Bazılar da demiştir ki: Rabb'ine and olsun ki hepsini sorguya çekeceğiz. Sorguya çekilecekler bahsi geçen Kur'an'ı bölüp parça parça yapanlar ve Resûlullah (s.a.) ve arkadaşları ile alay edenlerdir; onlara yaptıklarının sebepleri ve delillerini, elçisine ve getirdiği Kitaba yaptıkları kötü muameleye sevkeden sebebi soracak: "Niçin benim elçimi ve Kitabımı büyüye, yalana, kâhinliğe ve Allah'a iftira etmeye nispet ettiniz?" "Ne yaptınız; hangi ameli yaptınız?" diye sorulmayacaklar. Çünkü bunlar ellerine verilen kitapta yazılı olacak, onu oradan okuyacaklar. Nitekim yüce Allah şöyle buyuruyor: "Oku şimdi kitabını! Bugün kendini yargılamak üzere kendi nefsin yeter!" Rabb'ine and olsun ki hepsini sorguya çekeceğiz meâlindeki söz tehdit ve şiddetin son noktasında şiddetli bir tehdittir, çünkü bu yeminle birlikte yapılmış bir tehdittir. Yeminle birlikte yapılan her tehdit son derece şiddetlidir. Zira eğer bu tehdit bize hükümdarlarından gelseydi korkulurdu da ya Rabbimizden gelince nasıl olur?​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Ammâ (عَمَّا)

        Etimolojik olarak uzaklaşma, hakkında olma ve kaynak bildiren "an" (عَنْ) harf-i ceri (edatı) ile umum (genellik) ve kapsam bildiren ism-i mevsul (ilgi zamiri) olan "mâ" (مَا) edatının birleşiminden (idgamından) oluşur. Arapça dil kuralı gereği "nün" harfi "mim" harfine dönüşerek şeddeli bir şekilde "ammâ" halini almıştır.

        Celaleddin el-Suyuti, ayetin nahiv (dilbilgisi) ve belagat kurgusunu incelerken, bu edat kombinasyonunun bir önceki ayetteki "sorguya çekeceğiz" (nes'elennehüm) fiilinin doğrudan mef'ulüne (nesnesine) bağlanan gramatik bir köprü olduğuna dikkat çeker. Yüce Allah onları hesaba çekecektir; ancak bu hesap rastgele bir sorgu değil, doğrudan doğruya "ammâ" (o şeylerin bizzat içeriği ve mahiyeti hakkında) olacaktır. Buradaki "mâ" (o şeyler ki) ism-i mevsulu, müşriklerin dünyada işledikleri tüm cürümleri (Kur'an'ı parçalamalarını, peygamberle alay etmelerini) eksiksiz bir şekilde kapsayan, hiçbir detayı dışarıda bırakmayan "câmi" (toplayıcı) bir edattır.

        Diyanet İslam Ansiklopedisi, Arap dilbilgisinde "hakkında, ...dıkları şeylerden, o şeylere dair" anlamlarına gelen bu idgam edilmiş edatlı yapının, ayetin bağlamında ilahi mahkemedeki o sarsılmaz sorgulamanın bizzat neyin üzerine (müşriklerin hangi somut cürümlerine dair) yapılacağını kesin bir dille başlattığını kaydeder.

        Kânû (كَانُوا)

        Etimolojik kökeni "k-v-n" köküne dayanır. Nakıs mazi fiilin üçüncü çoğul formudur.

        İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "bir durumun meydana gelmesi, var olmak, bulunmak ve zaman içinde bir süreklilik/istikrar kazanmak" olduğunu belirtir. Kendisinden sonra gelen muzari (şimdiki/geniş zaman) fiiliyle (ya'melûn) yan yana kullanıldığında, bu kelime eylemin anlık veya tesadüfi olmadığını; o kavmin geçmişten beri süregelen, inatla devam ettirilen ve karakteristik bir yaşam biçimi haline dönüşen durumlarını ifade eder.

        Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin kıssadaki zamansal ve psikolojik ağırlığına odaklanır. "Kânû" (idiler / yapageldikleri) fiili, müşriklerin Kur'an'ı yalanlama ve onu parçalara ayırma (ıdîn) eyleminin geçici bir heves veya bir anlık öfke patlaması olmadığını gösterir. Onlar, peygambere karşı yürüttükleri bu düşmanlığı ve kara propagandayı uzun bir zaman dilimine yayarak, bilinçli, sistematik ve organize bir şekilde (kânû) inşa etmişlerdir. İlahi adaletin onlara soracağı hesap da işte bu "ısrarlı ve kökleşmiş" kibrin hesabı olacaktır.

        Diyanet İslam Ansiklopedisi, lügatte "...idiler, geçmişte sürekli olarak yapmaktaydılar" anlamlarına gelen nakıs fiilin, ayetin bağlamında inkarcıların Allah'ın ayetlerine karşı sergiledikleri o inatçı, organize ve kronikleşmiş ahlaki çöküş sürecine kesin bir dille işaret ettiğini kaydeder.

