Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Hicr Sûresi, 90. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Hicr Sûresi, 90. Ayet

    كَمَٓا اَنْزَلْنَا عَلَى الْمُقْتَسِم۪ينَۙ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Kemâ enzelnâ ‘alâ-lmuktesimîn(e)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      90-91. "Nitekim biz, bölüp parçalayanları, Kur'an'ı parçalara ayıranları cezalandırdık."

      Hasan-ı Basrî şöyle demiştir: Bütün ilâhî kitaplar Kur'ân'dır. Yani Allah'ın kitaplarını bölüp parça parça yaptılar. Yani tahrifte bulunarak ve değiştirerek onları birbirinden ayırdılar; kendilerine uygun olanları aldılar, uygun düşmeyenleri bozup değiştirdiler. Nitekim yüce Allah şöyle buyuruyor: "Ey peygamber! Kalpleri inanmadığı halde ağızlarıyla "iman ettik" diyenlerden ve yahudilerden küfürde yarışanlar seni üzmesin. Onlar hep yalana kulak verirler, sana gelmeyen başka bir kesimi dinler dururlar; kelimeleri konulduğu anlamlarından kaydırıp değiştirirler. "Eğer size şu verilirse hemen alın, eğer o verilmezse uzak durun" derler. Ve benzer âyetler. İşte bu, onların Kur'ân'ı bölmeleri ve sözlerini parçalamalarıdır. Yüce Allah'ın "Siz onu kâğıtlara yazıp (istediğinizi) açıklıyor, çoğunu da gizliyorsunuz"; "Ama insanlar, aralarındaki inanç bağlarını keserek gruplara ayrıldılar" meâlindeki âyet ile benzeri âyetler gibi.

      Bazıları demiştir ki: Onların bölüştürmeleri şöyledir: Kureyş'ten bir topluluk, insanları Hz. Peygamber'den (s.a.) yüz çevirmek için Mekke'nin akarını (ev, toprak ve bahçe) bölüştürdüler. Onlardan bir gruba Hz. Peygamber (s.a.) sorulunca da: O bir kâhindir diyordu, başka bir grup da şair, büyücü ve delidir vb. diyordu. Idin (عِضِينَ) onların Kuran büyüdür, şiirdir, kehanettir, öncekilerin masallarıdır, Allaha yalan isnat ediyor ve benzeri sözler söylüyor, demeleridir. Bazıları da âyette takdim vardır diyor. Yani "Sana mesânî ve Kuran-ı Azîm verdik. Tevrat ve İncil'i hıristiyan ve yahudilere indirdiğimiz gibi Kur'ân'ı da sana indirdik, onlar Allah'ın Kitabını bölenlerdir; bir kısmına inandılar, bir kısmına inanmadılar. Ebû Avsece şöyle dedi: "Adaytu l-cezûr" (عضيت الجزور) denilir, yani kesilen hayvanı organlara taksim ettim demektir. Başka biri şöyle demiştir: Bu sözcük idatin (عضاه) kelimesinden alınmıştır, o da Kureyş dilinde büyü demektir. Büyücüye de "âdıh" (عاضه) denilir. İbn Kuteybe şöyle demiştir: Bunlar Kuranı bölüp Hz. Peygamber (s.a.) aleyhine parçalama ve bunu her bir yolla yaymak ve kendilerinin civarındaki yabancı kabilelere bildirmek noktasında birbiri ile anlaşma yapmışlardır"Idin (عضين) yani onu ayırdılar ve parça parça ettiler. Bir görüşe göre, Hz. Peygamber (s.a.) hakkındaki sözü ayırdılar demektir. Bu daha önce sözünü ettiğimiz mânadır. En doğrusunu Allah bilir.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Kemâ (كَمَا)

        Etimolojik olarak benzetme ve analoji (teşbih) bildiren "ke" (gibi, tıpkı) harf-i ceri ile ism-i mevsul (ilgi zamiri) veya masdariyye işlevi gören "mâ" (şey / ...olduğu gibi) edatının birleşiminden oluşur.

