اَلَّذ۪ينَ جَعَلُوا الْقُرْاٰنَ عِض۪ينَ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Hicr Sûresi, 91. Ayet
Daralt
X
-
90-91. "Nitekim biz, bölüp parçalayanları, Kur'an'ı parçalara ayıranları cezalandırdık."
Hasan-ı Basrî şöyle demiştir: Bütün ilâhî kitaplar Kur'ân'dır. Yani Allah'ın kitaplarını bölüp parça parça yaptılar. Yani tahrifte bulunarak ve değiştirerek onları birbirinden ayırdılar; kendilerine uygun olanları aldılar, uygun düşmeyenleri bozup değiştirdiler. Nitekim yüce Allah şöyle buyuruyor: "Ey peygamber! Kalpleri inanmadığı halde ağızlarıyla "iman ettik" diyenlerden ve yahudilerden küfürde yarışanlar seni üzmesin. Onlar hep yalana kulak verirler, sana gelmeyen başka bir kesimi dinler dururlar; kelimeleri konulduğu anlamlarından kaydırıp değiştirirler. "Eğer size şu verilirse hemen alın, eğer o verilmezse uzak durun" derler. Ve benzer âyetler. İşte bu, onların Kur'ân'ı bölmeleri ve sözlerini parçalamalarıdır. Yüce Allah'ın "Siz onu kâğıtlara yazıp (istediğinizi) açıklıyor, çoğunu da gizliyorsunuz"; "Ama insanlar, aralarındaki inanç bağlarını keserek gruplara ayrıldılar" meâlindeki âyet ile benzeri âyetler gibi.
Bazıları demiştir ki: Onların bölüştürmeleri şöyledir: Kureyş'ten bir topluluk, insanları Hz. Peygamber'den (s.a.) yüz çevirmek için Mekke'nin akarını (ev, toprak ve bahçe) bölüştürdüler. Onlardan bir gruba Hz. Peygamber (s.a.) sorulunca da: O bir kâhindir diyordu, başka bir grup da şair, büyücü ve delidir vb. diyordu. Idin (عِضِينَ) onların Kuran büyüdür, şiirdir, kehanettir, öncekilerin masallarıdır, Allaha yalan isnat ediyor ve benzeri sözler söylüyor, demeleridir. Bazıları da âyette takdim vardır diyor. Yani "Sana mesânî ve Kuran-ı Azîm verdik. Tevrat ve İncil'i hıristiyan ve yahudilere indirdiğimiz gibi Kur'ân'ı da sana indirdik, onlar Allah'ın Kitabını bölenlerdir; bir kısmına inandılar, bir kısmına inanmadılar. Ebû Avsece şöyle dedi: "Adaytu l-cezûr" (عضيت الجزور) denilir, yani kesilen hayvanı organlara taksim ettim demektir. Başka biri şöyle demiştir: Bu sözcük idatin (عضاه) kelimesinden alınmıştır, o da Kureyş dilinde büyü demektir. Büyücüye de "âdıh" (عاضه) denilir. İbn Kuteybe şöyle demiştir: Bunlar Kuranı bölüp Hz. Peygamber (s.a.) aleyhine parçalama ve bunu her bir yolla yaymak ve kendilerinin civarındaki yabancı kabilelere bildirmek noktasında birbiri ile anlaşma yapmışlardır"Idin (عضين) yani onu ayırdılar ve parça parça ettiler. Bir görüşe göre, Hz. Peygamber (s.a.) hakkındaki sözü ayırdılar demektir. Bu daha önce sözünü ettiğimiz mânadır. En doğrusunu Allah bilir.
Yorumu Yorumla
-
Ellezîne (الَّذِينَ)
Etimolojik olarak Arapçada "o kimseler ki, onlar ki" anlamlarına gelen, eril (müzekker) ve çoğul formda kullanılan bir ism-i mevsuldür (bağlaç/ilgi zamiridir).