        Ya'melûn (يَعْمَلُونَ)

        Etimolojik kökeni "a-m-l" köküne dayanır. Muzari (şimdiki/geniş zaman) formunda, üçüncü çoğul şahıs (etken) fiilidir.

        İbn Fâris, bu kökün asıl manasının "bir işi yapmak, çalışmak, çaba sarf etmek, belirli bir gayeye yönelik olarak niyetle ve iradeyle hareket etmek" olduğunu belirtir. Ayette "kânû ya'melûn" (yapmakta oldukları/işledikleri ameller) formunda kullanıldığında, kâfirlerin peygambere ve vahye karşı ortaya koydukları o örgütlü ve bilinçli düşmanlık faaliyetlerinin tamamını kapsar.

        Râgıb el-İsfahânî, "amel" kavramını sıradan bir "fiil" (yapma) kelimesinden ayırarak inceler. Ona göre her amel bir fiildir, ancak her fiil bir amel değildir. Amel; akıl, bilinç, niyet ve irade sahibi varlıkların (insanların) kasıtlı olarak gerçekleştirdikleri eylemlerdir. Müşriklerin Kur'an'ı parçalamaları (ıdîn) ve yolları tutmaları (muktesimîn) birer şuursuz refleks değil; bizzat kendi kibrinlerinden beslenen, planlı ve iradeli birer "amel"dir. Dolayısıyla mahşerde hesaba çekilmeleri mutlak manada adildir, çünkü işledikleri suç iradidir.

        Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın ontolojik ve etik sisteminde "amel" kelimesinin eskatolojik (ahiret ve hesap) boyutuyla olan kopmaz bağını tahlil eder. Kur'an felsefesinde insanın yeryüzündeki hiçbir ameli boşlukta kaybolmaz; her eylem (amel) ontolojik bir iz bırakır ve ahirette sahibinin karşısına çıkar. "Yapmakta oldukları ameller" (ya'melûn), müşriklerin dünyada kendi elleriyle kazdıkları, ancak ahirette içine düşecekleri o varoluşsal çukurun (hesabın) temel malzemesidir. Amel, insanın kendi kaderini dokuduğu tezgahtır.

        Dücane Cündioğlu, kelimenin fenomenolojik ve estetik dokusuna iner. Ona göre "amel", insanın varlığın sessiz yüzüne attığı irade çiziğidir, ahlaki bir inşadır. Müşrikler estetik bir cinayet işleyerek Kur'an'ın bütünlüğünü bozmaya "çalışmışlar" (ya'melûn), bu uğurda efor sarf etmişlerdir. Ancak onların bu "ameli", kendi ruhlarını çirkinleştirmekten ve ilahi mahkemedeki suç dosyalarını kabartmaktan başka bir işe yaramamıştır. İlahi adalet, onları kendi ürettikleri o "çirkin amellerin" estetik ve ahlaki ağırlığı altında ezecektir.

        Prof. Dr. Sadık Kılıç, kelimenin kelami (teolojik) zeminini inceler. Yüce Allah'ın "Biz onlara yapmakta oldukları şeyleri (amellerini) soracağız" buyurması, ilahi cezanın keyfi olmadığını, bizzat kulun kendi fiillerine (amellerine) dayandığını gösteren mutlak bir adalet beyanıdır. Kul neyi "amel" etmişse (ne ekmişse), ilahi mahkemede de sadece onunla muhatap olacak, kendi iradesinin (amelinin) dışındaki hiçbir şeyden sorumlu tutulmayacaktır. Bu, Kur'an'ın sorumluluk ahlakının zirvesidir.

        Prof. Dr. Hidayet Aydar, kelimenin ayetteki sosyolojik ve tarihsel yansımasına odaklanır. "Yapmakta oldukları eylemler" (ya'melûn), Mekke'nin o kibirli aristokratlarının (Ebu Cehil, Velid bin Muğire vb.) Hz. Peygamber'i itibarsızlaştırmak için harcadıkları mesaiyi, kurdukları panayır tuzaklarını, iftira kampanyalarını ve müminlere yaptıkları işkenceleri (yani tüm o organize pratikleri) özetler. O ameller Mekke sokaklarında işlendi, ancak hesabı bizzat melekût aleminin en yüce makamında (Rabb'in huzurunda) sorulacaktır.

        Diyanet İslam Ansiklopedisi, lügatte "yapıyorlar, işliyorlar, bilinçli ve niyetli olarak eylemde bulunuyorlar" anlamlarına gelen muzari fiilin, ayetin bağlamında Kur'an'a ve peygambere karşı örgütlü bir inkar ve tahrifat yürüten o müşriklerin dünyadayken kendi özgür iradeleriyle, inatla ve planlı bir şekilde ortaya koydukları o karanlık fiilleri (cürümleri) kesin bir dille nitelediğini kaydeder.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X