        Celaleddin el-Suyuti, ayetin nahiv (dilbilgisi) ve belagat kurgusunu incelerken, bu edat kombinasyonunun cümlenin önceki ayetlerle kurduğu sarsılmaz kopçaya (irtibata) dikkat çeker. "Tıpkı... indirdiğimiz gibi" anlamındaki bu yapı, Hz. Peygamber'in uyarıcılık vasfını (bir önceki ayetteki 'Nezîr-i Mübîn' sıfatını), geçmişteki isyankâr topluluklara veya kitabı tahrif edenlere (bölücülere) inen ilahi azaba/hükme gramatik bir köprüyle bağlar. Eylem, tarihsel bir süreklilik kazanır.

        Diyanet İslam Ansiklopedisi, Arap dilbilgisinde "tıpkı, ...gibi, nasıl ki" anlamlarına gelen bu edatın, ayetin bağlamında ilahi tehdidin veya vahyin geçmiş kavimlerdeki (muktesimîn) tecellisi ile şu anki müşriklere yönelik uyarısı arasında kesin bir dille benzerlik ve paralellik kurduğunu belirtir.

        Enzelnâ (أَنْزَلْنَا)

        Etimolojik kökeni "n-z-l" köküne dayanır. Başında atıf veya başlangıç harfi olmadan doğrudan if'al babında birinci çoğul şahıs mazi (geçmiş zaman) fiilidir.

        İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "yüksek bir makamdan veya yerden aşağıya doğru inmek, konaklamak, düşmek ve yerleşmek" olduğunu belirtir. İf'al babındaki "inzâl" eylemi, bir nesnenin (yağmurun, kitabın veya azabın) iradi ve mutlak bir güç tarafından yukarıdan aşağıya, yani melekût aleminden yeryüzünün ontolojik zeminine sert ve kesin bir şekilde ulaştırılmasıdır.

        Râgıb el-İsfahânî, "nüzul" ve "inzâl" kavramlarını incelerken, bunun sıradan bir mekansal yer değiştirmeden ziyade, ilahi iradenin beşeri düzleme müdahalesi olduğunu açıklar. Yüce Allah'ın "Biz indirdik" (enzelnâ) buyurması, indirilen şeyin (ister vahiy ister azap olsun) bizzat Tanrı'nın mutlak tasarrufunda olduğunu ve yeryüzündeki hiçbir beşeri gücün bu "inişi" engelleyemeyeceğini ifade eder.

        Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin kıssadaki kelami ağırlığına ve ironisine odaklanır. "Enzelnâ" (biz indirdik) fiili, failin (öznenin) Allah olmasının verdiği o muazzam teolojik ağırlığı taşır. Kâfirler kendi seküler "yükselişleriyle" (kibirleriyle) övünürken; Allah, onların üzerine kendi hükmünü (veya azabını) "indirerek" (inzâl), o sahte yüksekliği sıfırlar.

        Diyanet İslam Ansiklopedisi, lügatte "biz indirdik, yukarıdan aşağıya ulaştırdık, gönderdik" anlamlarına gelen if'al babındaki fiilin, ayetin bağlamında Yüce Allah'ın kendi katından geçmişteki o bölücülere/isyankârlara (muktesimîne) yönelik gerçekleştirdiği ilahi müdahaleyi veya azabı kesin bir dille nitelediğini kaydeder.

        Ale'l-muktesimîn (عَلَى الْمُقْتَسِمِينَ)

        Etimolojik olarak üstünlük ve hedef bildiren "alâ" (üzerine) harf-i ceri ile "k-s-m" kökünden türeyen, başında belirlilik takısı (el) bulunan ifti'al babında çoğul ism-i fail "muktesimîn" kelimesinin birleşiminden oluşur.