Celaleddin el-Suyuti, ayetin nahiv (dilbilgisi) ve belagat kurgusunu incelerken, bu ism-i mevsulün bir önceki ayette (90. ayet) geçen "el-muktesimîn" (bölüşenler/taksim edenler) kelimesinin sıfatı veya ondan bir bedel (açıklayıcı) olarak geldiğini belirtir. Bu gramatik yapı, ilahi azabın hedefine oturtulan o "bölücü" kitlenin tam olarak kimler olduğunu, eylemlerinin ve cürümlerinin sınırlarını net bir şekilde belirlemek üzere cümleyi birbirine kopmaz bir zincirle bağlar.
Diyanet İslam Ansiklopedisi, Arap dilbilgisinde "onlar ki, o kimseler ki" anlamlarına gelen bu ism-i mevsulün, ayetin bağlamında Kur'an'a karşı organize bir iftira ve parçalama kampanyası yürüten o kibirli ve inatçı müşrik zümresini kesin bir dille işaret edip tanıttığını kaydeder.
Ce'alü (جَعَلُوا)
Etimolojik kökeni "c-a-l" köküne dayanır. Üçüncü çoğul şahıs mazi (geçmiş zaman) fiilidir.
İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "bir şeyi bir halden başka bir hale dönüştürmek, yeni bir durum ihdas etmek, kılmak, yapmak ve bir şeyi başka bir şey olarak saymak/kabul etmek" olduğunu belirtir. Ayette "ce'alü" (kıldılar / saydılar) fiili, müşriklerin Kur'an'ı fiziksel olarak yaratmalarını değil; kendi heva ve heveslerine göre ona yeni, tahrif edilmiş, asılsız ontolojik bir form biçmelerini (onu şiir, sihir veya efsane olarak "kılmalarını") ifade eder.
Râgıb el-İsfahânî, "ce'l" kavramını sıradan bir var etme (halk) eyleminden ayırarak tahlil eder. Ona göre bu kelime, mevcut olan kusursuz bir hakikati (vahyi), kibrin ve inkarın yönlendirmesiyle yepyeni ve yalan bir kalıba sokmaktır. Müşriklerin "ce'alü" fiiliyle yaptıkları şey; ilahi kelâmı kendi siyasi ve toplumsal çıkarları uğruna parçalayarak onu bambaşka bir şeymiş gibi gösterme, hakikati kendi elleriyle "yeniden kurgulama" operasyonudur.
Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin kıssadaki sosyo-psikolojik şiddetine odaklanır. Kur'an, kendi başına duran mutlak bir tebliğdir. Ancak müşrikler, "ce'alü" eylemiyle pasif bir inkarda kalmamış, doğrudan vahye müdahale etmeye yeltenerek onu bütünüyle parçalamayı ve manipüle etmeyi aktif bir "kampanyaya" dönüştürmüşlerdir. Bu fiil, onların hakikate karşı takındıkları eylemsel ve örgütlü düşmanlığı gösterir.
Diyanet İslam Ansiklopedisi, lügatte "kıldılar, yaptılar, dönüştürdüler, saydılar" anlamlarına gelen mazi fiilin, ayetin bağlamında Mekke müşriklerinin Yüce Allah'ın kitabına karşı sergiledikleri o tahrif edici, asılsız yakıştırmalarla dolu kategorize etme eylemini kesin bir dille nitelediğini kaydeder.
El-Kur'âne (الْقُرْآنَ)
Etimolojik kökeni "k-r-e" köküne dayanır. Başında belirlilik takısı (el) bulunur. Cümlede "ce'alü" fiilinin mef'ulü (nesnesi) olduğu için nasb (üstün) ile harekelenmiştir.
İbn Fâris, bu kökün asıl manasının "bir araya getirmek, toplamak, parçaları birbirine eklemek ve bir metni sese dönüştürerek (telaffuz ederek) okumak" olduğunu belirtir. Vahyin dağınık hakikatleri bir araya toplayan (cem eden) mutlak yapısından dolayı bu ismin kullanıldığını kaydeder.
Râgıb el-İsfahânî, "Kur'an" kelimesini sıradan bir okuma eyleminden ayırarak tahlil eder. O, ilahi nizamın, tevhidin, geçmişin ve geleceğin tüm kodlarını kendi içinde sarsılmaz bir organik bütünlükle "toplayan" bir metindir. Müşriklerin saldırdığı şey, sadece bir ses değil; bizzat varoluşu açıklayan bu "toplayıcı/bütünleştirici" ilahi kurgunun ta kendisidir.
Arthur Jeffery, kelimenin filolojik arkaplanını incelerken, Klasik Arapça etimolojisinin yanı sıra, dini terminolojide Süryanice "qeryana" (ayin sırasında cemaate yüksek sesle okunan, yekpare kutsal metin / lectionary) kelimesiyle olan bağına işaret eder. Kur'an, İbrahimi geleneğin en üstün, tamamlanmış ve okunmak üzere yeryüzüne inmiş mutlak "Metni"dir. Müşriklerin bu kelimeye yönelik saldırısı, aslında o büyük "kutsal metin" otoritesini dekonstrüksiyona (yapıbozuma) uğratma çabasıdır.
Theodor Nöldeke, Kur'an'ın etimolojisi üzerine yaptığı çalışmalarda bu Süryanice "qeryana" akrabalığını güçlü bir şekilde savunur. Nöldeke'ye göre Kur'an, sıradan bir Arap şiiri veyağınık bir hitabet değil, başından beri bütüncül bir "kutsal okuma/kitap" (scripture) olma bilinciyle gelmiştir. İşte müşriklerin "bölen/parçalayan" tavrı tam da bu ilahi "bütünlük/kitap" iddiâsına karşı geliştirilmiş bir dirençtir.
Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın anlambilimsel evreninde bu kelimenin taşıdığı o muazzam semantik bütünlüğü tahlil eder. Kur'an, yeryüzüne inmiş kusursuz bir anlam ağıdır. Her bir kelime, diğerini destekleyen bir mimariye sahiptir. Müşrikler, işte bu kusursuz mimariyi (el-Kur'âne) hedef almış, onun o ilahi bütünlüğünü bozarak sıradan, seküler bir formata (şiire, kahinliğe) indirgemeye çalışmışlardır.
Diyanet İslam Ansiklopedisi, lügatte köken itibarıyla "okumak, toplamak, bir araya getirmek" anlamlarına gelen bu kelimenin, ayetin bağlamında Yüce Allah'ın indirdiği, parçalanamaz ve tahrif edilemez bir organik bütünlüğe sahip olan o mutlak ilahi kelâmı nitelediğini kaydeder.
Idîn (عِضِينَ)
Etimolojik kökeni hususunda dilbilimciler iki temel köke işaret eder: Ya "bir şeyi kesip parçalamak, uzuvlara ayırmak" anlamına gelen "a-d-v" (عضو) köküne ya da "yalan söylemek, asılsız iftira atmak, sihir/büyü" anlamına gelen "a-d-h" (عضه) köküne dayanır. Kelime, "ıdah" (parça / yalan) isminin çoğulu olup cümlenin ikinci mef'ulü (veya hal'i) konumundadır.
İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "bir ağacı dallarına ayırmak, kesilmiş bir koyunu kemiklerinden ve eklemlerinden parça parça edip uzuvlarına (aza) ayırmak" olduğunu belirtir. Aynı zamanda bu kök, "insanlar arasına fitne sokmak için uydurulan yalan ve asılsız parçalar" anlamında da kullanılır. "Idîn" kelimesi, Kur'an'ı insafsızca "kasap gibi doğrayarak" lime lime eden, onun anlam bütünlüğünü parçalayıp (uzuvlarına ayırıp) her bir parçasına ayrı bir yalan (sihir, şiir, masal) yaftası vuran o vahşi epistemolojik katliamı ifade eder.