        İbn Fâris, "k-s-m" kökünün asıl manasının "bir şeyi parçalara ayırmak, paylara bölmek, bütünü dağıtmak ve kendi aralarında yeminleşmek (kasem)" olduğunu belirtir. İfti'al babındaki "muktesim" (çoğulu muktesimîn), eylemi kendi menfaati doğrultusunda planlı ve ortaklaşa yapan faildir. Ayette bu kelime, ilahi hakikati (vahyi) yekpare bir bütün olarak kabul etmeyip, onu kendi heva ve heveslerine göre parça parça edenleri, ya da kötülük yapmak üzere kendi aralarında yeminleşip organize olan o kibirli zümreleri ifade eder.

        Râgıb el-İsfahânî, "kısm" ve "taksim" kavramını, bütünü (vahdeti) bozarak parçalamak olarak tahlil eder. İlahi kelâm (Kur'an veya önceki kitaplar) kusursuz bir bütündür. "Muktesimîn", bu ayetlerin bir kısmına inanıp bir kısmını inkar eden (Yahudi ve Hristiyanlar) yahut Kur'an'a "şiir, sihir, kehanet, efsane" diyerek onu dünyevi kategorilere bölen müşriklerin o parçalayıcı eylemini niteler. Bu, vahyin bütünlüğüne yapılmış açık bir epistemolojik saldırıdır.

        Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın anlambilimsel evreninde "muktesimîn" (bölenler/taksim edenler) kavramının, vahyi kategorize etme eylemi ile teolojik parçalanma (şirk) arasındaki bağını inceler. Hakikat tek ve mutlak bir merkezden gelir; ancak inkarcı zihin, bu mutlak merkeze teslim olmak yerine onu kendi rasyonel veya müşrik şablonlarına göre "taksim eder". "Bölücüler" (muktesimîn), ilahi kelâmın o sarsıcı etkisini azaltmak için onu farklı etiketlere bölerek devalüasyona (değersizleştirmeye) uğratan o kibirli aklın Kur'ani adıdır.

        Prof. Dr. Hidayet Aydar, kelimenin tarihi, sosyolojik ve eylemsel zeminine odaklanır. Ayetteki bu kelime (bölüşenler/yeminleşenler), Mekke dönemindeki spesifik bir organize kötülüğe işaret eder. Müşriklerin lider kadrosu, hac mevsiminde Mekke'ye gelen yabancıların Hz. Peygamber'le görüşmesini engellemek için şehrin giriş yollarını kendi aralarında paylaşıp "taksim etmişlerdi" (muktesimîn). Her biri bir yolun başına geçip, gelen kervanlara Hz. Peygamber hakkında organize iftiralar atıyorlardı. "Enzelnâ ale'l-muktesimîn" (Biz o yolları paylaşanların/bölücülerin üzerine de azap indirdik), hakikati engellemek için kurulan o beşeri koalisyonların ilahi irade karşısında nasıl ezileceğinin ilanıdır.

        Dücane Cündioğlu, kelimenin fenomenolojik ve estetik dokusuna iner. Ona göre "taksim etmek", hakikatin o muazzam ve yekpare estetiğini (bütünlüğünü) tahrip etmektir. İlahi söz (Kur'an) kusursuz bir varoluşsal senfonidir. "Muktesimîn", bu ilahi bütünlüğe tahammül edemeyip onu "bu şiirdir, şu sihirdir" diyerek cımbızlayan, anlamın görkemini zedelemeye çalışan o estetik körlüğü (ve ahlaki parçalanmayı) temsil eder. Bütünlüğü bozanlar, ilahi azapla bizzat kendi bütünlüklerini kaybedeceklerdir.

        Diyanet İslam Ansiklopedisi, lügatte "kendi aralarında taksim edenler, kısımlara ayıranlar, yeminleşenler, pay edinenler" anlamlarına gelen ism-i fail çoğul kelimenin, ayetin bağlamında Kur'an'ı kendi heveslerine göre sınıflandırıp tahrif edenleri, inananlara karşı yeminleşerek iş bölümü yapan organize müşrik gruplarını veya ilahi kitapları parçalayan ehl-i kitabın o bölücü tavrını kesin bir dille nitelediğini kaydeder.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X