Râgıb el-İsfahânî, "ıdah" (çoğulu ıdîn) kavramını, vahdeti (birliği) kasten ve yalanla tahrip etmek olarak tahlil eder. Müşrikler Kur'an'ın tamamını inkar etmekle kalmamışlar; onu "kısım kısım ayırmışlardır". Bir ayete bakıp "bu şair sözüdür", diğerine bakıp "bu büyücü kâhin sözüdür", bir başkasına "eskilerin efsaneleridir" diyerek vahyi bütünüyle çelişkili ve derme çatma bir metinmiş gibi göstermeye çalışmışlardır. Onlar, Kur'an'ı "ıdîn" (parça parça iftiralar) kılmışlardır.
Celaleddin el-Suyuti, ayetin nahiv ve belagat kurgusunu incelerken, bu kelimenin cümlenin sonunda bıraktığı o sarsıcı anlambilimsel yıkıma dikkat çeker. "Ce'alü" fiilinin ikinci nesnesi olan "ıdîn", eylemin ulaştığı feci boyutu gösterir. Onlar Yüce Kur'an'ı alıp, adeta pazar yerinde paylaşılan et parçaları (a'zâ/ıdîn) gibi sağa sola savurmuş, ilahi kelâmın o sarsılmaz şerefine karşı örgütlü bir iftira operasyonu düzenlemişlerdir.
Gabriel Said Reynolds, "ıdîn" (parçalara ayırma / yalanlama) kavramının İbrahimi polemiklerdeki (özellikle Kitab-ı Mukaddes tefsirlerindeki) arka planını inceler. İnkarcı zihniyetin en belirgin özelliği, peygamberin getirdiği kitabın ilahi kaynağını reddetmek için onu beşeri formlara (şarkı, büyü, mitoloji) "bölerek" sıradanlaştırmasıdır. Kur'an, kendi metnine yönelik bu parçalama (deconstructive) saldırısını "ıdîn" kelimesiyle tarihe mutlak bir ahlaksızlık ve edepsizlik olarak kaydeder.
Dücane Cündioğlu, kelimenin fenomenolojik ve estetik dokusuna iner. Ona göre "ıdîn", estetik bir cinayettir. Kur'an, lafzı ve manasıyla kusursuz, canlı, nefes alan bir vücuttur. Müşriklerin bu kitabı "ıdîn" (parçalar/uzuvlar) kılması, yaşayan ve sarsılmaz bir estetik bedeni baltalarla kesip parçalamaya çalışmaktır. Güzelliğe (cemâle) tahammül edemeyen kibirli zihin, onu yalanlarla (şiir, sihir diyerek) parçalayarak kendini korumaya çalışır. "Idîn", varlığın o kutsal bütünlüğüne yapılan saldırının kelimesidir.
Prof. Dr. Hidayet Aydar, kelimenin kıssadaki sosyolojik ve eylemsel boyutuna odaklanır. "Idîn" (kısım kısım bölenler / yalan katanlar), doğrudan Mekke'deki bir hadiseye dayanır. Velid bin Muğire liderliğindeki müşrikler, Hac mevsiminde şehre gelen Arapların Hz. Peygamber'den etkilenmemesi için yolları tutmuş (muktesimîn); her biri ayrı bir köşede Kur'an'ı farklı bir yalanla (biri sihir, diğeri şiir, öteki masal diyerek) parçalamış ve dezenformasyon yapmıştır. Bu eylem, hakikati böl-parçala-yönet taktiğiyle boğma girişimidir.
Diyanet İslam Ansiklopedisi, lügatte "kısımlar, parçalar, yalanlar, iftiralar, asılsız sözler, sihirler" anlamlarına gelen bu çoğul ismin, ayetin bağlamında Mekke müşriklerinin Kur'an'ı Kerim'in o kusursuz organik bütünlüğünü bozarak, ayetleri kendi işlerine geldiği gibi parçalara ayırmalarını ve her bir parçasına "sihir, şiir, efsane" diyerek asılsız iftiralarda bulunmalarını kesin bir dille nitelediğini kaydeder.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla